Aynı kişi, farklı kimlik durumlarında hem görebilir hem de göremeyebilir mi? “Gözlerimiz çevremizdeki görüntüleri eksiksiz biçimde algılar mı, yoksa gördüğümüz dünya beynin bu bilgiyi nasıl işlediğine göre mi şekillenir?”

Bu soru ilk bakışta bilim kurgu gibi görünebilir. Ancak tıp literatüründe bildirilen sıra dışı bir vaka, görmenin yalnızca gözlerin ışığı algılamasıyla açıklanamayacağını; görsel yolların, dikkat süreçlerinin ve bilincin de bu deneyimde rol oynadığını düşündürüyor.
Söz konusu vaka ilk kez 2007’de Almanca yayımlanmış, aynı hasta ve bulgular 2015’te İngilizce bir makalede yeniden ve daha ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Dolayısıyla kaynaklar iki ayrı vakayı değil, aynı olgunun farklı tarihlerdeki bilimsel sunumlarını içermektedir. [1][2]
On beş yıl boyunca kör olduğu düşünülen hasta
Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu tanısı bulunan kadın hasta, yaklaşık 15 yıl boyunca kortikal körlük tanısıyla izlenmişti. Yapılan incelemelerde gözlerde ve periferik görme sisteminde körlüğü açıklayabilecek belirgin bir yapısal bozukluk gösterilememişti.
Başlangıçta kortikal körlük olarak değerlendirilen tablo, ilerleyen dönemde işlevsel görme kaybı çerçevesinde yeniden yorumlandı. Dikkat çekici gelişme ise hastanın psikoterapi sürecinde ortaya çıktı.
Hasta bazı kimlik durumlarındayken çevresini görebiliyor, bazı kimlik durumlarında ise hiçbir şey göremediğini bildiriyordu. Görme yetisi önce yalnızca birkaç kimlik durumunda geri döndü. Daha sonra gören ve görmeyen durumlar arasında saniyeler içinde geçişler yaşanabildiği gözlendi. [1][2]
Bu farklılık yalnızca hastanın anlatımına dayanmıyordu. Kimlik durumları arasındaki değişime, örüntü görsel uyarılmış potansiyel kayıtlarında da fizyolojik bir karşılık gözlendi.
Görsel uyarılmış potansiyeller ne gösterdi?
Görsel Uyarılmış Potansiyel —Visual Evoked Potential, VEP— görsel bir uyaranın ardından görme yollarında oluşan elektriksel yanıtları saçlı deri üzerinden kaydeden elektrofizyolojik bir yöntemdir.
Hastanın “görmeyen” kimlik durumları etkinken örüntü VEP yanıtları alınamazken, “gören” kimlik durumlarında normal ve kararlı yanıtlar kaydedildi. Kimlik durumları arasında saniyeler içinde gerçekleşen geçişlere VEP yanıtlarındaki değişimin de eşlik etmesi araştırmacıların dikkatini çekti. [1][2]
Ancak bu bulgunun sınırları doğru anlaşılmalıdır. VEP, bilinçli görme deneyimini doğrudan ölçmez ve görsel bilginin beynin tam olarak hangi noktasında engellendiğini tek başına göstermez. VEP incelemesi, işlevsel görme kaybını görme yolundaki organik bir bozukluktan kendi başına ayıramaz.
Araştırmacılar, görsel bilginin erken bir sinirsel aşamada; muhtemelen talamus veya erken görsel yollar düzeyinde üstten aşağı bir düzenlemeyle baskılanmış olabileceğini öne sürdü. Bununla birlikte bu açıklama, kanıtlanmış bir mekanizma değil, vaka bulgularına dayanan bilimsel bir hipotezdir. [1]
Bu vaka bize ne anlatıyor?
Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu; benlik algısı ve eylemlilik duygusunda belirgin kesintilerle seyreden, iki veya daha fazla farklı kimlik durumunun ve çoğu zaman yineleyici bellek boşluklarının görülebildiği karmaşık bir ruhsal bozukluktur.
Burada “kimlik durumu” ifadesinin, aynı bedende birbirinden bağımsız birden fazla insan bulunduğu anlamına gelmediğini özellikle belirtmek gerekir. Farklı kimlik durumlarında kişinin davranışları, anıları, duyguları, algıları ve bedensel işlevleri değişkenlik gösterebilir.
Bozukluk, özellikle ağır ve tekrarlayan çocukluk çağı travmalarıyla sık ilişkilendirilmekle birlikte ortaya çıkış mekanizmaları konusunda bilimsel tartışmalar sürmektedir.
Bu olgudaki körlük, gözlerdeki yapısal bir hasardan çok işlevsel nörolojik mekanizmalarla açıklanmıştır. Güncel terminolojide “işlevsel görme kaybı” ifadesi tercih edilse de kaynak makalelerde “psikojenik körlük” kavramı kullanılmıştır.
Araştırmacıların yorumuna göre beyin, görsel bilgiyi erken bir işleme aşamasında güçlü biçimde baskılayabiliyor olabilir. Başka bir ifadeyle gözün ışığı algılayan yapıları belirgin bir hasar göstermese bile görsel bilgi normal bilinçli görme deneyimine dönüşmeyebilir.
Bu sonuç, psikiyatrik ve nörolojik süreçlerin birbirinden bütünüyle bağımsız olmadığını; dikkat, bilinç ve kimlik durumlarıyla ilişkili süreçlerin bazı nörolojik işlevlere eşlik edebileceğini düşündürüyor.
Bulgular neden temkinli yorumlanmalı?
Bu çalışma tek bir hastaya ait vaka bildirimidir. Kontrollü bir araştırma değildir ve sonuçları Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu bulunan diğer kişilere genellenemez.
Vakanın 2007 ve 2015 yıllarında iki ayrı makalede ele alınmış olması, bulguların iki bağımsız hasta grubunda tekrarlandığı anlamına gelmez. Her iki yayın da aynı hastaya dayanmaktadır.
Ayrıca VEP kayıtları; kişinin dikkati, uyanıklık düzeyi, gözlerini odaklama biçimi ve inceleme sırasındaki iş birliği gibi etkenlerden etkilenebilir. Araştırmacılar bu değişkenleri mümkün olduğunca kontrol etmeye çalışmış olsa da olası karıştırıcı etkilerin tamamen dışlanamayacağını belirtmiştir. [1][2]
Vaka, benzer durumdaki kişilerin bilinçli veya istemli biçimde görmelerini açıp kapatabildiğini kanıtlamaz. İşlevsel nörolojik belirtiler kişinin tercihiyle ortaya çıkan, taklit edilen veya “yalnızca düşünerek” ortadan kaldırılabilen belirtiler değildir.
Bu bulgular yeni bir tedaviyi de kanıtlamamaktadır. Psikoterapi sırasında görmenin kademeli biçimde geri dönmesi dikkat çekici olsa da tek bir vaka üzerinden belirli bir tedavinin etkili olduğu sonucuna varılamaz.
Bilimsel mesaj
Bu olgu, Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu olan her bireyde görülen bir durumu anlatmıyor. Literatürde son derece nadir bildirilmiş, istisnai bir vakayı temsil ediyor.
Bununla birlikte vaka, görmenin yalnızca gözlerden ibaret olmadığını gösteren dikkat çekici bir örnek sunuyor. Görme; gözün ışığı algılayan yapılarıyla başlayan, görsel yolların bu bilgiyi taşıması ve beynin onu işlemesiyle devam eden karmaşık bir süreçtir.
Bu nedenle “İnsan yalnızca gözleriyle değil, beyniyle görür” cümlesi genel anlamda doğrudur. Ancak bu vakadan hareketle zihnin isteğe bağlı olarak gözleri “açıp kapattığı” veya psikolojik gücün organik körlüğü iyileştirebildiği sonucu çıkarılmamalıdır.
Belki de cevaplamamız gereken asıl soru şudur:
Gerçeklik yalnızca gözlerimize ulaşan görüntü müdür, yoksa beynimizin o görüntüyü işleyerek oluşturduğu deneyim mi?
Kaynaklar
Strasburger H, Waldvogel B. Sight and blindness in the same person: Gating in the visual system. PsyCh Journal. 2015;4(4):178–185. doi: 10.1002/pchj.109⁠
Waldvogel B, Ullrich A, Strasburger H. Blind und sehend in einer Person: Schlussfolgerungen zur Psychoneurobiologie des Sehens. Der Nervenarzt. 2007;78(11):1303–1309. doi: 10.1007/s00115-007-2309-x⁠