Son yıllarda birçok insan güne telefon ekranına bakarak başlıyor ve günü yine aynı ekranın karşısında bitiriyor.
Haber bildirimleri, sosyal medya paylaşımları, ekonomik belirsizlikler, afet görüntüleri, savaş haberleri, toplumsal olaylar ve sürekli değişen gündem, zihnimizi neredeyse hiç durmadan meşgul ediyor. Bir şeyleri kaçırmamak, olan bitenden haberdar olmak ve hazırlıksız yakalanmamak istiyoruz. Fakat bu sürekli takip hâli, bir noktadan sonra bizi bilgilendirmekten çok yormaya başlıyor.
Bugün birçok kişi farkında olmadan olumsuz haberlerin içinde uzun süre kayboluyor. Bir habere bakarken başka bir gelişmeye geçiyor, ardından sosyal medyada yorumları okuyor, sonra yeni bir video izliyor ve bu döngü uzayıp gidiyor. Bu davranış bazen “sadece gündemi takip ediyorum” gibi görünse de aslında zihinsel ve duygusal olarak oldukça yorucu bir sürece dönüşebiliyor.
Psikolojide bu durum çoğu zaman kaygı, kontrol ihtiyacı ve belirsizliğe tahammül etme güçlüğüyle ilişkilidir. İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz. Kötü bir şey olacak mı, ekonomi nasıl etkilenecek, güvenli miyiz, gelecekte ne olacak gibi sorular zihni sürekli meşgul eder. Kişi bu sorulara cevap bulmak için daha fazla haber takip eder. İlk anda biraz rahatlamış gibi olur; çünkü bilgi almak kontrol hissi verir. Ancak yeni bilgiler çoğu zaman yeni kaygılar üretir. Böylece kişi yeniden kontrol etme ihtiyacı hisseder.
Bu döngü zamanla kişinin ruhsal dengesini zorlayabilir. Sürekli kötü haber takip eden kişilerde huzursuzluk, iç sıkıntısı, uykuya dalmakta güçlük, odaklanma problemleri, çabuk sinirlenme, yorgunluk ve bedensel gerginlik görülebilir. Bazen kişi yalnızca zihinsel olarak değil, bedensel olarak da alarm hâlinde yaşar. Omuzlarda kasılma, mide sıkışması, kalp çarpıntısı, nefesin daralması ya da baş ağrısı gibi belirtiler ortaya çıkabilir.
Burada önemli olan nokta şudur: Zihin, izlediği her görüntünün gerçek hayatta o anda kendi başına geldiğini ayırt etmekte her zaman başarılı değildir. Bir afet görüntüsü, bir saldırı haberi ya da yoğun öfke içeren bir sosyal medya paylaşımı, bedende gerçek bir tehdit varmış gibi tepki oluşturabilir. Kişi evinde, işinde ya da okulunda güvende olsa bile sinir sistemi sürekli tehlike algısıyla çalışabilir.
Sürekli kötü haber takip etmenin bir başka etkisi de kişinin dünyaya bakışını değiştirmesidir. Gündemin büyük bir kısmı krizler, kayıplar, çatışmalar ve belirsizliklerden oluştuğunda, kişi zamanla dünyanın tamamen güvensiz bir yer olduğuna inanmaya başlayabilir. Bu durum umutsuzluğu artırabilir. İnsan ilişkilerine, geleceğe, topluma ve kendi yaşamına dair güven duygusu zayıflayabilir.
Bazı kişiler için bu takip hâli aynı zamanda suçluluk duygusuyla da bağlantılıdır. “Dünyada bu kadar şey olurken ben nasıl rahat edebilirim?”, “Gündemi takip etmezsem duyarsız biri olur muyum?”, “İnsanlar acı çekerken benim iyi hissetmem yanlış mı?” gibi düşünceler kişiyi sürekli olumsuz içeriklere maruz kalmaya itebilir. Oysa duyarlı olmak, kendini sürekli yıpratmak anlamına gelmez. Bir insanın dünyadaki acılara karşı hassas olması değerlidir; ancak bu hassasiyetin sürdürülebilir olması için kişinin kendi ruhsal sınırlarını da koruması gerekir.
Psikoterapi açısından bu konu oldukça önemlidir. Çünkü danışanın haberlerle, sosyal medyayla ve dijital dünyayla kurduğu ilişki, çoğu zaman onun kaygı düzeyi, kontrol ihtiyacı ve güven algısı hakkında önemli ipuçları verir. Bir kişi telefonu en çok hangi anlarda kontrol ediyor? Kötü haberleri izledikten sonra ne hissediyor? Takip etmediğinde aklından hangi düşünceler geçiyor? Haberleri okumak onu gerçekten bilgilendiriyor mu, yoksa daha fazla mı yoruyor? Bu sorular, kişinin kendi döngüsünü fark etmesine yardımcı olabilir.
Burada amaç gündemden tamamen kopmak değildir. Elbette dünyada ne olup bittiğini bilmek, toplumsal olaylara duyarlı olmak ve gelişmeleri takip etmek önemlidir. Ancak mesele, bu takibin kişinin hayatını ne kadar ele geçirdiğidir. Haber takip etmek bilgilendirici bir davranış olmaktan çıkıp sürekli kaygıyı besleyen bir alışkanlığa dönüşüyorsa, burada durup bakmak gerekir.
Daha sağlıklı bir denge için kişinin kendisine bazı sınırlar koyması faydalı olabilir. Örneğin haberleri günün belirli saatlerinde takip etmek, yatmadan hemen önce olumsuz içeriklerden uzak durmak, sosyal medyada sürekli kriz içerikleri paylaşan hesapları sınırlamak, bedenin verdiği gerginlik sinyallerini fark etmek ve gün içinde ekran dışı alanlara zaman ayırmak bu süreci destekleyebilir. Küçük gibi görünen bu düzenlemeler, zihnin sürekli alarm hâlinden çıkmasına yardımcı olabilir.
Ayrıca kişinin kendisine şu soruyu sorması önemlidir: “Şu anda bilgi mi alıyorum, yoksa kaygımı yatıştırmaya mı çalışıyorum?” Eğer kişi aynı konuyla ilgili defalarca içerik tüketiyor, buna rağmen rahatlamıyor ve daha da huzursuz oluyorsa, burada bilgi ihtiyacından çok kaygı döngüsü devrede olabilir.
Ruh sağlığını korumak, dünyadan kopmak anlamına gelmez. Aksine, daha dengeli, daha dayanıklı ve daha sağlıklı bir şekilde dünyayla temas kurabilmek anlamına gelir. Sürekli kötü haberlere maruz kalmak bizi daha bilinçli yapmayabilir; bazen yalnızca daha yorgun, daha çaresiz ve daha kaygılı hâle getirebilir.
Bu yüzden dijital çağda psikolojik iyi oluşun önemli parçalarından biri de neye, ne kadar ve hangi ruh hâliyle maruz kaldığımızı fark etmektir. İnsan zihni sınırsız kriz akışını taşıyacak şekilde tasarlanmamıştır. Bazen telefonu bırakmak, gündemden kısa süreliğine uzaklaşmak, nefes almak, yürümek, sevdiklerimizle konuşmak ya da yalnızca sessiz kalmak bir kaçış değil; ruhsal bir ihtiyaçtır.
Kötü haberleri tamamen yok sayamayız. Ancak onlarla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düzenleyebiliriz. Çünkü insanın dünyayı takip etmeye olduğu kadar, kendi iç dünyasını korumaya da ihtiyacı vardır.