Deprem denildiğinde çoğu zaman akla yıkılan binalar, arama-kurtarma çalışmaları ve kayıplar gelir. Oysa depremin en uzun süren etkisi, insanın “güvendeyim” duygusunun sarsılmasıdır.
Sarsıntı anında beyin hayatta kalma moduna geçer. Kalp atışı hızlanır, nefes sıklaşır, kaslar gerilir. Kimi donar, kimi kaçmaya çalışır, kimi de ne yaptığını sonradan hatırlamakta zorlanır. Bu tepkiler karakterle değil, sinir sisteminin otomatik savunma mekanizmalarıyla ilgilidir.
Deprem Biter, Beden Bitirmeyebilir
Deprem sona erdiğinde bile beden tehlikenin geçtiğine hemen ikna olmaz.
En ufak seste irkilme, uykuya dalamama, kabuslar, ani bir görüntü ya da sesle o ana geri dönmüş gibi hissetme, sürekli “ya yine olursa” düşüncesi sık görülür. Evde yalnız kalamama, yüksek katlardan kaçınma, kalabalıkta panikleme, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, göğüs sıkışması ya da mide bulantısı da tabloya eşlik edebilir.
Bu belirtiler çoğu zaman “normal olmayan bir olaya verilen normal tepkiler”dir. Kişinin zayıflığını değil, yaşanan olayın büyüklüğünü ve belirsizliğini gösterir.
Ancak günler geçmesine rağmen belirtiler azalmıyor, aksine artıyorsa; kişi işe ya da okula dönemiyor, sosyal hayattan çekiliyor, sürekli alarm halinde yaşıyor ya da uyku ve iştah ciddi biçimde bozuluyorsa, travma sonrası stres tepkileri güçleniyor olabilir. Bu durumda profesyonel destek geciktirilmemelidir.
Çocuklarda Travmanın Sessiz Dili
Çocuklar depremi yetişkinler gibi anlatmaz.
Bazıları hiç konuşmak istemez, bazıları konuyu değiştirir, bazıları ise oyunlarında deprem sahnelerini tekrar tekrar kurar. Alt ıslatma, ebeveynden ayrılmak istememe, yalnız uyuyamama, öfke patlamaları, içe kapanma ve okul başarısında düşüş gibi değişimler, sürecin iç dünyada sürdüğünü gösterebilir.
Burada önemli olan uzun açıklamalar değil, güven veren bir çerçeve kurmaktır. Basit ve tutarlı rutinler, yaşa uygun net cümleler ve çocuğun duygusunu küçümsemeden yanında olmak iyileştirici bir zemin oluşturur.
Yetişkinlerde En Büyük İhtiyaç: Güvenli Temas
Yetişkinlerde de “abartıyorsun” ya da “takma kafana” gibi cümleler iyileştirmez; aksine yalnızlık hissini artırır.
Deprem sonrası en çok ihtiyaç duyulan şey nasihat değil, güvenli temas ve yeniden kurulmuş bir düzen duygusudur. İnsan, tehlikenin geçtiğini ancak güvenli ilişkiler ve öngörülebilir bir hayat ritmi içinde hissedebilir.
İyileşme Panikle Değil Planla Gelir
Deprem görüntülerini ve haber akışını sürekli takip etmek, sinir sistemini alarm halinde tutar. Bu nedenle medya maruziyetini sınırlamak önemlidir.
Bedene geri dönmek, kısa yürüyüşler yapmak, hafif egzersizler ve düzenli nefes çalışmaları, gerginliği azaltır ve “tehlike geçti” mesajını güçlendirir. Yakınlarla konuşmak, yalnız kalmamak, küçük ama somut hedefler koymak kontrol algısını yeniden inşa eder.
Bazı kişilerde “hayatta kaldım” suçluluğu, bazılarında öfke ve tahammülsüzlük öne çıkabilir. Bunlar travmanın sık görülen yüzleridir. Konuşulmadığında büyür, paylaşıldığında hafifler.
Psikolojik Destek Bir Lüks Değil, İhtiyaçtır
Afet sonrası psikolojik destek bir ayrıcalık değil, temel bir gereksinimdir. Tıpkı fiziksel yaralanmalar gibi ele alınmalıdır.
Deprem gerçeğiyle yaşayan bir toplumda dayanıklılık yalnızca betonla inşa edilmez. Asıl hedef, yalnızca binaları ayağa kaldırmak değil; insanın güven duygusunu, düzenini ve geleceğe bakabilme kapasitesini yeniden kurmaktır.
Çünkü sarsıntı geçer.
Ama zihin, yaşadığını anlamlandırana kadar çalışmaya devam eder.