1929'da başlayan ve 1930'lu yıllar boyunca devam eden dünya ekonomik bunalımı ya da diğer adıyla ‘Büyük Buhran’ zamanında, yani dünyada yaşanmış en büyük ekonomik kriz olarak bilinen bu dönemde, ABD’de halk yiyecek ve giyecek bulmakta zorlanıyordu, bu yüzden kendi tasarruf yöntemlerini kendileri bulmak zorunda kaldılar. İşte bu dönemde bazı un fabrikaları un çuvallarını renkli çiçekli desenlerle üretmeye başladı. Bunun sebebiyse yoksul annelerin çocuklarına un çuvallarından giysi diktiklerini öğrenmiş olmalarıydı. Bunu o zamanlar bir tür destek amacıyla yaptılar. Bugün aynı ülkede evsizlere bir tekme! İnsanlık nereden nereye geldi. Neyse konumuz bu değil. Bizim hikayemiz bizim ülkemizden, konunun ruhuna çok uygun olduğu için anlatacağım. Ama önce ABD faslını bitireyim. O zamanlar bu gerçeküstü macera ne kadar sürdü diye merak etmişseniz, hemen açıklayalım; bu iyilik, patronların birer iyilik meleği olduklarına dair basında haber olana kadar devam etti. Sonra, sonra unları kâğıt paketlere koyarak sattılar. Hikâye bitti.
Değil!
Hikâye benim ülkemde şeker çuvalları ile devam etti. Nasıl mı? Cumhuriyetin ilk yıllarının en büyük kazanımlarından olan şeker fabrikaları ve ona bağlı şeker pancarı tarımı, ülkemizin sosyoekonomik hayatında önemli bir yer tutardı. Şeker pancarı tarımı ile topraktan kazanılan yüksek gelirin ve ona bağlı düğün yapma ve hacı olma planlarının yanında, şeker fabrikalarının işçileri üzerinden yükselen işçi sınıfı bilincindeki gelişmeleri de ve günümüzde ABD’li Cargill’in GDO’lu mısır nişastasına karşı yaptığı savaşı kaybeden hakiki yerli ve milli T.C. Şeker Fabrikaları’nın özelleştirilme şeysi ile tamamının yani bildiğim kadarıyla 18 bölü 19 unun evet neredeyse tamamının bana göre kapatılmış olmalarını da konu benim uzmanlık alanım olmadığı için sadece üzülerek, geçiyorum.
Beni ilgilendiren, şeker çuvallarından giysi yapmaktır. Şeker çuvalları pamuk ipliğinden sık dokulu sağlam kavi bir kumaştan yapılırdı. Çamaşır suyu ile muamele edildiğinde, üzerindeki yazıları, etiket kalıntıları ve kalan renkler silinir, bembeyaz keten kumaş haline gelirdi. Bu haliyle, döşşek, yastık ve minder kılıfları, işkefe yapılırken ekmek tahtalarının altına serilen dastarlar ve muhtelif giysiler dikmek gibi hemen her alanda kullanılan güzel bir kumaş olurdu. Bu kumaştan dikilen giysileri giyen çocuklar, papatyalar gibi olurlardı.
Bununla ilgili bir de hatıram var. 1974 yılında Zile’de öğretmen İsmail Arslan’ın öğretmenler orkestrasının sanatçılarına yıkanmış beyaz şeker çuvallarından diktirdiği gömlek ve pantolon ve üstüne taktırdığı siyah kemerle sahnede kelebekler gibi duruşlarındaki azametle iç içe girmiş alçakgönüllülükle sergiledikleri muazzam görsel şölende nasıl heyecanlandığımı dün gibi hatırlıyorum. Evet, beyaz çuvaldan giysiler içinde yöresel türküler okuyan öğretmen sanatçılar, sanki bir peri masalı gibi değil mi?
Sizin hayatınızda hiç şeker çuvalından giysiniz oldu mu?