Pulmoner emboli, akciğerin atardamarlarından birinin kan pıhtısı tarafından tıkanmasıyla ortaya çıkan ve çoğu zaman ani gelişen, hayati risk taşıyan bir tablodur. Bu pıhtılar genellikle bacaklardaki derin toplardamarlarda oluşur, yerinden koparak akciğere ulaşır ve akciğere giden kan akımını engeller. Ortaya çıkan tablo yalnızca solunumu değil, kalbin yükünü ve tüm dolaşımı etkileyen ciddi bir acil durumdur.
Dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen pulmoner emboli, her yıl çok sayıda ölüme yol açan önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. En kritik yönü ise belirtilerinin çoğu zaman başka hastalıklarla karışabilmesi ve bu nedenle tanının gecikebilmesidir. Oysa pulmoner embolide erken tanı ve hızlı tedavi, hayatla ölüm arasındaki farkı belirleyebilir.
Hastalığın belirtileri pıhtının büyüklüğüne, tıkadığı damar sayısına ve kişinin genel sağlık durumuna göre değişkenlik gösterir. En sık karşılaşılan belirti ani başlayan nefes darlığıdır. Bu nefes darlığı bazen istirahat hâlinde bile ortaya çıkar, bazen hafif seyrederken kısa sürede şiddetlenebilir. Küçük pıhtılarda yalnızca eforla hissedilen bir soluk darlığı varken, büyük pıhtılarda tablo hızla ağırlaşabilir. Akciğere giden kan akımının azalması ve oksijenlenmenin bozulması bu hissin temel nedenidir.
Göğüs ağrısı da pulmoner embolinin sık görülen bulgularındandır. Çoğu zaman batıcı ve keskin karakterdedir, derin nefes almakla, öksürmekle ya da hareketle artar ve genellikle tek taraflı hissedilir. Bazı durumlarda ise ağrı baskı tarzında olabilir ve kalp krizini taklit edebilir. Bu tablo özellikle büyük pıhtılarda karşımıza çıkar ve tanıyı daha da zorlaştırır.
Öksürük ve kanlı balgam bazı hastalarda tabloya eşlik edebilir. Bu durum genellikle akciğer dokusunda küçük hasar alanlarının oluştuğu, yani pulmoner infarkt geliştiği durumlarda görülür. Kalp atım hızının artması ve çarpıntı hissi de sık rastlanan bulgulardandır. Kalp, azalan oksijenlenmeyi telafi edebilmek için daha hızlı çalışmaya başlar ve bu durum özellikle orta ve ağır pulmoner emboli vakalarında belirginleşir.
Büyük ve ani gelişen pıhtılarda bayılma, şiddetli baş dönmesi ve hatta bilinç kaybı görülebilir. Bu bulgular, kalpten çıkan kan miktarının ani azalmasına işaret eder ve yüksek riskli pulmoner embolinin önemli göstergeleri arasında yer alır. Ayrıca hastaların bir kısmında bacaklarda pıhtıya bağlı belirtiler eşlik edebilir. Tek taraflı bacak şişliği, baldırda ağrı ya da hassasiyet, ısı artışı ve kızarıklık, pıhtının kaynağına dair önemli ipuçları sunar.
Bazı hastalarda ise tablo daha silik seyredebilir. Halsizlik, huzursuzluk, terleme, hafif ateş, kaygı ve yoğun ölüm korkusu hissi gibi genel bulgular ön planda olabilir. Özellikle ileri yaştaki hastalarda ya da ek hastalıkları bulunan kişilerde belirtiler atipik seyredebilir. Bu nedenle ani gelişen nefes darlığı ve göğüs ağrısı olan, risk faktörleri taşıyan her hastada pulmoner emboli olasılığı mutlaka akılda tutulmalıdır.
Tanı süreci klinik değerlendirme ile başlar. Hekim, hastanın şikâyetlerini ve risk faktörlerini birlikte ele alır. Bazı klinik skorlamalar, pulmoner emboli olasılığını tahmin etmekte yol gösterici olabilir. Kanda bakılan D-dimer testi pıhtılaşma sürecinin aktif olup olmadığına dair fikir verir; yüksek değerler riski artırırken, düşük değerler bazı hastalarda olasılığı azaltabilir. Kesin tanı için ise çoğunlukla bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi kullanılır. Gerekli durumlarda bacak ultrasonu ya da ventilasyon-perfüzyon taraması da tanısal sürece katkı sağlar.
Tedavide temel amaç pıhtının büyümesini durdurmak, yeni pıhtı oluşumunu engellemek ve kan akışını yeniden düzenlemektir. Bu nedenle çoğu hastada ilk basamak tedavi kan sulandırıcı ilaçlardır. Kan basıncı düşmüş, dolaşımı bozulmuş ve hemodinamik olarak instabil hastalarda ise pıhtı eritici tedaviler ya da acil girişimler gündeme gelebilir. Tedavi yaklaşımı her hastada tablonun ağırlığına göre belirlenir.
Pulmoner emboli riskini artıran pek çok faktör bulunmaktadır. Uzun süreli hareketsizlik, büyük cerrahi girişimler, kanser, östrojen içeren hormonal tedaviler, obezite, sigara kullanımı, gebelik ve doğum sonrası dönem ile genetik pıhtılaşma bozuklukları bu riskler arasında yer alır. Bu faktörlerin varlığında belirtiler daha dikkatle değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak pulmoner emboli, sessiz başlayabilen ancak hızla hayati tehlikeye dönüşebilen bir acil durumdur. Belirtilerinin net olmaması tanıyı zorlaştırsa da yüksek şüpheyle yaklaşmak, doğru testleri zamanında yapmak ve hızlı tedaviye başlamak hayat kurtarıcıdır. Kan sulandırıcı tedaviler çoğu hastada etkili olsa da, hastalığın ciddiyetine göre daha ileri müdahaleler gerekebileceği unutulmamalıdır. Erken fark edilen pulmoner emboli, gecikmiş bir teşhise göre her zaman daha iyi bir sonuca sahiptir.