Tıp eğitimimiz süresince öğrendiğimiz en temel derslerden biri, hastalıkların patogenezini moleküler düzeyde anlamanın tedavi açısından ne derece kritik olduğudur. Romatoid Artrit (RA) klasik ders kitaplarında kronik inflamatuvar bir hastalık olarak tanımlansa da, modern proteomik ve hücre biyolojisi bize çok daha karmaşık bir tablo sunmaktadır. Bu yazıda akademik kaynaklar ışığında RA’nın geleceğine göz atacağız.
“Proteomik” terimi ilk kez 1994 yılında Avustralyalı araştırmacı Marc Wilkins tarafından İtalya’nın Siena kentinde düzenlenen bir bilimsel konferansta ortaya atılmıştır. Wilkins, “protein” ve “genom” kelimelerini birleştirerek, bir hücre ya da dokudaki proteinlerin tamamını ifade eden bu alanın temelini atmıştır. RA bağlamında bu keşif bir dönüm noktasıydı; çünkü genler (genomik) hastalık riskini gösterse de, proteomik bize eklemlerde meydana gelen gerçek zamanlı patolojik değişiklikleri – yani fonksiyonel gerçekliği – göstermektedir.
Son araştırmalar göstermektedir ki, RA’da eklem içinde oluşan pannus dokusu yalnızca bir iltihap kitlesi değildir. Bu doku, kötü huylu tümörlere benzer şekilde apoptoza (programlanmış hücre ölümü) direnç gösteren ve çevre dokulara invazyon yapan agresif fibroblastlardan (FLS) oluşmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) kas-iskelet sistemi hastalıklarına ilişkin raporlarında da vurgulandığı gibi, bu dokunun yol açtığı destrüksiyon hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde azaltan temel faktördür.
Hastalığın klinik belirtileri ortaya çıkmadan yıllar önce vücutta moleküler değişiklikler başlar. Proteomik – yani proteinlerin geniş çaplı incelenmesi – bize bu “sessiz dönemi” yakalama şansı sunar.
• Sitrülinizasyon: CDC’nin (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) otoimmün hastalıklar bölümünde belirtildiği üzere, sigara içmek veya bazı enfeksiyonlar proteinlerin yapısını değiştirerek onları “yabancı” hale getirir.
• Anti-CCP: Akademik kaynaklar doğrulamaktadır ki, proteomik analizlerle tespit edilen Anti-CCP antikorları, hastalık başlamadan 5–10 yıl önce kanda görülebilir. Bu durum, erken müdahale için “Kutsal Kâse” olarak kabul edilmektedir.
Ülkemizde de romatoloji alanında ciddi bilimsel çalışmalar yürütülmektedir. Bazı genetik ve proteomik projeler, özellikle Türk popülasyonunda RA’ya yatkınlık oluşturan HLA-DRB1 allellerinin yaygınlığını ve bu genlerin epigenetik faktörlerle etkileşimini araştırmaktadır. Bu tür yerel veriler, gelecekte “Precision Medicine” (Hassas Tıp) yaklaşımının uygulanması için temel oluşturmaktadır.
Geleceğin hekimleri olarak anlıyoruz ki RA yalnızca bir eklem ağrısı değil, vücudun kendisine karşı başlattığı karmaşık bir moleküler savaştır. Proteomik, bu savaşı başlamadan durdurabilmemiz için bize anahtarlar sunmaktadır. Bilim dünyasındaki bu gelişmeleri takip etmek, hastalarımıza daha bilimsel ve kanıta dayalı bir yaklaşım sunmak adına en önemli görevimizdir.

Önemli Not: Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır. Kişisel sağlık sorunlarınız için lütfen bir hekime başvurunuz.

Kaynaklar:
1. PubMed: “Molecular mechanisms of pannus formation in Rheumatoid Arthritis” (2023).
2. WHO: Chronic rheumatic conditions report - Global Burden of Disease.
3. CDC: Rheumatoid Arthritis (RA) - Genetics and Environmental Factors.
4. TÜBİTAK ULAKBİM / Akademik Arşiv: Romatoloji ve İmmünogenetik Araştırmaları.