Tıp eğitiminde öğrendiğimiz bilgiler, günlük hayatta sık karşılaşılan yorgunluk, baş dönmesi, kas-iskelet sistemi ağrıları, sindirim sistemi şikâyetleri veya tekrarlayan enfeksiyon belirtilerinin çoğu zaman “geçici” ya da “önemsiz” olarak değerlendirilebildiğini göstermektedir. Ancak akademik kaynaklar, bu tür belirtilerin özellikle kronik, enfeksiyöz veya sistemik hastalıkların erken habercisi olabileceğini vurgulamaktadır. Belirtilerin normalleştirilmesi, tanı sürecinin gecikmesine ve bazı durumlarda yanlış tanı konulmasına zemin hazırlayabilmektedir (O’Donnell, 2020; Al Suqri ve ark., 2021).
Günlük yaşamın yoğunluğu, iş ve aile sorumlulukları bireylerin sağlıklarını ikinci plana atmasına neden olabilmektedir. Yapılan çalışmalar, hastaların bir kısmının semptomlarını “alışılmış” kabul ederek sağlık kuruluşlarına başvurmayı ertelediğini göstermektedir (Al Suqri ve ark., 2021). Özellikle kadınlar söz konusu olduğunda, toplumsal roller ve tıbbi önyargılar belirtilerin yeterince ciddiye alınmamasına yol açabilmektedir. Bu durum, kadınların sağlık sorunlarını ifade etmede tereddüt yaşamasına ve tanı sürecinin uzamasına neden olabilmektedir (O’Donnell, 2020).
Benzer şekilde, kas-iskelet sistemiyle ilişkili şikâyetler de sıklıkla günlük yorgunluk ya da duruş bozukluğu ile açıklanarak göz ardı edilebilmektedir. Oysa bel ağrısı gibi yaygın yakınmalar, bazı bireylerde altta yatan kronik veya sistemik sorunların ilk belirtisi olabilmektedir. Yapılan gözlemsel çalışmalar, uzun süre ihmal edilen bel ağrılarının bireylerin yaşam kalitesini ve işlevselliğini olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır (Toppo ve Abhishek, 2021).
Enfeksiyon hastalıklarında da benzer bir durum söz konusudur. Özellikle bazı cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, başlangıç döneminde hafif ya da belirsiz semptomlarla seyredebilir. Klamidya enfeksiyonları bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Erken dönemde fark edilmeyen enfeksiyonlar, ilerleyen süreçte ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir (Stamm ve Holmes, 1981). Bu durum, semptomların hafife alınmasının yalnızca bireysel değil, toplumsal sağlık açısından da önem taşıdığını göstermektedir.
Bazı hastalıklar ise nadir görülmeleri veya sinsi seyirleri nedeniyle tanı açısından daha büyük zorluklar barındırmaktadır. Transtiretin Amiloid Kardiyomiyopati (ATTR-CM) ve sistemik lupus eritematozus gibi hastalıklarda erken belirtilerin fark edilmemesi, hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilmekte ve tedavi süreçlerini daha karmaşık hâle getirebilmektedir (Rozenbaum ve ark., 2021). Addison hastalığında ise gecikmiş tanı, elektrolit dengesizlikleri ve ciddi metabolik komplikasyon riskini artırabilmektedir (Münir ve ark., 2024).
Modern dönemde, kronik veya sinsi seyreden hastalıklar yalnız fiziksel değil, psikolojik etkiler de yaratabilmektedir. Kronik hastalıkları olan bireylerde stres, kaygı ve depresyon yaygın olarak görülmektedir ve bu durum hastaların semptomlarını görmezden gelmesine veya tedaviye geç başlamasına yol açabilir (Vadakkiniath, 2023; Hwang & Oh, 2024). Stres ve kaygı düzeyinin yüksek olduğu kişilerde bağışıklık sistemi fonksiyonları da olumsuz etkilenebilmektedir, bu da hastalıkların ilerlemesini hızlandırabilir (Fattouh ve ark., 2019). Ayrıca, psikolojik sıkıntılar günlük yaşam kalitesini düşürmekte ve sosyal ilişkileri zorlaştırmaktadır (Liu ve ark., 2021). Kronik hastalığı olan bazı hastalar, izolasyon, uyku bozuklukları ve düşük motivasyon gibi ek semptomlar yaşayabilmektedir. Bu nedenle, sağlık okuryazarlığı kadar, ruhsal sağlık farkındalığının artırılması da büyük önem taşımaktadır (Gerontoukou ve ark., 2015; Najafi ve ark., 2022).
Tıp öğrencisi olarak edindiğimiz bilgiler doğrultusunda, bireylerin vücutlarından gelen sinyalleri dikkate almalarının ve sağlık okuryazarlığının artırılmasının büyük önem taşıdığı görülmektedir. Belirtilerin göz ardı edilmesi yalnızca hastalıkların ilerlemesine değil, aynı zamanda psikolojik stresin artmasına ve günlük yaşamın olumsuz etkilenmesine de neden olabilmektedir. Bu nedenle erken farkındalık, zamanında değerlendirme ve doğru bilgilendirme hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından temel bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Normal Dediğimiz Belirtiler Gerçekten Normal mi?
Sevgi MEHDİZADE
Yorumlar