Yıllardır polikliniğime giren hastaların çoğu aynı cümleyle başlar: “Hocam ben çok horluyorum.” Yanındaki eşi ise cümleyi tamamlar: “Çok değil, felaket.” Gülüşmeler olur, mahcubiyet olur. Fakat o odada konuştuğumuz şey basit bir gece gürültüsü değildir. Horlama, üst solunum yolunun daraldığını ve uykuda hava akımının zorlandığını gösteren bir işarettir. Kimi zaman masumdur, kimi zaman değildir. Ayrımı doğru yapmak gerekir.
Horlama, uykuda gevşeyen yumuşak dokuların titreşimiyle ortaya çıkar. Burun tıkanıklığı, septum deviasyonu, konka hipertrofisi, alerjik rinit… Daha aşağıda yumuşak damak sarkması, küçük dilin uzaması, bademciklerin büyük olması, dil kökünün geriye düşmesi. Anatomik daralma neredeyse, ses oradan çıkar. Kilo artışı boyun çevresini kalınlaştırır, yağ dokusu hava yolunu daraltır. Alkol ve sedatif ilaçlar kas tonusunu azaltır. Yaş ilerledikçe dokular gevşer. Erkeklerde daha sık görülür ama kadınlar da özellikle menopoz sonrası benzer riskleri taşır.
Her horlayan hastada uyku apnesi yoktur. Fakat her uyku apnesi hastası horlar. Bu cümle basit görünür ama klinikte belirleyicidir. Uyku apnesinde sorun yalnızca titreşim değildir; nefesin durmasıdır. En az on saniye süren solunum kesilmeleri, gece boyunca defalarca tekrar eder. Kandaki oksijen düşer, kalp hızlanır, beyin mikro uyanıklıklarla devreye girer. Sabah baş ağrısı, ağız kuruluğu, gün içinde uyuklama, dikkat azalması… Bazen hipertansiyon, bazen ritim bozukluğu, bazen kontrolsüz diyabet. Hastalar çoğu zaman bunları birbirinden bağımsız sanır. Oysa geceleri daralan bir hava yolu hepsinin ortak paydası olabilir.
Tanıda kulaktan dolma bilgilerle ilerlemeyiz. Önce ayrıntılı bir KBB muayenesi yaparım. Burun içi yapılar, geniz bölgesi, yumuşak damak, dil kökü değerlendirilir. Endoskopik muayene bize daralmanın yerini gösterir. Boyun çevresi ölçülür, vücut kitle indeksi hesaplanır. Ardından gerekli hastalarda polisomnografi dediğimiz uyku testi planlanır. Bu test, solunum durmalarının sayısını, oksijen düşüşlerini ve uyku evrelerini objektif olarak ortaya koyar. Apne hipopne indeksi, hastalığın şiddetini belirler. Hafif, orta, ağır. Tedavi planı buna göre şekillenir.
Tedavi tek kalıba sığmaz. Masum horlamada basit önlemler yeterli olabilir. Kilo kaybı, alkolün azaltılması, sırtüstü yerine yan yatma alışkanlığı. Burun tıkanıklığı varsa medikal tedavi ya da cerrahi düzeltme. Septoplasti ve konka cerrahisi doğru hastada geceyi belirgin şekilde rahatlatır. Alerjik zeminde düzenli tedavi önemlidir.
Yumuşak damak ve küçük dil kaynaklı titreşimlerde radyofrekans uygulamaları, seçilmiş hastalarda minimal invaziv çözümler sunar. Fazla dokunun kontrollü şekilde küçültülmesiyle hava yolu genişletilir. Bademciklerin ileri derecede büyük olduğu erişkinlerde tonsillektomi hâlâ etkili bir seçenektir. Çocuklarda geniz eti ve bademcik ameliyatı, hem horlamayı hem de uyku apnesini çoğu zaman dramatik biçimde düzeltir.
Orta ve ağır obstrüktif uyku apnesinde ise altın standart tedavi CPAP cihazıdır. Gece boyunca pozitif basınçlı hava vererek üst solunum yolunu açık tutar. İlk günlerde adaptasyon zor olabilir. Fakat doğru maske seçimi ve iyi hasta eğitimiyle uyum artar. Hastalar sabah ilk kez gerçekten dinlenmiş uyandıklarını söyler. Hipertansiyon kontrol altına girer, gündüz uykululuk azalır. Uzun vadede kardiyovasküler risk belirgin şekilde düşer.
CPAP kullanamayan ya da tolere edemeyen hastalarda ağız içi mandibular ilerletme apareyleri alternatif oluşturur. Alt çeneyi hafif öne alarak dil kökünün geriye düşmesini engeller. Hafif ve orta dereceli apnede etkili sonuçlar alırız. Son yıllarda dil kökü ve hipoglossal sinir stimülasyonu gibi daha ileri teknolojik seçenekler de gündeme girdi. Uygun hasta seçimiyle, solunum kaslarının gece boyunca senkronize çalışması sağlanabiliyor. Bu yöntemler her hastaya uygun değildir; titiz değerlendirme ister.
Cerrahi seçenekler ise hedefe yönelik olmalıdır. Eskiden geniş ve agresif damak ameliyatları yaygındı. Bugün daha seçici davranıyoruz. Hangi seviyede çökme varsa o bölgeye müdahale edilir. Çok seviyeli daralmalarda kombine yaklaşımlar planlanır. Ama her cerrahi, doğru endikasyonla anlam kazanır. Uyku testini görmeden, anatomik değerlendirme yapmadan ameliyat kararı vermek doğru değildir.
Horlama, ev içi huzursuzluk sebebi olarak görülse de tıbbi yönü ağır basan bir konudur. Direksiyon başında uyuklayan bir sürücünün, toplantıda konsantrasyonunu kaybeden bir çalışanın, okulda derse odaklanamayan bir çocuğun arkasında bazen tanınmamış bir uyku apnesi vardır. Gece boyunca oksijeni düşen bir beyin, gündüz bedelini öder.
Bir KBB Uzmanı olarak şunu net söyleyebilirim: Horlama utanılacak bir kusur değildir, araştırılması gereken bir belirtidir. Her horlayan ameliyat olmaz. Her apne hastası cihaz kullanmaz. Ama her hasta değerlendirilmelidir. Çünkü uyku, bedenin kendini onardığı zamandır. O onarım süreci kesintiye uğradığında, hasar sessizce birikir.
Gece çıkan o ses, çoğu zaman eşin dirseğiyle susturulur. Oysa mesele sesi kısmak değil, hava yolunu açmaktır. Solunum rahatladığında yalnızca gece değil, gündüz de düzelir. Horlama bir gürültü değil, daralan bir kapının sesidir. O kapıyı aralamak ise mümkündür.