Bazı insanlar için yemek yalnızca acıkınca hatırlanan bir ihtiyaç değildir. Günün büyük bölümünde, aç olmasalar bile, zihinlerinin bir köşesinde sürekli yemek vardır. Ne yiyecekleri, ne zaman yiyecekleri, yememeleri gerekenler… Bu bitmeyen iç konuşmaya son yıllarda verilen bir ad vardır: food noise.
Food noise, basit bir iştah ya da can çekmesi değildir. Kişinin istemese bile zihninden uzaklaştıramadığı, tekrar tekrar geri gelen yemek düşünceleridir. Bu düşünceler zamanla rahatsızlık verir, suçluluk yaratır ve günlük yaşamı zorlaştırır.
Aslında bu durum insanlık için yabancı değildir. Açlık dönemlerinde insanların zihninin tamamen yemeğe odaklandığı uzun zamandır bilinir. 1940’lı yıllarda yapılan ünlü Minnesota Açlık Deneyi’nde, gönüllü olarak uzun süre az beslenen sağlıklı erkeklerin zamanla depresif, huzursuz ve içine kapanık hâle geldiği görülür. En dikkat çekici bulgu ise şudur: Bir süre sonra hayatlarındaki en önemli konu yemek olur. Sinemada bile özellikle yemek yenilen sahneleri fark ederler.
Bugün food noise dediğimiz şey, bu uç örneğin daha hafif ama sürekli yaşanan bir hâli gibidir.
Food noise kavramı, son yıllarda kilo kontrolü için kullanılan GLP-1 grubu ilaçları kullanan kişilerin deneyimleriyle daha görünür hâle gelmiştir. Birçok kişi, bu ilaçları kullanmaya başladıktan sonra “yemekle ilgili zihinsel gürültünün” azaldığını, hatta bazen tamamen sustuğunu söylemiştir. Bu ortak deneyim, araştırmacıların dikkatini çekmiştir.
Böylece food noise, sosyal medyada dolaşan bir terim olmaktan çıkmış; ölçülmeye, tanımlanmaya ve bilimsel olarak incelenmeye başlanmıştır
Bazı araştırmacılara göre food noise, evrimsel olarak işe yarayan bir mekanizmanın modern dünyadaki yansımasıdır. Tıpkı susuzluk gibi, bu iç ses de bedeni “yiyecek bul” diye uyarmak için gelişmiş olabilir. Sorun şudur: Günümüzde yiyecek her yerdedir. Reklamlar, kokular, görseller, diyet kısıtlamaları… Bu alarm sistemi artık fazla sık ve gereksiz hale gelmiştir.
Üstelik food noise her zaman dış bir uyaranla başlamaz. Bazen ortada yiyecek yokken, açlık hissi bile yokken ortaya çıkar. İşte bu noktada kişi, kontrol kaybı hissi yaşar.
Araştırmacılara göre food noise, ısrarcı ve rahatsız edici olduğunda klinik olarak anlam kazanır. Yani yemek düşünceleri gelip geçici değilse; kişinin ruh hâlini bozuyor, dikkatini dağıtıyor ve kendisiyle ilgili olumsuz düşünceleri artırıyorsa artık sadece “iştah” değildir.
Bu durumda kişi kendini zayıf iradeli hissedebilir, utanabilir ya da kendini suçlayabilir. Oysa sorun irade eksikliği değil, zihinsel bir yük hâline gelmiş bu iç sestir.
Food noise, henüz yeni tanımlanan ama pek çok insanın sessizce yaşadığı bir deneyimdir. Araştırmalar bu kavramı daha iyi anlamaya çalışırken, önemli bir gerçeği de hatırlatır: Yemekle kurduğumuz ilişki yalnızca mideyle değil, beyinle ilgilidir.