Son yıllarda pediatri kliniklerinde daha sık duyulan bir cümle var: “Bu yaş için erken değil mi?” Bu soru bir ebeveyn kaygısından ibaret değil. Sahada çalışan her hekim, çocukların biyolojik saatinde bir kayma olduğunu görüyor. Ergenliğin başlangıç yaşı aşağı doğru çekiliyor. Bu durum münferit vakalarla açıklanabilecek bir tablo olmaktan çıktı. Bilimsel olarak dikkatle izlenmesi gereken bir eğilimden söz ediyoruz.
Erken ergenlik yalnızca estetik bir mesele değildir. Büyüme plaklarının erken kapanmasına, erişkin boyun kısalmasına, metabolik risklerin artmasına ve psikososyal sorunlara zemin hazırlayabilir. Daha da önemlisi, bu artışın hızı genetik değişimle açıklanamaz. Genetik yapı birkaç on yılda dönüşmez. Değişen şey çevredir.
Bilimsel veriler, çocukluk çağı obezitesindeki artış ile erken ergenlik arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor. Yağ dokusu pasif bir depo değildir; leptin başta olmak üzere hormon sinyallerinde rol oynar. Artan yağ kitlesi hipotalamo-hipofizer aksı uyarabilir. Bu uyarı, ergenliği başlatan mekanizmaların daha erken aktive olmasına yol açabilir. Bugün çocuklarda artan vücut kitle indeksi ortalamaları, erken puberte vakalarındaki yükselişle paralel seyrediyor.
Beslenme kalitesi de belirleyici. Ultra işlenmiş gıdaların yüksek şeker ve rafine karbonhidrat içeriği insülin direncini tetikleyebiliyor. Hiperinsülinemi, gonadal aks üzerinde dolaylı etkiler oluşturabiliyor. Süreç yalnızca “fazla kilo” meselesi değil; metabolik stres meselesidir. Hücresel düzeyde sürekli uyarılan bir sistemin erken yanıt vermesi şaşırtıcı değildir.
Bir diğer kritik başlık endokrin bozucu kimyasallar. Bisfenol A, ftalatlar ve benzeri maddeler üzerine yürütülen uluslararası çalışmalar, bu bileşiklerin hormon reseptörleriyle etkileşime girebildiğini ortaya koyuyor. Plastik ambalajlar, bazı kozmetikler, temizlik ürünleri ve oyuncaklar aracılığıyla maruziyet söz konusu. Gelişim çağındaki bir organizmada düşük doz ama sürekli temasın etkisiz olduğunu söylemek bilimsel ihtiyatla bağdaşmaz. Literatürde erken puberte ile çevresel kimyasallar arasında ilişki bildiren çok sayıda çalışma mevcut.
Uyku düzeni de göz ardı edilemez. Melatonin salınımındaki değişikliklerin pubertal zamanlama üzerinde etkili olabileceğine dair bulgular bulunuyor. Gece geç saatlere kadar süren ekran maruziyeti, sirkadiyen ritmi bozabiliyor. Büyüme hormonu ve nöroendokrin düzen, biyolojik ritimle yakından ilişkilidir. Kronik uyku düzensizliğinin uzun vadeli sonuçları henüz tam olarak hesaplanmış değil.
Karşı argüman genellikle aynı: “Tanı olanakları arttı.” Evet, tanısal farkındalık yükseldi. Ancak epidemiyolojik eğilimler yalnızca farkındalık artışıyla açıklanamayacak ölçüde değişim gösteriyor. Uluslararası veri tabanlarında puberte başlangıç yaşının kademeli biçimde öne kaydığı rapor ediliyor. Bu bir gözlem değil, ölçülebilir bir eğilim.
Erken ergenlik aynı zamanda psikososyal bir risk faktörüdür. Yaşıtlarından erken biyolojik değişim yaşayan çocuklarda anksiyete, davranış sorunları ve sosyal uyum güçlükleri daha sık bildiriliyor. Erken menarşın ilerleyen yaşlarda kardiyometabolik hastalık riskleriyle ilişkili olabileceğine dair veriler bulunuyor. Yani mesele geçici bir fizyolojik durumdan ibaret değildir; uzun vadeli sağlık parametreleriyle bağlantılıdır.
Burada asıl soru şudur: Bu artışı bireysel tercihlere indirgemek yeterli mi? Bilimsel olarak hayır. Çocuk sağlığı, bireysel davranış kadar çevresel düzenlemelerle de ilişkilidir. Okul beslenme politikaları, gıda denetimleri, kimyasal düzenlemeler ve şehir planlaması bu çerçevenin parçasıdır. Çocuğun yaşadığı ekosistem sağlıksızsa, biyolojik yanıt kaçınılmaz olur.
Olması gereken, veri temelli bir yaklaşımın güçlendirilmesidir. Ulusal izlem programlarıyla puberte yaşının düzenli takibi, obeziteyle mücadelede etkin politikalar, endokrin bozucular konusunda daha sıkı düzenlemeler ve ailelerin bilimsel bilgilendirilmesi şarttır. Erken ergenlik artışı bir “büyüme sorunu” değil; çevresel sağlık göstergesidir.
Bilim bize net bir çerçeve sunuyor: Çevresel yük arttıkça biyolojik zamanlama değişebilir. Bu eğilim görmezden gelinirse sonuçları daha ağır olabilir.
Erken ergenlik artışı tesadüf değildir.
Bu, biyolojinin verdiği açık bir uyarıdır.