Refleksler, organizmanın iç ya da dış uyaranlara karşı bilinç katılmadan verdiği hızlı ve otomatik yanıtlardır ve çoğu zaman koruyucu bir işleve sahiptir. Peki ya size tarihin çok da uzak olmayan bir bölümünde annelerin hayatına mal olan bir refleks olduğunu söylesem? Bu yazımda, bu refleksin isim kaynağı Ignaz Semmelweis’i ve dönemin dogmalarıyla olan mücadelesine şahit olacaksınız.

Ignaz Semmelweis, 1811 yılında Budin’de (günümüzde Budapeşte) dünyaya gelir. Tıp eğitimini Viyana’da tamamlar ve Viyana Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra aynı fakültede kadın doğum uzmanlığına başlar. 1846’da ise hikayemizin başlangıç yeri olan Viyana Hastanesi’nin Birinci Doğum Kliniği’ne başasistan olarak atanır.

O dönem Avrupa’daki doğum servislerinde yaşanan en büyük sorun Lohusalık Humması’nın sebep olduğu yüksek ölüm oranlarıdır. Bu sorun öyle ciddidir ki ölüm oranları kimi zaman %30’lara kadar ulaşmıştır. Semmelweis için ise sorun çok daha büyüktür. Kendisinin sorumlu olduğu birinci klinikte ölüm oranları %15’e ulaşırken ikinci klinikte bu oran sadece %3’lerdedir. Bunca annenin acı çekerek yavaş yavaş ölmesi Semmelweis’i hastalığın sebebini bulmaya ve gözlem yapmaya iter.

Semmelweis iki klinik arasındaki farkları gözlemlemeye başlar. İki klinik arasındaki tek fark birinci klinikte tıp öğrencilerinin, ikinci klinikte ise ebelerin eğitim görmesidir. Semmelweis bu süreçte hastalığa yol açabilecek bütün etkenleri sistemli bir şekilde eler ancak hastalığın kaynağına bir türlü ulaşamaz. Ta ki 1847 yılında meslektaşı ve arkadaşı Jakob Kolletschka’nın bir kadavrayı incelerken parmağını kesmesi ve bir süre sonra kaptığı enfeksiyondan ölmesine kadar.

Semmelweis arkadaşının otopsisini yaparken gördüğü patolojik bulguların, lohusalık hummasından ölen kadınların patolojik bulgularına çok benzediğini fark eder. Ignaz, tam bu noktada işin düğümünü çözer; hastalığı hekimler ve tıp öğrencileri kendi elleriyle bulaştırıp, annelerin ölmesine yol açıyorlardır.

Semmelweis, kadavralar ile çalışma yapan hekim ve öğrencilere diğer hastalara muayene etmeden ve ameliyatlarına girmeden önce ellerini klorlü solüsyonla yıkamalarını önerir. Bu uygulama sonucu klinikteki ölüm oranı, %15’ten %2’lere iner. Genç hekimler Semmelweis’e destek verirken kendi şefi dahil olmak üzere çoğu hekimde annelerin ölümlerine kendilerinin yol açtığı fikri, Ignaz’a karşı büyük bir tepki doğmasına yol açar. Ne yazık ki Semmelweis, bu çok basit el yıkama uygulamasının somut sonuçlarını ve önemini tıp dünyasına bir türlü anlatamaz. Bunca zorluğun üstüne doçentliği yok sayılır ve öğrencilerine sadece hastalardan uzak, maketler üzerinde eğitim verebileceği söylenir. Zamanla uğradığı psikolojik baskılar ve yaşadığı ekonomik zorluklar onu Viyana’yı terk etmeye zorlar ve 1850’de Macaristan’a geri döner.

Macaristan’da görev yaptığı hastanede lohusalık hummasından yaşanan ölümleri %0,18’lere kadar indirmeyi başarır. Macaristan hükümeti, uygulamaların ülke genelinde uygulanması için ilgili makamlara yazılar gönderir. Semmelweis’in Macaristan’daki bu etki ve başarısı kendisini Viyana‘da duyulan nefretin giderek artmasına neden olur ve o dönemin en önemli dergilerinde onun aleyhine yazılar yazılır, dönemin ünlü hekimler ve bilim adamlarının düzenlediği konferanslarda Ignaz’ın görüşü kesin bir dille reddedilir. Semmelweis’in buluşu, Macaristan sınırlarından öteye geçemiyordur. Bu yaşananlar Ignaz’ın giderek karamsarlaşmasına, bilim dünyasınca dışlanmasına ve en sonunda depresyona girmesine neden olur. 1865 yılında urumunun gittikçe ağırlaşması ve geçirdiği sinir krizleri üzerine arkadaşları ve ailesi tarafından zorla akıl hastanesine yatırılır. Burada kaptığı bir enfeksiyondan ötürü 47 yaşında hayatını kaybeder.

Semmelweis’in bu uygulaması ise Louis Pasteur’ün geliştirdiği mikrop teorisi ile doğrulanır ve ölümünden yaklaşık 20 sene sonra yaygın bir şekilde kabul görür. Günümüzde ise “annelerin kurtarıcısı” ve antisepsinin fikir babası olmasıyla bilinir.

Semmelweis refleksi de işte tam bu hikayeden doğar. Tanım olarak yeni bir bilginin mevcut inançlar, paradigmalar ve dogmalar ile ters düşmesi sebebiyle hiçbir değerlendirilmede bulunulmadan, herhangi bir kanıt aranmaksızın doğrudan reddedilmesidir. Günümüzde de bu refleks çoğu alanda maalesef ki devam etmektedir. Semmelweis’in acı tecrübesi biz genç hekim adaylarına ise; hekim olduktan sonra sorgulamadan sürdürdüğümüz alışkanlıklarımızın ve öğrendiklerimizin etrafında takılı kalmayıp öğrenmeye devam etmemizi ve edindiğimiz bilgileri insan hayatına bir nebze de olsa daha faydalı olabilmek için kullanmamız gerektiğini göstermektedir.