Meme kanseri tedavisinde doğru beslenme, organizmanın güçlenmesi ve tedavinin seyri açısından çok önemlidir. Bu rehber, sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmenize yardımcı olurken hangi besinlerden uzak durulması gerektiği bilgilerini sizlere sunacaktır. Unutulmaması gereken, her bireyin ihtiyaçlarının birbirinden farklı olduğu ve beslenme planı oluşturulurken bir uzmandan yardım alınmasıdır.
Meme kanseri epidemiyolojisine bakıldığında meme kanserinin; kadınlardaki kanser vakalarının en başında yer almasıyla birlikte, sekiz kadından birinde görülmesi ve erken tanı-müdahalenin göz ardı edilmemesidir. Sistemik bir hastalık ve halk sağlığı sorunu olan meme kanserindeki beslenmeyi üç durumda incelemek gerekir.
1- Meme kanseri öncesi koruyucu beslenme
2- Meme kanseri tanısı aldıktan sonra beslenme
3- Meme kanseri tedavisinden sonraki beslenme
1. MEME KANSERİ ÖNCESİ KORUYUCU BESLENME
Organizmada yer alan hücrelerin fonksiyonlarının yerine getirilmesi, anabolik süreçlerin devamlılığını sağlamada yeterli ve dengeli beslenme son derece önemlidir. Özellikle sağlığın korunması ve devamlılığının sağlanması için günlük alınması gereken besin öğelerini (Karbonhidratları, proteinleri, yağları, vitaminleri, mineralleri ve suyu) yeterli ve dengeli bir şekilde almak gerekir. Bir besin öğesini fazla ya da eksik almak organizmada uzun dönemde aksamalara sebebiyet verebilir. Vücudumuzda dengesiz beslenme sonucunda oluşan serbest radikaller nedeniyle hücrelerimizde oksidasyona (paslanmaya) neden olur. Hücrelerde oluşan serbest radikaller nedeniyle bağışıklık sisteminde aksamalar başlar ve kişilerde sistemik hastalıklar baş gösterir.
Kanser tanısı almış kişilerde ikinci sırada yer alan meme kanseri ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunudur. Birçok nedenden dolayı ilerleyebilen bir hastalık olan meme kanserinin patogenezinde; alkol, sigara, işlenmiş gıdalar, sentetik yiyeceklerin tüketiminin artması, obezite ve egzersizden uzak bir yaşam tarzı çok etkilidir. Bunların önüne geçilmesi ve beslenme açısından dengeli bir diyet örüntüsü olan; sebze, meyveden, tam tahıllardan, tekli doymamış yağlardan zengin Akdeniz diyet modeli meme kanserini azalttığı ile ilgili ilişkiler kurulmuştur. Özellikle antioksidan, lif içeriği, vitamin-mineral açısından zengin olan ve kültürel miras ilan edilen Akdeniz diyeti; tüm hastalıkların önlenmesinde olduğu gibi meme kanserinin önüne geçilmesinde, erken evrenin iyileştirilmesinde etkili olan bir diyet olduğu asla unutulmamalıdır.
Özellikle genetiğinde meme kanseri öyküsü olanların tanı almasalar dahi dikkat etmesi gereken noktalara bakacak olursak;
· Hayvansal gıdalardan sınırlı, bitkisel kaynaklı gıdalardan zengin, tüm besin gruplarından dengeli ve sağlıklı yağların yer aldığı Akdeniz beslenme modeli uygulanmalıdır.
· Günlük 5 porsiyon sebze meyve tüketimi ile antioksidandan zengin beslenilmelidir. Sebze meyveler içerisinde yer alan etken maddeler, özellikle kırmızı meyveler içerisindeki resveratrol önemli bir polifenol olarak kanser koruyucu etkisi bulunmaktadır.
· Tam tahıllı ürünler ile alınan lif miktarının özellikle günlük 10 gr alımının meme kanserini %5 oranında düşürüldüğü çalışmaları bilinmektedir. Lif açısından zengin beslenmek dolaşımdaki östrojenin azalmasını sağladığından günlük en az 25 gr lif alımı (1000 kcal için 14 gr) önerilmektedir. Aynı zamanda yüksek lif alımı bağırsaklardaki östrojen emilimini inhibe ettiği ve atılımını arttırdığı bilinmektedir.
· Lif açısından zengin olan kuru baklagil grubunun haftada en az iki porsiyon tüketilmesi gerekmektedir.
· Kükürtlü yiyecekler (karnabahar, brokoli, lahana, sarımsak) lahana grubunda yer alan sülforafan, sarımsak içerisinde var olan allicin meme kanserine karşı koruyucu etkisi vardır (Bunların ilerleyen bölümde açıklanacağı üzere, tanı alındıktan ve tedavi sonrasında içeriğindeki fitoöstrojenler nedeniyle tüketilmemesi gerekir).
· Haftada en az iki öğün olmak üzere balık tüketimine dikkat etmek. Belenme programında hayvansal kaynaklardan kırmızı et sınırlı tutularak beyaz et; balık, hindi ve organik tavuk eti olmasına dikkat ederek ve kaliteli proteinlerin tüketiminde yanında yeşil yapraklı sebzelerle birlikte tüketmesi biyoyararlılıkları açısından son derece önemlidir.
· Kişilerin normal kilolarına getirilmesi ve ideal ağırlığın korunması açısından fiziksel aktivite ve egzersizin ihmal edilmemesi gereklidir.
· Uyku düzeni asla es geçilmemesi gereken bir noktadır. Kaliteli uykunun karanlıkta ve belirli saat aralığında ve yaşa bağlı olarak değişmekle birlikte önemli unsurlardan biri olduğu, özellikle hücrelerin rejenerasyonu açısından saat 23:00 – 03:00 arasında karanlık ortamda uykuda olunması melatonin ve growth hormonu açısından çok değerlidir.
· Günlük su alımının kg başına 35 ml olması önemlidir. Pratik olarak kilomuzun 3 ile çarpılıp 100 ile bölümü ile de hesaplanabilir (Örneğin; 70 kg olan bir birey 70*3/100=2,1 litre su tüketmesi gerekir).
· Alkol ve sigara tüketilmemesi son derece önemlidir.
2. MEME KANSERİ TANISI ALDIKTAN SONRA BESLENME
Genetik faktörler, fazla enerji alımı, toksik beslenme modeli, alkol ve sedanter yaşam meme kanserinin oluşmasında etkili olan önemli nedenlerdir. Meme kanseri tanısı almış bireylerde onkoloji doktorlarının izledikleri süreçler doğrultusunda diyetisyen desteği alınarak beslenmeleri son derece önemlidir. Tanı alındıktan sonra süreç operasyon süreci ve ardından veya öncesinde gerçekleştirilen kemoterapi, radyoterapi sürecinde bir beslenme süreci söz konusudur. Özellikle bu dönemlerde etrafınızdan gelen beslenme önerilerini uygulamanız ve her yöntemi denemeniz sağlığınız açısında son derece sakıncalıdır. Özellikle takipte olduğunuz hekim ve diyetisyeninizin önerisi olmadan bitkisel veya başkasına yararlı olduğu söylenenleri kullanmamanız gerekmektedir.
Kemoterapi sırasında, çoğu zaman birçok hastada tat alma duyusunda kemoterapi ajanlarının tat alma tomurcuklarını etkilemesi nedeniyle kayıplar yaşanabiliyor. Bu duruma “Aguzi” olarak adlandırılmaktadır ve çoğu hastada görülmektedir. Hastaların yaşam kalitelerini ve yedikleri yemek miktarlarını azaltmalarından dolayı yetersiz beslenme sonucunda malnütrisyona neden olabilmektedir. Bu süreçte sağlıksız olmamak üzere kişilere yemeklerinde sınırlama yapmamaya dikkat ediyoruz. Tat duyusunun yerine getirilmesi için taze nane veya şekersiz sakız çiğnemek, karbonatlı su ile ağzı çalkalamak, alkali su içmek gibi yöntemler uygulanabilir.
Bununla birlikte kemoterapi ve radyoterapi alan hastalarda gastrointestinal sistemi ilgilendiren önemli konu da diyare (ishal) ve konstipasyon (kabızlık) dur.
Diyare (ishal) durumunda hastalarda; sıvı ve elektrolit kaybı ve sıvı kaybı olmaması adına müdahale işleminin çok geciktirilmeden başlanması gerekir. Diyare (ishal) durumda tüketilmesi gereken besinler:
MUZ: Potasyum açısından zengin olan sindirimi kolay olan meyvedir.
ELMA PÜRESİ: Pektin içeriği, bağlayıcı olma özelliğinden ve mideyi yormama açısından dolayı tercih edilebilir.
PATETES PÜRESİ: Posa (lif) içeri açısından düşüklüğü ve sindirim açısından kolay olması durumundan dolayı su tutma özelliği açısından haşlama olarak da tükettirilebilir.
PİRİNÇ LAPASI: Bağırsakları iyileştirici özelliğinden ve sindirimi kolay olduğundan tercihler arasında olmalıdır.
BEYAZ EKMEK: Sindirim açısından rahatlatıcı olup vücudun alması gereken karbonhidratları açısından ishal süresince kullanılmalıdır.
YOĞURT: Prebiyotik özelliklerinden dolayı bağırsak florasını tedavi edici etki gösterir.
YUMURTA: Kaliteli protein ve potasyum açısından önemlidir.
ÇORBA: Kaybedilen suyun yerine konulması bağırsakları onarması açısından kullanılmalıdır.
Meme kanseri tedavisinde kullanılan kemoterapi ve bazı ağrı kesiciler nedeniyle konstipasyon (kabızlık) yaşanıyor olabilir ve bu durum hastaların yaşam kalitesini çok düşürmekte ve genel sağlık durumları çok etkilenir. Konstipasyonu yönetmenin en başında bol sıvı alımı, fiziksel aktivite artışı ve posa içeriği yüksek beslenme son derece önemlidir. Doktor kontrolünde laksatifler de kullanılabilir. Konstipasyon (kabızlık) şikayetlerinde, hastalarının doktorlarına danışmaları gerekmektedir. Konstipasyon (kabızlık) durumunda tüketilmesi gereken besinler:
YEŞİL YAPRAKLI SEBZELER: Posa (lif) içeriği açısından zengin olması nedeniyle bağırsakları onarıcı etkileri söz konusudur.
BAMYA, PATLICAN, PIRASA: İçeriğindeki lif içeriği sayesinde son derece faydalıdır.
KABUKLU MEYVELER: Bağırsak hareketlenmeleri açısından önemli olmakla birlikte yemeden önce doğru temizlenerek tüketilmesinde yarar vardır.
KEFİR, LAHANA TURŞUSU: Prebiyotik olan bu gıdalar bağırsak florasını yeniler.
Meme Kanseri Tedavisinde Kemoterapi Devam Ederken Alınmaması Gereken Besinler:
Bazı besinlerden kaçınmaları gerekmektedir. Bunlar;
· Yüksek şeker içeren yiyecekler
· Pastörize edilmemiş süt ve ürünleri
· İyi temizlenmemiş sebze ve meyveler
· Kafein
· Az pişmiş et, balık, yumurta
· Alkol
· Maydanoz, keten tohumu
· Kemoterapi ile etkileşim açısından greyfurt, sarı kantaron, deve dikeni ve zerdeçal (zerdeçalın MCF-7 meme kanseri hücre hattında yapılmış bir çalışmada etoposidleri inhibe ederek kemoterapinin etkilerini azalttığı bilgisine ulaşılmıştır).
Meme Kanseri Tedavisinde Radyoterapi ile Birlikte Yapılması Gerekenler:
Özellikle yapmaları gerekenler;
· Bol su tüketimi
· Yeterli uyku
· Dengeli ve besin değeri yüksek beslenme
· Az ve sık beslenme
· Tat duyusundaki azalmaya karşı nane, zencefil çiğnemek
· Yutma zorluğunda doktor müdahalesi
· Egzersiz ve fiziksel aktivite
Kemoterapi Ajanları ve Tedavi Dışında Kullanılan Bazı Antioksidan- Vitaminler:
Journal of Clinical Oncology Dergisi’nde meme kanseriyle ilgili bir çalışma meme kanseri hastalarında koruyucu kemoterapi ile birlikte kullanılmış olan A, C ve E vitamini ile Koenzim Q10 gibi antioksidanların meme kanserinin tekrarlaması ve meme kanserinden ölüm oranlarını artırdığına dair bulguların saptandığı, bunlardan herhangi birini kullanan hastalarda hastalığın tekrarlanmasının kullanmayanlara göre yüzde 41 daha fazla olduğunu belirterek, yine bunları kullananlarda ölüm oranı, kullanmayanlara göre yüzde 40 daha fazla olduğu saptanmıştır.
Yine bu çalışmada hastaların kullanmış oldukları vitamin B12, demir tedavisinin, Omega3 yağ asitlerinin meme kanseri hastalarının seyrini olumsuz etkilediği ortaya çıkmıştır. Tedavi esnasında veya öncesinde bunlar kullanıldığında kullanmayan hastalara göre neredeyse yüzde 80’lere varan daha fazla tekrarlama oranı saptandığı, hastalıktan ölüm oranı daha fazla görüldüğü bildirilmiştir.
Hastaya verilen kemoterapi ilaçlarının etki mekanizmasını azalttığını, ortadan kaldırdığını, bazı kemoterapi ilaçlarının oksijen radikalleri aracılığıyla etkili olduğu fakat bu ilaçlarla alındığında bu mekanizmalara engel olduğu bilgisine ulaşılmıştır. Dolayısıyla verilen kemoterapi ilacının etkilerini aslında fayda görelim diye ortadan kaldırmış olduğu unutulmamalıdır.
Meme Kanseri Tedavisinde D Vitamini:
Vitamin takviyesi olarak doktorunuzun eksiklik durumunda vereceği D vitamini kullanımında:
· Hücre çalışması ve farklılaşmasındaki etkinliği nedeniyle kanser hücrelerinin çoğalmasını azaltır.
· Apoptozisi uyarır.
· En iyi kaynağı güneş olmakla birlikte, besinlerin içerisinde; somon, sardalya, ringa, kılıç, ton, uskumru gibi yağlı balıklar, sığır karaciğeri, yumurta sarısı, kırmızı et önemli kaynaklarıdır.
3. MEME KANSERİ TEDAVİSİNDEN SONRAKİ BESLENME
Meme kanseri tedavisinden sonra doğru yönce sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri iyileşme sürecini destekler ve genel sağlığımıza olumlu katkılar sağlar. Bu sebepten dolayı dengeli ve yeterli bir beslenme protokolü oluşturmak organizmanın iyileşmesi, ihtiyaç duyduğu besin maddelerini alması ve enerji seviyesinin artması açısından çok önemlidir. Tedavi sürecinin tamamlanıp ilaca başlanılan dönemde özellikle tedavi sonrasında kanser hücrelerinin gelişimini engellemek ve nüks etmesini engellemek adına östrojeni baskılamak gerekir. Fitoöstrojenler meme kanserinden sonra 10 yıl kullanılan “Temoksifen” ile etkileşimi olduğu için kullanmamak gerekiyor (Fitoöstrojenler: Bürüksel lahanası, keten tohumu, soya ve soya ürünleri, susam, adaçayı, çay, maydanoz, sarımsak, divan perçemi, ısırgan, yer fıstığı, kırmızı şarap, kuru baklagiller, ıspanak).
Tedaviniz esnasında kullanılan ilaçlardaki kortizol nedeniyle hastalarda ödem, kilo alımları ve kayıpları oluşabiliyor. Bu gibi durumlarda; ideal kiloya gelmeye çalışmak, mevsiminde sebze, meyve ve balıkları tüketmek, doğru saklama-ayıklama-pişirme teknikleri ile değerlendirmek gerekir. Beslenme tedavisinin; medikal tedaviyi destekleyen bir tedavi olduğu, beslenme yetersizliğini önlediği, yan etkileri minimize ettiği, vücudunuzun kas kütlesini koruduğu, tedavinin etkinliğini arttırdığı, malnütrisyonu önlediği ve yaşam kalitesini arttırmayı amaçladığı unutulmamalıdır.
Tekrar hatırlatmak isterim ki beslenme planınızı oluştururken; yaşlarınızın, kilolarınızın, boy uzunluklarınızın ve yaşam şekillerinizin farklı olmasından dolayı size en uygun beslenme planını oluşturmanıza yardımcı olabilecek konu ile ilgili uzmanlığı olan bir diyetisyenden yardım almanızdır. Sağlıklı ömürler ve şifalar dilerim.