Birkaç dakika sonra yine aynı ses gelir: "Anneee… Dolabın içinde aslan var!" Bazen yatağın altında bir canavar vardır, bazen pencerenin dışında dolaşan bir dinozor… Anne odayı kontrol eder, dolabı açar, yatağın altına bakar ve hiçbir şey olmadığını gösterir. Çocuk birkaç dakika rahatlar. Ancak ışık söndüğünde korku yeniden başlar.

Peki çocuk gerçekte neden korkmaktadır?

Dinozordan değil; beyninin o anda oluşturduğu gerçeklik hissinden korkmaktadır.

Korku, insanın en temel koruyucu duygularından biridir. Tehlikeyi fark etmemizi ve hayatta kalmamızı sağlayan doğal bir alarm sistemidir. Ancak çocuklukta bu sistem yetişkinlerden farklı çalışır. Çünkü olayları mantık süzgecinden geçiren ön beyin bölgeleri henüz gelişimini tamamlamamıştır.

Yaklaşık 2-7 yaş arasında çocuklar hayal gücünün en güçlü olduğu gelişim dönemindedir. Jean Piaget'nin tanımladığı bu dönemde hayal ile gerçek arasındaki sınırlar yetişkinlerde olduğu kadar net değildir. Gündüz izlediği çizgi filmdeki dinozor, gece kendi odasında dolaşıyormuş gibi hissedilebilir. Biz "Sadece hayal." deriz; o ise gerçekten tehlikede olduğunu düşünür.

Bu nedenle çocukların korkularını küçümsemek ya da görmezden gelmek yerine anlamaya çalışmalıyız. Ergoterapi bu noktada farklı bir bakış açısı sunar. Biz yalnızca davranışa değil, davranışın arkasındaki sinir sistemi işleyişine bakarız.Gün boyunca yeni deneyimler yaşayan çocukların beyni sürekli bilgi toplar. Akşam olduğunda ortam sessizleşir, görsel ipuçları azalır. Karanlıkta beyin eksik kalan bilgileri tamamlamaya çalışır. Güçlü hayal gücü de bu boşlukları bazen gölgelerle, bazen canavarlarla, bazen de dinozorlarla doldurabilir.

Bir de işin duyusal boyutu vardır.

Bazı çocuklar çevresel uyaranlara diğerlerinden daha hassastır. Hafif bir kapı gıcırtısı, perde hareketi, klimanın uğultusu ya da üst komşudan gelen sifon sesi onların sinir sisteminde çok daha yoğun algılanabilir. Ergoterapide bunu duyusal işlemleme farklılıkları olarak tanımlarız. Bu çocuklar daha korkak değildir; yalnızca çevreyi daha yoğun hissederler.

Peki çocuk neden başını yorganın altına sokunca rahatlar?

Çünkü yorgan sadece bir örtü değildir. Bedenine uyguladığı hafif ve eşit basınç, sinir sistemine "Güvendesin." mesajı gönderebilir. Sarılmanın, anne kucağının ya da sevilen bir pelüş oyuncağın sakinleştirici etkisi de benzer bir mekanizmayla açıklanır. Ergoterapide güven hissini artıran bu tür duyusal deneyimlerden sıkça yararlanırız.

Burada önemli bir ayrım vardır. Çocuğun korkusunu desteklemek ile duygusunu kabul etmek aynı şey değildir."Tamam, dinozoru ben kovdum." demek kısa süreli rahatlama sağlayabilir; ancak uzun vadede dinozorun gerçekten var olduğu düşüncesini güçlendirebilir. Bunun yerine;

"Biliyorum, çok korkmuş hissediyorsun." "Gel birlikte odana bakalım." "Ben senin yanındayım."

demek, çocuğun korkusunu değil güven duygusunu besler.

Bir başka önemli nokta ise ebeveynin kendi duygularıdır. Çocuklar anne babalarının söylediklerinden çok, hissettiklerini okurlar. Sürekli kaygılı, telaşlı ya da aşırı koruyucu bir ebeveyn, farkında olmadan çocuğun alarm sistemini daha hassas hâle getirebilir. Buna karşılık sakin, tutarlı ve güven veren bir ebeveyn, çocuğun sinir sisteminin yeniden dengelenmesine yardımcı olur.

Her çocuğun ihtiyaç duyduğu düzenleme yöntemi de farklıdır. Kimisi derin basınçtan hoşlanırken, kimisi ritmik sallanma, sakin müzik ya da nefes egzersizleriyle rahatlar. Ergoterapide çocuğun duyusal profilini değerlendirerek ona uygun sakinleşme stratejileri oluştururuz. Bazen yalnızca uyku öncesi rutinini düzenlemek bile korkuların belirgin şekilde azalmasını sağlayabilir.

Evde uygulanabilecek küçük ama etkili öneriler

Çocuğun korkusunu tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, sinir sistemine "Artık güvendesin." mesajını verecek küçük düzenlemeler yapılabilir.

• Çocuk uykuya dalana kadar odada loş, sıcak tonlu bir gece lambası kullanılabilir. Amaç bütün gece ışık bırakmak değil, uykuya geçişi kolaylaştırmaktır.

• Her akşam aynı sırayla ilerleyen bir uyku rutini oluşturulabilir. Banyo, pijama, kitap okuma ve kısa bir sohbet gibi tekrar eden rutinler beynin dinlenmeye hazırlanmasına yardımcı olur.

• Akşam saatlerinde korkutucu içerikler, hızlı tempolu çizgi filmler ve yoğun ekran kullanımı sınırlandırılmalıdır.

• Sevilen bir pelüş oyuncak ya da uyku arkadaşı güven hissini artırabilir. Ağırlıklı battaniyeler ise her çocuk için uygun değildir; özellikle küçük çocuklarda mutlaka uzman önerisiyle kullanılmalıdır.

• Çocuk korktuğunda hemen kendi yatağınıza almak yerine, odasında onun yanında birkaç dakika oturmak, sakinleşmesine eşlik etmek ve ardından odadan ayrılmak daha işlevsel olabilir.

• "Bak, hiçbir şey yok." demek yerine, "Kalbin hızlı atıyor galiba. Birlikte birkaç derin nefes alalım." gibi ifadeler hem duygusunu fark etmesine hem de bedenini düzenlemeyi öğrenmesine yardımcı olur.

Elbette her korku normal gelişimin bir parçası değildir. Okul öncesi dönemde karanlık korkusu, yalnız yatmak istememe, canavar ya da hayvan korkuları oldukça sık görülür. Ancak korkular aylarca aynı şiddette devam ediyor, çocuğun oyununu, okulunu veya günlük yaşamını belirgin şekilde etkiliyor; yoğun kabuslara, kaçınma davranışlarına ya da sürekli kaygıya yol açıyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Ailelerin sık sorduğu bir diğer konu ise çocuğun ne zaman kendi odasında uyuması gerektiğidir. Tek bir doğru yaş yoktur. Dünya Sağlık Örgütü ve Amerikan Pediatri Akademisi, ilk 6 ay, mümkünse ilk 1 yıl boyunca bebeğin ebeveyniyle aynı odada ancak ayrı bir yatakta uyumasını önerir. Bir yaşından sonra ise çocuk gelişimsel olarak kendi odasında uyumaya başlayabilir. Ancak bu geçiş çocuğun mizacına ve hazır oluşuna göre planlanmalıdır. Bazı çocuklar 18 ay civarında, bazıları ise 2-3 yaş döneminde buna daha kolay uyum sağlar.

Gece korkusu yaşayan okul öncesi bir çocuğun zaman zaman anne babasının yanına gelmek istemesi gelişimsel olarak olağandır. Ancak uzun süre her gece ebeveynle aynı yatakta uyumaya bağımlı hâle gelmesi, kendi kendini sakinleştirme becerisinin gelişmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle hedef, çocuğu bir gecede kendi odasına göndermek değil; desteği yavaş yavaş azaltmaktır. İlk günlerde yatağının yanında oturmak, sonra sandalyeyi yavaş yavaş kapıya doğru uzaklaştırmak ve giderek odadan daha erken ayrılmak çoğu çocuk için daha güvenli bir geçiş sağlar.

Çocukların korkularını tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak doğru hedef değildir. Çünkü korku, yaşam boyu bizimle olacak bir duygudur. Çocuk büyüdükçe canavarların yerini sınav kaygısı, başarısızlık korkusu ya da yalnız kalma endişesi alacaktır. Bizim görevimiz korkuyu silmek değil, çocuğun korkuyla baş etme becerisini geliştirmektir.

Ergoterapinin en temel hedeflerinden biri de budur: Çocuğun kendini güvende hissederek uyuyabilmesini, oyun oynayabilmesini, keşfedebilmesini ve bağımsızlaşabilmesini desteklemek.

Belki de gece odasının kapısından dönüp "Anne, yanımda mısın?" diye sorduğunda vereceğimiz en kıymetli cevap şudur: "Evet, yanındayım."

Ve zamanla onun kendi kendine de şunu söyleyebilmesini isteriz: "Korkuyorum ama güvendeyim."

Çünkü çocuk yetiştirmenin amacı onları korkusuz yapmak değildir; korktuklarında yeniden güven duygusuna ulaşabilecek beceriler kazandırmaktır.