Kalp ve damar hastalıkları, dünyada ve ülkemizde uzun yıllardır birinci ölüm sebebi olarak yerini koruyor. Ancak bu hastalıkların büyük bir kısmı tedavi edilebilir daha da önemlisi risk faktörleri kontrol altına alınarak önlenebilir. Bu noktada koruyucu kardiyoloji, sadece tedavi için değil hastalık başlamadan da engelleyebilen bir yaklaşımla modern tıbbın en önemli alanlarından biri haline gelmiştir.

Koruyucu Kardiyoloji Nedir?

Koruyucu kardiyoloji, kalp-damar hastalıklarının oluşumunu başlangıç aşamasında durdurmak, geciktirmek daha da önemlisi önlemek amacıyla risk faktörlerinin belirlenmesi, izlenmesi ve kişiye özel müdahalelerin planlanmasını kapsar. Bu yaklaşım, birincil ve ikincil koruma olmak üzere iki ana başlıkta toplanır:

Birincil Koruma: Daha önce bir kalp-damar olayı geçirmemiş bireylerde hastalığın başlamasını önlemeye odaklanır.

İkincil Koruma: Önceden kalp krizi veya benzeri bir olay geçirmiş kişilerde bu olayın tekrarın önlenmesini ve komplikasyonların gelişmesini önlemeyi hedefler.

Risk Faktörlerinin Önemi

Koruyucu kardiyolojinin temel taşı, bireyin kardiyovaskülerrisk faktörlerinin doğru şekilde belirlenmesidir. Bunların başında;

• Sigara kullanımı,

• Yüksek tansiyon (hipertansiyon),

• Yüksek kolesterol ve dislipidemi,

• Diyabet ve yüksek kan şekeri,

• Hareketsiz yaşam tarzı,

• Obezite,

• Yaş ve aile öyküsü gibi faktörler bulunur.

Kalp damar hastalığı çoğu zaman ben geliyorum diyen bir hastalıktır ve davet göndermeden de kolay kolay gelmez. Kimi zaman bilerek kimi zaman da bilmeyerek bu hastalığa davetiye çıkarırız. Genetik özellikler, yaş ve cinsiyet değiştirilemeyen özelliklerdir. Anne ya da babada erken yaşta kalp damar hastalığı başlamışsa, erkek cinsiyet varsa, yaş erkek için 45, kadın için 55 ve üzeriyse bu gerçekleri değiştiremeyiz. Ancak hal böyle olsa bile eğer kendimize iyi bakar, yeme içmemize dikkat edip kontrollerimizi zamanında yaptırırsak başımıza bir hadise gelmeden hayatımıza devam edebiliriz. Fakat İyi kolesterolümüz düşük, kötü kolesterolümüz yüksekse, kolesterol dengesini en çok bozan trans yağları bolca tüketiyorsak, obezite, şeker hastalığı, yüksek tansiyon varsa ve tüm bunların tedavisiyle takibini ihmal ediyorsak, hareket etmeye üşeniyorsak, stresli bir hayatımız varsa hele bir de sigara kullanıyorsak işte kalp hastalığına reddedemeyeceği bir davetiyeyi sunuyoruz demektir.

Geleneksel risk faktörlerinin yanı sıra kardiyovasküler riskidaha iyi tanımlamak amacıyla bir dizi yeni biyobelirteç klinik kullanıma girmiştir. Bunların başında Lipoprotein(a) [Lp(a)]gelmektedir. Lp(a), genetik olarak belirlenen ve LDL benzeri yapıda olan bir lipoprotein olup, yüksek düzeyleri ateroskleroz, aort darlığı ve erken yaşta kardiyovaskülerolaylarla güçlü şekilde ilişkilidir. Apolipoprotein B (ApoB) ise aterojenik lipoprotein parçacık sayısını daha doğru yansıttığı için, özellikle hipertrigliseridemisi olan hastalarda LDL-kolesterole kıyasla daha güçlü bir risk öngörücüsü olarak kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra yüksek duyarlıklı C-reaktif protein (hs-CRP), inflamasyonun kardiyovaskülerhastalıklardaki rolünü yansıtan önemli bir belirteçtir.

LDL Alt Grupları ve PLAC Testi: Gizli KardiyovaskülerRiskin İzinde

Klasik LDL-kolesterol ölçümü kardiyovasküler risk değerlendirmesinde temel bir parametre olmakla birlikte, LDL partiküllerinin sayısı, boyutu ve yapısal özellikleri her zaman yeterince yansıtılamamaktadır. Bu noktada LDL alt grup analizi, özellikle metabolik sendrom, diyabet ve hipertrigliseridemi varlığında daha ayrıntılı bir risk değerlendirmesi sunar. Küçük ve yoğun LDL partiküllerioksidasyona daha yatkın olmaları ve endotelden daha kolay geçebilmeleri nedeniyle aterojenik potansiyeli yüksek kabul edilir. Bu alt grubun baskın olduğu bireylerde, toplam LDL düzeyi normal sınırlarda olsa bile kardiyovasküler risk artmış olabilir. Bu durum, normal LDL’ye rağmen gelişenkardiyovasküler olayların biyolojik açıklamalarından biridir.

PLAC testi ise aterosklerotik plak aktivitesini ve inflamasyonunu yansıtan Lipoprotein-associatedphospholipase A2 (Lp-PLA2) enziminin ölçümüne dayanır. Lp-PLA2, özellikle damar duvarındaki instabil plaklarla ilişkilidir ve yüksek düzeyleri plak rüptürü ve akut koroner sendrom riski ile bağlantılı bulunmuştur. PLAC testi, sistemik inflamasyonu yansıtan hs-CRP’den farklı olarak, daha spesifikbiçimde vasküler inflamasyonu göstermesi açısından önemlidir. Bu nedenle, orta risk grubundaki bireylerde veya açıklanamayan kardiyovasküler olay öyküsü olan hastalarda risk değerlendirmesini güçlendiren tamamlayıcı bir araç olarak değerlendirilmektedir.

LDL alt grup analizi ve PLAC testi, her hastada rutin olarak önerilmemekle birlikte; klasik risk faktörleri ile klinik tablo arasında uyumsuzluk bulunan, ailesel yatkınlığı olan veya rezidüel riski yüksek bireylerde kişiselleştirilmiş koruyucu kardiyoloji yaklaşımına önemli katkı sağlayabilir.

Yaşam Tarzı Değişikliklerinin Rolü

Kalp sağlığını korumada yaşam tarzı değişikliklerivazgeçilmezdir. Sağlıklı bir diyet, düzenli fiziksel aktivite ve ideal kilo korunması, kalp üzerine olan yükü azaltır. Toplum sağlığı araştırmaları, günde düzenli yürüyüş gibi basit aktivitelerin bile genel mortalite ve kalp hastalığı riskini azalttığını göstermektedir.

Ayrıca, sigaranın bırakılması, stres yönetimi ve uyku kalitesinin artırılması gibi davranışsal müdahaleler de kalp-damar sağlığı üzerinde önemli etkilere sahiptir.

Tıbbi Müdahaleler ve Farmakolojik Yaklaşım

Risk faktörleri kontrol altına alındığı gibi, gerektiğinde tıbbi tedaviler de uygulanır. Örneğin:

• Statinler, özellikle yüksek kolesterolü olan bireylerde birincil koruma için etkin bir seçenek olarak önerilmektedir. Bir çok çalışmada, statinlerin sadece tedavi değil, aynı zamanda önleme amacıyla da kullanılabileceğini kanıtlayan önemli bulgular gösterilmiştir.

• Hipertansiyon ve diyabet için uygun tedavi planları düzenlenip bu hastalıkların takibinin doğru bir şekilde yapılması koroner kalp hastalığının önlenmesine de yardım edecektir.

Bu yaklaşımlar, yalnızca büyük olayları engellemekle kalmaz, aynı zamanda yaşam kalitesini de artırır.

Kalp Sağlığı Bir Yaşam Tarzıdır

Koruyucu kardiyoloji, bireysel riskleri değerlendiren, erken müdahaleyi ve yaşam tarzı değişikliklerini merkeze koyan bütünsel bir yaklaşımdır. Kalp-damar hastalıkları salt genetik kader değildir; doğru stratejilerle erken dönemde kontrol altına alınabilir.

Unutmayalım ki kalbinizi korumak, sadece bir tedavi süreci değil, yaşam boyu süren bir sorumluluk ve alışkanlıktır.