Bugün her yer "Babalar Günü" neşesiyle çalkalanırken, benim iç dünyamda zaman duruyor; derin, sessiz ve keskin bir sızı baş gösteriyor. Sadece bugün mü? Hayır... Ramazanda, kandilde, bayramda ve aslında aldığım her nefeste hissettiğim o büyük boşluk, bugün rüzgârını daha bir sert üflüyor yüzüme.

İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, arkasında her zaman sarsılmaz bir dağa ihtiyaç duyar.

​İnsan ruhu ne kadar büyürse büyüsün, içinde her zaman korunmaya, kollanmaya ve onaylanmaya ihtiyaç duyan bir çocuk barındırır. Yaşımız kaç olursa olsun, saçlarımıza ne kadar ak düşerse düşsün, insanın babasına olan ihtiyacı asla eskimiyor. Hayattayken zor günlerin, çıkmaz sokakların hep tek bir güvenli adı vardı: "Babama bir gideyim." Onun bir selamı, bir "merak etme" deyişi, insanın içindeki tüm düğümleri çözer, ruhsal bir koruma kalkanı oluştururdu.

​Baba figürü, bir çocuğun hayatı algılama biçiminin ilk mihenk taşıdır. O aramızdan göçüp gittiğinde, sadece bir ebeveyn kaybetmeyiz; hayatın fırtınalarına, tipi ve boranlarına karşı bizi dimdik tutan ruhsal şirazemizi, o sarsılmaz sığınağımızı kaybederiz. O güven veren gölge çekildiğinde, insan ne kadar büyük bir ağaç olursa olsun, rüzgârı doğrudan gövdesinde hissetmeye başlar. Çünkü evlat için baba; gelmeyecek olsa bile yolu, izi ve anısı her an gözlenen yegâne sığınaktır.

​Bir çocuğun hayat yolculuğunda babanın varlığı, dış dünyaya açılan kapının güvenli eşiğidir. Babasız büyüyen çocukların hayat sahnesinde en çok yoksun kaldığı şey, maddiyattan öte, varlığın getirdiği o sarsılmaz "temel güven" hissidir. Baba, çocuğun arkasında duran gizli bir eldir; o el orada olduğunda çocuk düşmekten korkmaz, hayata karşı daha cesur adımlar atar. O el çekildiğinde ya da hiç var olmadığında ise çocuk, erkenden büyümek, kendi savunma mekanizmalarını tek başına inşa etmek zorunda kalır.

​Baba şefkatinden ve otoritesinden mahrum büyümek, bireyin sınır çizme, aidiyet hissetme ve dünyayla sağlıklı bağlar kurma süreçlerinde derin izler bırakır. Kız çocuklarında gelecekteki ilişkilerde bir "güven ve sığınma" arayışına, erkek çocuklarında ise model alacak bir figürün eksikliğiyle kimlik inşasında bocalamalara yol açabilir.

​"Dört başı mamur" bir aile yapısı, çocuğun hem sevginin şefkatli kollarıyla sarmalandığı hem de hayatın sınırlarını öğrendiği dengeli bir ekosistemdir. Anne, merhameti ve duygusal derinliğiyle ruhu beslerken; baba, adaleti, direnci ve sosyal dünyaya adaptasyonu simgeler. Babanın bu perspektiften önemi, ailenin iç dengesini koruyan sacayağı olmasından gelir.

​Aile bütünlüğünü korumak, sadece bir çatıyı paylaşmak değil; o çatının altında sevgi, saygı ve güven derslerini eksiksiz tamamlamaktır. Babanın varlığı, yuvadaki fidanların rüzgarda kırılmasını önleyen, toprağı bir arada tutan en güçlü köktür. O koca çınarlar aramızdan çekildiğinde ya da aile bütünlüğü bozulduğunda toplumun mikro çekirdeği de sarsılır; kardeşlik incelir, hüsnü zan yerini sui zanna bırakır. Hakiki babalar aileyi bir arada tutacak silinmez manevi izler, haysiyet ve şeref bırakır.

​Sevgiyi sözle değil, onun derin bakışlarıyla öğreniriz. Affetmenin büyüklüğünü, niyetin halisliğini, fakir fukaranın umut ışığı olmayı, konu komşuyu gözetmeyi, anaya hürmeti ve vatana vefayı hep o koca yürekli modelden tecrübe ederiz.

​Babalar Günü, babası hayatta olanlar ve ona sarılabilenler için kuşkusuz bir neşe ve hediye günüdür. Ancak bu madalyonun bir de toplumsal hafızamızda yer eden, ortak acılarla yoğrulmuş diğer yüzü var. Bu günü bir iç çekişle, sessiz bir duayla karşılayan, o yokluğun ve eksikliğin gölgesinde büyüyen milyonlarca insan var.

​Bu noktada acı sadece bireysel olmaktan çıkıp kolektif bir saygı duruşuna dönüşüyor:

  • ​Evladını vatan uğruna, depremde ya da bir kazada toprağa verip tabuta sarılanlara,
  • ​Mezar başında ağlayıp kucağı boş kalan tüm anne ve babalara,
  • ​Enkaz altında hayallerini bırakanlara,
  • ​Evlatlarına hem analık hem babalık yapıp hayatını adayan, yuvasının bütünlüğü için tek başına çarpışan o kocaman yüreklere,
  • ​Gurbette, rüzgârlarda savrulup da yıkılmadan direnen gizli kahramanlara selam olsun.

İki Söz de Sana: Ruhun Şad Olsun Babam

Sana hâlâ ihtiyacım var babam.

Kelimeler yine eksik kalıyor seni anlatmaya. Ama bil ki; fiziken aramızda olmasan da hatıraların hayatımın en ön safında duruyor. Hani derler ya, "Dağ yerinde durur" diye...

​Babalar Günü’n kutlu olsun gönlümün koca çınarı. Ellerin yok belki ama sana olan hasretim ve minnetim, hâlâ öpülecek kadar gerçek ve taze.