Sosyal Medya Bağımlılığı: Yeni Nesil Epidemisi
Gençlerde Artan Sosyal Medya Kullanımının Beden Algısı, Yalnızlık ve Depresyon Üzerindeki Etkileri
Psikoloji, sosyoloji ve halk sağlığı alanlarında güncel bir konu olarak ele alınan sosyal medya faktörü, bireyin ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. İnsanlar sosyal medyayı günlük yaşamlarının bir parçası haline getirmiş ve bundan kolayca vazgeçememektedir.
Sosyal medyanın toplumdaki rolü birçok alanda gözlemlenmektedir. İletişim, kültür ve psikoloji üzerindeki etkileri oldukça belirgindir. Sosyal medyanın temel gücü, bilgilerin hızlı bir şekilde aktarılması, yayılması ve demokratikleşmesidir. Özellikle gençlerin yaşam tarzı, davranış biçimleri, değerleri ve giyim stilleri üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır. Çeşitli uygulamalar aracılığıyla kitlesel davranışlar ve trendler ortaya çıkmakta ve bu durum toplum psikolojisini belirli ölçüde şekillendirmektedir. Ruhsal sağlık, bireyin duygusal, psikolojik ve sosyal iyilik halini ifade eder ve stres yönetiminde sosyal medya belirli bir rol oynamaktadır. Ancak gençler sosyal medyada gördükleri içeriklerden etkilenerek stres düzeylerinde artış veya azalma yaşayabilmektedir.
Sosyal Karşılaştırma Kuramına göre bireyler kendilerini başkalarıyla karşılaştırarak değerlendirirler. 1954 yılında Amerikalı sosyal psikolog Leon Festinger tarafından ortaya atılan bu kuram, depresyona yol açan faktörlerden biri olarak kabul edilebilir. Sosyal medya, bu karşılaştırma sürecini yoğunlaştırarak gençlerde öz-değer problemleri ve depresif belirtilere neden olabilmektedir. İnsanlar yeteneklerini ve değerlerini değerlendirmek için doğal olarak başkalarıyla karşılaştırma eğilimindedir.
Tıbbi açıdan bakıldığında bu durum beynin doğal bir mekanizmasıdır ve dopamin sistemiyle ilişkilidir. Bu süreç, birey üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkiler yaratabilen bir beyin illüzyonu olarak değerlendirilebilir. Sosyal kabul ihtiyacı ve dopamin temelli ödül sistemi, bireylerin öz-değer algısını dışsal onaya bağlamasına neden olmaktadır.
Bilimsel araştırmalar, sosyal medya bağımlılığı olan ergenlerde beden algısının daha zayıf olduğunu ve bunun yeme davranışı bozuklukları riskini artırdığını göstermektedir. Örneğin, G. Yurttaşın 2022 yılında 1232 ergen üzerinde yapılan bir araştırması, sosyal medya bağımlılığı ile beden algısının bozulması ve beslenme bozuklukları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur.
Aqsa Wajid Abbasi, Ayesha Abbasi, Maryam Khan tarafından 2025 yılında rehberliği yapılmış 385 Pakistanlı üniversite öğrencisi üzerinde yapılan kesitsel korelasyonel bir araştırma, sosyal medya bağımlılığı ile beden algısı sıkıntısı arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermiştir. Sonuçlar, kadın katılımcıların ve 18–24 yaş grubundaki bireylerin daha yüksek risk altında olduğunu, akademik yeterlilik düzeyinin ise anlamlı bir etki göstermediğini ortaya koymuştur. Pearson korelasyonu ve regresyon analizleri, sosyal medya bağımlılığının beden algısı sıkıntısını öngören önemli bir faktör olduğunu göstermiştir. Bu araştırma, kültüre özgü ampirik veriler sunarak ruh sağlığı alanındaki literatüre katkıda bulunmuş ve dijital okuryazarlık programlarının önemini vurgulamıştır.
Paradoksal olarak sosyal medya, bireylerin iletişim kurmasını kolaylaştırsa da aşırı kullanım yalnızlık hissini artırabilmektedir. Araştırmalar, sosyal medya kullanım düzeyi arttıkça gerçek sosyal ilişkilerin azalabileceğini ve öznel yalnızlık hissinin yükseldiğini göstermektedir. 599 ergen üzerinde yapılan bir çalışmada sosyal medya bağımlılığının yalnızlık düzeyini istatistiksel olarak açıkladığı belirlenmiştir.
Araştırma sonuçlarına göre çocukların %41’inde sosyal medya kullanımının yüksek veya artan bağımlılık düzeyinde olduğu saptanmıştır. Sosyal medya ve mobil telefon kullanımında yüksek bağımlılık düzeyine sahip bireylerde, düşük bağımlılık düzeyine sahip bireylere kıyasla intihar davranışları ve intihar düşüncelerinin iki ila üç kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular, sosyal medya ve mobil cihaz kullanımının çocuklar ve ergenler için ciddi bir ruhsal sağlık risk faktörü olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak sosyal medya bağımlılığı, günümüzde gençlerin ruh sağlığı açısından önemli bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle dijital okuryazarlığın artırılması, sosyal medya kullanımının düzenlenmesi, psikolojik farkındalık programlarının uygulanması ve erken müdahale stratejilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Gelecekte yapılacak çalışmalar, sosyal medya kullanımının uzun vadeli psikolojik etkilerini ve etkili müdahale modellerini incelemelidir.