Telefonlar günümüzün ayrılmaz bir parçasına dönüşmüştür. Küresel veriler yetişkinlerin günde ortalama 4-5 saat, ergenlerin ise 7 saatin üzerinde ekran karşısında zaman geçirdiğini göstermektedir. Bu maruziyet yalnızca davranışsal bir tercih değil; nörobiyolojik ve psikososyal sonuçları olan kronik bir çevresel etkendir. Son yıllarda artan sayıda araştırma, problemli akıllı telefon ve sosial medya kullanımının depresyon, anksiyete ve düşük yaşam doyumu ile anlamlı şekilde ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır (Elhai et al.,2017; Twenge et al.,2018).
Akıllı telefon bağımlılığı ile depresif belirtiler arasındaki ilişkiyi inceleyen sistematik çalışmalar, problemli kullanım düzeyi arttıkça depresyon və anksiyete skorlarının da yükseldiğini göstermektedir (Elhai et al.,2017). Özellikle ergen popülasyonda sosyal medya kullanım süresinin artımı ile psikolojik sıkıntı arasında güçlü bir ilişki bildirilmiştir (Twenge et al.,2018). Bu çalışmaların büyük kısmı korelasyonel olmakla birlikte, bulgular literatürde tutarlıdır.
Deneysel veriler de bu ilişkiyi desteklemektedir. Sosyal medya kullanımının sınırlandırıldığı randomize kontrollü bir çalışmada, kullanım süresini günde yaklaşık 30 dakika ile sınırlayan bireylerde üç hafta sonunda yalnızlık ve depresyon skorlarında anlamlı azalma saptanmıştır (Hunt et al.,2018). Bu bulgu, dijital kullanımın azaltılmasının ölçülebilir psikolojik faydalar sağlayabileceğini göstermektedir.
Dijital maruziyetin uyku üzerindeki etkileri biyolojik bir mekanizmaya dayanmalıdır. Akşam saatlerinde ekranlardan yayılan kısa dalga boylu mavi işık, melatonin sekresyonunu baskılayarak sirkadiyen ritmi boza bilmektedir. Bu durum uykuya dalma süresini uzatmakta ve uyku kalitesini azaltmaktadır (Change et al.,2015). Uyku bozulukları ise depresyon ve anksiyete için bağımsız risk faktörüdür.
Nörobiyolojik açıdan bakıldığında, sürekli bildirim akıllı ve sosyal medya etkilenimi dopaminerjik ödül sistemini aktive ederek davranışsal bağımlılık paternlerine benzer bir döngü oluşturulabilmektedir (Montag & Walla.,2016). Bu durum dikkat süresinin kısalmasına ve derin odaklanma kapasitesinin azalmasına yol açabilmektedir.
Bu bağlamda dijital detoks kavramı, teknolojiyi tamamen terk etmek anlamına gelmemektedir. Amaç, bilinçli ve sınırlandırılmış kullanım yoluyla davranışsal regülasyonu yeniden saklamaktır. Mevcut kanıtlar, ekran süresinin azaltılmasının depresif belirtileri hafifletebileceğini ve gece ekran kısıtlanmasının uyku kalitesini artırabileceğini göstermektedir (Hunt et al.,2018; Change et al.,2015).
Sonuç olarak, mevcut bilimsel literatür yoğun ve kontrolsüz dijital maruziyetin ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini desteklemektedir. Dijital detoks artık bir trend değil; modern çağda zihinsel sağlığı korumaya yönelik davranışsal bir gereklilik olarak değerlendirilmelidir.

Kaynakça
Chang, A.-M., Aeschbach, D., Duffy, J. F., & Czeisler, C. A. (2015). Evening use of light-emitting
eReaders negatively affects sleep. Proceedings of the National Academy of Sciences, 112(4),
1232–1237.
Elhai, J. D., Dvorak, R. D., Levine, J. C., & Hall, B. J. (2017). Problematic smartphone use and
anxiety/depression. Journal of Affective Disorders, 207, 251–259.
Hunt, M. G., Marx, R., Lipson, C., & Young, J. (2018). Limiting social media decreases loneliness
and depression. Journal of Social and Clinical Psychology, 37(10), 751–768.
Montag, C., & Walla, P. (2016). Beyond digital addiction. Cogent Psychology, 3(1), 1157281.
Twenge, J. M., Joiner, T. E., Rogers, M. L., & Martin, G. N. (2018). Increases in depressive
symptoms linked to screen time. Clinical Psychological Science, 6(1), 3–17.