Geçtiğimiz günlerde bir anne, dört yaşındaki kızını göstererek bana büyük bir heyecanla şunu söyledi: "Hocam, baleye yazdıracağız. Sonra da piyano... İngilizce zaten başladı. Bir de yüzme düşünüyoruz."
Küçük kıza baktım. Sandalyede beş dakika bile dik oturamıyor, ayakları yere tam basmıyor, kalem tutarken zorlanıyor, tek ayak dengesi birkaç saniyeyi geçmiyordu. Ama ailesinin zihninde çoktan bir gelecek planlanmıştı.
Oysa çocuk gelişimi, anne babaların hayalleriyle değil, beynin ve bedenin biyolojik olgunlaşma hızıyla ilerler. Bugün çocukların hangi sporu yapacağına, hangi dansa başlayacağına ya da hangi müzik aletini çalacağına çoğu zaman aileler karar veriyor. Ancak şunu söylemek isterim; çocukların başarılı olduğu alanlar, erken başlatıldıkları değil; gelişimsel olarak hazır oldukları alanlardır. Bunu çocukta iyi farketmek gerekir. Bunu belirleyen yalnızca yaş değildir. Kronolojik (Takvim) yaşı ile gelişim yaşı aynı değildir. Ergoterapide şu kavramı sık kullanırız: Gelişimsel hazır bulunuşluk. Bir çocuk altı yaşında olabilir; ancak dikkat süresi dört yaşındaki bir çocuk düzeyinde olabilir. Bir diğeri beş yaşında olmasına rağmen denge, koordinasyon ve ince motor becerileri yedi yaş düzeyinde olabilir. Çünkü beynin özellikle hareket planlamasından sorumlu bölgeleri, denge sistemi (vestibüler sistem), derin duyu (propriyosepsiyon), görsel-motor koordinasyon ve yürütücü işlevler her çocukta aynı hızda olgunlaşmaz. Bu nedenle yalnızca nüfus cüzdanındaki yaşa bakarak spor veya müzik seçmek, çocuğa uygun olmayan bir ayakkabı giydirmek gibidir.
Beyin önce hareket etmeyi öğrenir. İnsan beyni hareket ederek gelişir. İlk altı yaşta sinaptik bağlantılar inanılmaz bir hızla artar. Çocuk ne kadar çok hareket deneyimi yaşarsa, sinir sistemi o kadar zengin bağlantılar kurar. Koşmak... Yuvarlanmak... Tırmanmak... Zıplamak... Top yakalamak... Denge kurmak... Aslında bunların her biri yalnızca kasları değil, beyni de eğitir. Araştırmalar, çocukluk çağında zengin motor deneyime sahip çocukların dikkat, akademik performans, problem çözme ve yürütücü işlevlerde daha başarılı olduklarını göstermektedir. Yani hareket, yalnızca kas gelişimi değildir; aynı zamanda bilişsel gelişimin de temelidir.
Erken uzmanlaşma gerçekten avantaj mı?
Pek çok aile "Ne kadar erken başlarsa o kadar iyi olur." düşüncesine sahiptir. Oysa son yirmi yılda yapılan çalışmalar bunun her zaman doğru olmadığını gösteriyor. Uluslararası spor hekimliği kuruluşları, özellikle 12 yaşından önce tek bir branşa yoğunlaşmanın; aşırı kullanım yaralanmalarını, tükenmişlik sendromunu, sporu bırakma oranlarını, performans kaygısını anlamlı şekilde artırdığını bildiriyor. Buna karşılık çocukluk döneminde farklı spor dallarını deneyimleyen çocukların hem daha geç sakatlandıkları hem de ileri yaşlarda sportif başarılarının daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Çünkü beyin çeşitliliği sever. Farklı hareketler öğrenen çocukların motor repertuvarı genişler.
Bunun en dikkat çekici örnekleri, dünya çapında başarıya ulaşmış sporcular ve sanatçılarda da görülmektedir. Örneğin Roger Federer çocukluk yıllarında yalnızca tenis oynamadı; futbol, basketbol, badminton, yüzme ve kayak gibi birçok farklı sporla ilgilendi. Federer, bu çeşitliliğin koordinasyonunu, oyun zekâsını ve sakatlıklardan korunmasını desteklediğini birçok röportajında dile getirmiştir. Benzer şekilde Simone Biles de küçük yaşlarda hareket etmeyi çok sevmesine rağmen, ailesi onu erken yaşta yalnızca performansa odaklanan yoğun bir programa yönlendirmek yerine, gelişim basamaklarına uygun ilerlemesini destekledi. Bugün spor biliminde bu örnekler, erken uzmanlaşmadan çok doğru zamanda, doğru destekle ilerlemenin önemini anlatmak için sıkça kullanılmaktadır.
Peki hangi yaşta hangi spor? Burada önemli olan kronolojik yaştan çok gelişimsel olgunluktur.
0-3 yaş: Bu dönemde çocukların işi spor yapmak değildir. İşleri oynamaktır. Serbest oyun, emekleme, tırmanma, kum, su, salıncak, top oyunları ve doğada hareket etmek en değerli "antrenman"dır.
3-5 yaş: Temel hareket becerileri gelişir. Oyun temelli jimnastik, yüzmeye uyum çalışmaları, dans ve hareket eğitimi uygundur. Teknik öğretmekten çok hareket çeşitliliği kazandırılmalıdır.
5-7 yaş: Denge, ritim, koordinasyon ve iki taraflı vücut kullanımı belirginleşmeye başlar. Jimnastik, bale, yüzme, başlangıç düzeyinde tenis, buz pateni ve temel dövüş sanatları uygun olabilir. Ancak dersler yarışma değil, oyun odaklı olmalıdır.
7-10 yaş: Takım sporları, atletizm, raket sporları ve daha karmaşık teknik beceriler öğrenilebilir. Bu yaşta bile farklı branşları denemek tek branşa yönelmekten daha değerlidir.
Bale her kız çocuğu için uygun mudur?
Belki de en çok yanlış anlaşılan konu budur. Bale, yalnızca zarif görünmek değildir.
İyi bir balerin/balet olabilmek için; postür kontrolü, kalça hareket açıklığı, ayak bileği stabilitesi, gövde kas kuvveti, denge, ritim algısı, koordinasyon gerekir. Üstelik aşırı esnek olmak her zaman avantaj değildir. Hipermobil çocuklarda yeterli kas kontrolü gelişmeden yoğun bale eğitimi başlamak; ayak, diz ve bel sorunlarına zemin hazırlayabilir. Dolayısıyla baleye başlamadan önce yalnızca yaş değil, bedenin hazır oluşu da değerlendirilmelidir.
Piyano için küçük olmak yeterli değildir. Benzer durum müzik için de geçerlidir. Bir çocuğun piyano çalabilmesi yalnızca parmaklarının tuşlara ulaşmasına bağlı değildir.
İyi bir piyano eğitimi için; omuz kuşağı stabilitesi, gövde kontrolü, iki el koordinasyonu, ince motor beceriler, dikkat süresi, görsel-motor entegrasyon yeterli düzeyde gelişmiş olmalıdır. Bu nedenle bazı çocuklar beş yaşında rahatlıkla başlayabilirken, bazıları için yedi yaş daha doğru zamandır.
Önemli olan erken başlamak değil, doğru zamanda başlamaktır.
Ülkemizde de benzer örnekler vardır. Mete Gazoz, çocukluk döneminden itibaren ailesinin desteğiyle okçulukla tanışmış; ancak başarısının temelinde yalnızca erken yaşta başlaması değil, gelişim özelliklerine uygun, planlı ve sürdürülebilir bir eğitim süreci yer almıştır. Aynı şekilde birçok üstün performans sporcusunun ortak özelliği, tek başına erken başlamak değil; aile, antrenör ve eğitim ekibinin çocuğun bireysel gelişim hızını dikkate alan doğru yönlendirmesidir.
Anne babalar ne yapmalı?
Bir çocuk seçtiği etkinlikten her hafta ağlayarak dönüyorsa... Sürekli başarısız hissediyorsa... Kendini arkadaşlarıyla kıyaslamaya başladıysa... Belki de sorun çocuk değildir. Belki yalnızca yanlış zamanda, yanlış branştadır. Anne babalar çocuklarının ilgi alanlarını gözlemlemeli; beden yapısını, motor gelişimini ve dikkat özelliklerini dikkate almalıdır.
Gerekirse çocuk; fizyoterapist, ergoterapist ve çocuk gelişimi konusunda deneyimli uzmanlar tarafından değerlendirilmelidir. Basit bir motor performans değerlendirmesi bile çocuğun hangi alanlarda güçlü, hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyduğunu ortaya koyabilir.
Çünkü her çocuk müzik yapabilir. Her çocuk spor yapabilir. Ama her çocuk aynı sporu yapmak ya da aynı enstrümanı çalmak zorunda değildir. Çocukların geleceğini belirleyen şey, onları en erken yaşta kursa yazdırmak değil; gelişimsel olarak hazır oldukları anda, keyif alacakları doğru ortamla buluşturmaktır.
Belki de çocuk yetiştirmenin en önemli kuralı şudur: Çocuklarımızı hayallerimize göre değil, potansiyellerine göre büyütelim; onların var olan potansiyellerine mentörlük yapalım.