Ameliyathanede tuhaf bir manzara var. Hasta masada. Birkaç robotik kol göğüs kafesinin üzerinde sessizce bekliyor. Cerrah ise hastanın başında değil, birkaç metre ötede bir konsolun önünde.
İlk kez görenin aklına aynı soru geliyor: Ameliyatı kim yapıyor?
Cevabı basit. Hâlâ insan.
Robot karar vermiyor. Hangi damarın korunacağına, nereden kesileceğine, ne zaman durulacağına o hükmetmiyor. Cerrahın ellerinden gelen hareketleri daha küçük, daha hassas hareketlere dönüştürüyor. Bir bakıma cerrahın parmakları göğüs kafesinin içine kadar uzuyor.
Göğüs cerrahisinde bunun ne anlama geldiğini anlamak için biraz anatomi bilmek yeterli. Akciğerin hemen yanı başında kalp var. Büyük damarlar var. Soluk borusu, yemek borusu, sinirler… Bir apartmanın tesisat boşluğunu düşünün; su, elektrik ve doğalgaz hatları birbirine yakın geçiyor. Fakat burada hata payı milimetrelerle ölçülüyor.
Cerrahinin hikâyesi zaten insanın elini ve gözünü daha ileriye taşıma hikâyesidir.
İbn Sina’nın elinde bugünkü anlamıyla bir tomografi cihazı, üç boyutlu kamera ya da robot yoktu. Fakat onun tıp anlayışında güçlü bir fikir vardı: Hastalığı anlamadan tedaviye yönelmemek. Aradan yüzyıllar geçti. Aletler değişti. O temel mesele pek değişmedi.
Bugün robotik göğüs cerrahisinde cerrah ameliyat alanını büyütülmüş ve üç boyutlu görüyor. İnsan bileğinin doğal olarak dönemeyeceği açılarda hareket edebilen ince enstrümanları kontrol ediyor. El titremesinin cerrahi sahaya yansıması azaltılabiliyor. Özellikle akciğer damarlarının hazırlanması, anatomik segmentlerin ayrılması ve lenf düğümlerinin çıkarılması gibi hassas işlemlerde bunun karşılığı var.
Ama burada teknoloji hayranlığının frene basması gereken bir yer de var.
Robot pahalıdır. Eğitim ve ciddi deneyim ister. Her hastane için gerekli olmayabilir. Daha önemlisi, her hasta robotik ameliyat için uygun değildir. Bazı hastalarda video yardımlı kapalı cerrahi, bazı hastalarda açık ameliyat en doğru seçenek olabilir. Tıpta yeni olan her şey eski olanı çöpe göndermez.
Cerrahinin başarısı da yalnız ameliyathanedeki makineye bağlı değildir.
Akciğer ameliyatına hazırlanan bir hastada tomografi ve hastalığın niteliğine göre PET-BT, bronkoskopi ya da doku tanısı gündeme gelebilir. Fakat benim özellikle önemsediğim başka rakamlar da vardır: FEV1 ve DLCO. Biri akciğerin havayı ne ölçüde hareket ettirebildiğini, diğeri oksijenin akciğerden kana geçiş kapasitesini anlamamıza yardım eder. Gerektiğinde ameliyat sonrası beklenen değerler hesaplanır, kardiyopulmoner egzersiz testiyle kalp ve akciğer rezervine daha yakından bakılır.
Çünkü güzel bir ameliyat yapmak yetmez. Hastanın o ameliyattan sonra nasıl yaşayacağını da düşünmek gerekir.
Bir de ameliyat öncesinin pek fotoğrafı çekilmeyen tarafı var. Sigara paketi. Yürürken çabuk yorulan hasta. İştahsızlık. Kansızlık. Uykusuzluk. Günlerini koltukta geçiren bir beden.
Bazen ameliyatın kaderini ameliyathanedeki milyonluk cihazdan önce bunlar etkiler.
Sigaranın bırakılması, yeterli beslenme, kansızlığın ve varsa beslenme eksikliklerinin düzeltilmesi, fiziksel kapasitenin artırılması ve uygun hastalarda ameliyat öncesi egzersiz programları cerrahinin görünmeyen hazırlığıdır. Vitamin kutularıyla kurulacak kestirme bir yol yok. İnsan bedeni reklamlardaki kadar kolay ikna olmuyor.
Peki bundan sonra ne olacak?
Robotların görüntüleme sistemleriyle daha fazla konuştuğu, yapay zekânın ameliyat sırasında anatomik yapıları tanımaya yardım ettiği, cerrahın gözünün göremediği bazı ayrıntıların ekranda belirginleştiği bir ameliyathane artık uzak bir fikir değil.
Tam da burada asıl mesele başlıyor.
Bir makine giderek daha iyi görebilir. Daha hassas hareket edebilir. Belki bir gün insan elinin yapamayacağı incelikte işler de yapabilir.
Fakat cerrahlık yalnız kesmek değildir.
Karşındaki insanın korkusunu anlamak, hangi ameliyatın yapılabileceğini bilmek kadar hangisinin yapılmaması gerektiğine karar verebilmek ve bazen bütün teknolojik imkânlar önünde dururken “Hayır, bu hastaya dokunmamalıyız” diyebilmek de bu mesleğin parçasıdır.
Geleceğin ameliyathanesinde robotun ne kadar gelişeceğini merak ediyorum.
Daha çok merak ettiğim ise şu:
Teknoloji cerrahın ellerini büyütürken, hükmü kim verecek?