“Blue Zones Bir Coğrafya Değil, Bir Davranış Setidir”

Her hafta aynı soruyla karşılaşıyorum:
“Hocam, bu insanlar Japonya’da nasıl 100 yaşına geliyor?”

Cevabım basit ama rahatsız edici:
Biz de geliyorduk.

Hem de Japonya 🇯🇵 Okinawa’ya uçak bileti almadan.

Sorun şu ki, biz uzun yaşamı kaybetmedik.
Onu bilinçli olarak terk ettik.

“Blue Zones “ kavramı, National Geographic destekli epidemiyolojik saha çalışmalarına dayanır.
Masal değildir. Kişisel gelişim klişesi hiç değildir.

Araştırmacılar;
doğum–ölüm kayıtlarını,
soy ağaçlarını,
hastalık yükünü,
günlük yaşam pratiklerini
yıllarca inceledi.

Sonuç netti:

Uzun ve sağlıklı yaşam, genetik bir piyango değil; “yaşam biçiminin doğal sonucudur.”

“Blue Zones” Belgeselinin Asıl Söylediği Şey

Blue Zones belgeselinde anlatılan şey şudur:

Bu insanlar “sağlıklı yaşamıyor”.
Zaten sağlıksız yaşamayı bilmiyorlar.

Ne yapıyorlar?

* Gün içinde sürekli hareket ediyorlar
* Gerçek yemek yiyorlar
* ⁠İnançları var, İbadet ediyor , dua ediyor ve sosyalleşiyorlar
* Yalnız yemiyorlar
* Yalnız yaşamıyorlar
* Hayata anlam yüklüyorlar


Biz ne yapıyoruz?

* 10 saat oturuyoruz
* Paketli gıda yiyoruz
* Ekran karşısında yemek yiyoruz
* Yalnızlığı modernlik sanıyoruz
* ⁠Yaradandan bağımızı koparıyoruz.
* ⁠Anksiyete ile yaşamayı , kaygı dolu yaşamayı , Dua etmeye tercih ediyoruz farkında olmadan

Sonra soruyoruz:

“Niye diyabet arttı?”

Anadolu’da Bu Model Hep Vardı (Ve Hâlâ İzleri Var, yeter ki yaşatalım)

Ege köylerinde;
zeytinyağlı sebze, ot kültürü ve yürüyüş.

İç Anadolu’da;
bakliyat, ev yoğurdu, fiziksel emek ve ritimli , dua dolu hayat.

Karadeniz yaylalarında;
sürekli yokuş, hareket ve güçlü sosyal ve inanç dolu bağlar.

Bunların ortak sonucu neydi?

* Düşük obezite
* Daha geç başlayan diyabet
* Daha az kalp krizi
* Geç gelen bunama
* ⁠Depresyon ve anksiyeteden uzak hayat

Bu genetik değildi.
“Bu yaşam biçimiydi.”

Yaşlıyı Hayattan Çıkardığınız Gün, Demansı Davet Ettiniz

Eskiden yaşlı;
sofranın başındaydı,
söz sahibiydi,
işe yarıyordu.

Bugün ne yaptık?

Huzurevi.
Televizyon.
Sessizlik.

Sonra şaşırıyoruz:

“Niye Alzheimer arttı?”

Bilim net söylüyor:
“Sosyal izolasyon, demans için bağımsız bir risk faktörüdür.”

Bilimsel Mekanizma Basit Ama Acımasız

“Blue Zones” davranışlarının vücutta yaptığı şey şudur:

* İnsülin direncini düşürür
* Kronik inflamasyonu baskılar
* Kortizolü dengeler
* Kas ve kemik kaybını geciktirir
* Beyin yaşlanmasını yavaşlatır

Bu yüzden oralarda:
ilaç rafları dolmaz,
hastaneler yaşamın merkezi olmaz.

Modern Türkiye Nerede Koptu?

Sorun şehirleşme değil.
Sorun, insanı hesaba katmadan şehirleşmek. İnsanla yaradanın ve toplumun bağını zayıflatmak

Bugün:

* Hareketi spora hapsettik
* Yemeği pakete soktuk
* Aileyi “yük” saydık
* Yaşlıyı “sorun” gördük
* ⁠Yalnızlığı Özgürlük sandık

Sonra bedelini ödüyoruz.

Kalp ödüyor.
Karaciğer ödüyor.
Pankreas ödüyor.
Beyin ödüyor.

Sahadan Bir Aile Hekiminin Açık Teşhisi

Günde onlarca hastaya şunu söylüyorum:

“İlacınızı yazıyorum çünkü başka çare bırakmadınız.”

Ama asıl tedavi bu değildi.

Asıl tedavi;
yürümekti,
tencere kaynatmaktı,
birlikte yemekteydi,
İnanç ve sevgi dolu bir yaşamdaydı,
hayata anlam yüklemekti.

Bunları terk ettik.
Sonra ilaçkolik olduk.

Son Söz (Ve Rahatsız Edici Gerçek)

Blue Zones insanları mucize yapmıyor.
“Bizim vazgeçtiklerimizi yapıyorlar.”

Bu yüzden soru şu değil:

“100 yaşına nasıl geliriz?”

Asıl soru şu:

“İnsan gibi yaşamayı ne zaman bıraktık?”

Unutmayın her yeni olan hep iyi, her eski olan belki de sandığımız kadar hep kötü değildir…

“Blue Zones Bir Coğrafya Değil, Bir Davranış Setidir”

Eşrefi mahlukat olan “İnsanı” merkeze alan eskilerin hayat biçimini tekrar hatırlamak dileğiyle

Ailenizin Hekimi
Dr. Yavuz Selim Sılay