1960 yılı ABD Kentucky eyaletindeki hastanelerden birine iki kişi getirildi. Hastanede onlara tıbbi yardım edildikten sonra çıkıp gittiler. Lakin bu iki kardeş de sıra dışıydılar. Derilerinin rengi maviydi. Hastane personelinden biri bunu hematolog olan Madison Cawein'e dedi. Madison ilk olarak bunun ya nitrat ya da herhangi bir ilaç zehirlenmesi olduğunu düşündü ve onların methemoglobinemi olduğunu düşündü. Ama bir durum ona çok garip geldi. Hastaları kimse değil, kendileri hastaneye tamamen ayrı bir şikayetle ilgili gelmişti. Madison bu durumu daha da derin araştırmak için onların geldiği yere gider. Oradaki insanlarla iletişim kurar ve belli olur ki 1820 yılında Fransız olan Martin Fugate'in ücra bölge olan Troublesome Creek bölgesine taşınması ile başlar. Fugate'in kanında nadir bir genetik mutasyon olan CYB5R3 geni vardı. Bu gen sitokrom b5 redüktaz enziminin oluşmasından sorumludur. Söz konusu enzim sayesinde methemoglobin saniyeler içerisinde normal hemoglobine dönüşür. Fugate o bölgede sıradan görünümlü bir kadınla evlenir. Lakin evlendiği kadında da tesadüfen aynı gen mutasyonu olur. Onlardan olan 7 çocuktan 4'ü mavi renkli doğar. Köy sakinleri bunu görünce korkarlar ve onları "lanetlenmiş" sayarlar, onlardan birisiyle evlenmekten imtina ettiler. Lakin birkaç aile buna önem vermedi. Ancak bu baskıya dayanamayan aileler köyü terk edip daha uzak dağlık arazilere taşındılar. Zaman geçtikçe aileler kendi aralarında evlendikçe akraba evliliği arttı. Bu ise artık mavi renkli çocukların doğma sayısını artırdı. Köy ahalisi artık dağlık ve ücra arazide çevre köylerle izole olmuş, diğer köyden olan insanlarla ise sadece alışveriş ediyorlardı. Madison uzun süre aile fotoğraflarına, diğer köylerdeki insanların verdiği bilgileri araştırarak bunun sebebini araştırdı. O dönemde genetik analizler çok da gelişmediği için bir muamma olarak kalıyordu. Madison köy ahalisinin ve köye en yakın diğer ücra köylerdeki insanların ne yiyip içtiğine, çevreye dikkat ediyordu ki belki toprakta olan herhangi bir madde sebebinden methemoglobinemi oluşur. Lakin hiçbir şey bulamadı. Bir gün Madison tıp dergilerini araştırırken Alaska'da yaşayan Eskimolar arasında da mavi renkli yerli insanlara rastlandığını yazan makaleye rastladı. Makalede sebebi bilinmese de onlarda diyaforaz yetersizliği olması ihtimal olunduğu kaydedilmişti. Madison biyokimya bilgisine dayanarak sağlıklı kandaki (metHb-Fe3+) oluşmasını biliyordu. Şöyle ki, (Hb-Fe2+) oksidasyon reaksiyonuna girerek (metHb-Fe3+)'e dönüşür, bu zaman demir elektronunu yitirir. Bu vakit diyaforaz (sitokrom b5 redüktaz) enzimi bu reaksiyonu geri çevirir. Madison bunu bilse de neyi nasıl yapacağını tam bilmiyordu. Madison düşündü ki, eğer bu elektron meselesi hallolsa o insanlar normal insan derisi rengine döner. Bu reaksiyonu ise dolaylı yolla ikame edebilecek metilen mavisi olabilirdi. O dönemin tıbbında metilen mavisi kanın nitratlarla zehirlenmesi zamanı kullanılıyordu. Metilen mavisi kanda NADPH-dan elektron alarak methemoglobine verebilecek en ideal maddeydi. Ama bir problem vardı. Bunu vücuda vurunca ne baş verebilirdi?
Tam aksine hastanın ölümüne sebep olabilirdi. Madison bu hastaların uzun süren oksijen yetersizliğini, dağlık arazide yaşamalarını ve toplumdan soyutlanmanın onlara kötü etki ettiğini göz önüne alarak onlarla anlaşmaya varıp metilen mavisini az dozda enjekte etmeye karar verdi. O ilk enjeksiyon belki de hekim için en gergin andı. Çünkü büyük bir paradoks oluşmuştu. Birçok hekim "zaten mavi renkli adamlara mavi renkli madde vurmakla ne yapmak niyetindesin?" diye şaka ediyorlardı. Artık Madison geri dönüşü olmayan riski göze almıştı ve az miktarda enjeksiyon yapıldı.
İlk 30 saniye: metilen mavisi kana karışarak bütün vücuda yayıldı. NADPH-daki elektronları benimseyerek lökometilene (beyaz metilen) çevrildi.
Sonraki 1-2 dakika: O aktifleşmiş metilen mavisi eritrosit dahilinde methemoglobinle karşılaştı. Artık çikolata renkli kanın parlak kırmızıya dönüşmesi başladı. Bu (Fe3+)'ün artık (Fe2+)'ye dönüştüğünü gösteriyordu.
Sonraki 3-5 dakika: Dudak ve parmak uçlarında mavilik yavaş yavaş azalmaya başlıyor. Dokulardaki oksijen açlığı azalıyordu.
Son 15-20 dakika: Artık Patrick ve Rachel Ritchie aynaya bakınca şok olmuşlardı. O lanetlenmiş insanlar artık normal insanlara benziyordu.
Birkaç saat sonra madde böbreklere ulaşarak idrarla vücuttan atılır. Bu küçük değişiklik 150 yıllık bir aile dramına son koymuştu.
Fugate ailesi üzerindeki "laneti" her gün bir hap yutmakla normal insanlar arasına karışabildiler.
Madison Cawienin bu vakalara dedektif tarzı yaklaşması biyokimya,piskoloji,hematoloji alanında önemli bir bağ kuruyor,tıbb tarihinde önemli bir yere sahipdir.