Bir gün hiçbir cerrah, sonucu ağır olabilecek bir hastaya müdahale etmeye yanaşmazsa… Başarılı tıp öğrencileri, yıllar sonra sanık sandalyesine oturma korkusuyla cerrahi ve girişimsel branşlardan uzak durursa…

Ve siz ya da bir yakınınız, yaşamla ölüm arasındaki o dar vakit aralığında ameliyatı üstlenecek bir hekim bulamazsanız…

Bugün alınan kararların gerçek bedeli işte o gün anlaşılacaktır. Fakat muhtemelen birçok şey için geç kalınmış olacaktır.

Hastaneler yerinde duracak, ameliyathanelerin ışıkları yanacak, acil servislerin kapıları açık kalacaktır. Ancak cerrahın en ağır sorumluluğu üstlenmesini sağlayan mesleki cesaret, zamanla sönmüş olacaktır.

Işıklar Yanacak, Fakat O Kapıdan Kimse Girmeyecek

Beyin kanamasıyla acile getirilen hastanın başında beyin cerrahı tereddüt edecek.

Plasenta dekolmanı ya da doğum sonrası ağır kanama yaşayan bir gebeye kadın hastalıkları ve doğum uzmanı yaklaşırken yalnızca hastanın durumunu değil, sonraki günlerde karşılaşabileceklerini de düşünecek.

Trafik kazasında dalağı parçalanmış, iç kanama geçiren hastanın başındaki genel cerrahın; böbreği yaralanmış hastaya müdahale edecek üroloğun; aort damarı yırtılan hastayı ameliyata alması gereken kalp ve damar cerrahının zihninde aynı korku dolaşacak.

Eli, teknik yetersizlikten değil, hukuki belirsizlikten titreyecek.

Aklına önce hastası değil, kelepçe görüntüsü gelmeye başlayacak.

Bir kefeye hekimlik vicdanını, diğer kefeye özgürlüğünü koyacak. Fakat terazinin üzerine bir de yıllar içinde kırılmış mesleki cesaret eklendiğinde denge artık hastanın lehine kurulamayacak.

Her Kayıp İhmal, Her Komplikasyon Suç Değildir

Şanlıurfa’da yüksek risk taşıyan bir gebeye müdahale eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanının, hastanın yaşamını yitirmesinin ardından tutuklanması hekimler arasında derin bir kaygıya yol açtı.

Bir insanın hayatını kaybetmesi elbette bütün yönleriyle araştırılmalıdır. Ailenin acısı küçümsenemez; olayın tıbbi, idari ve hukuki boyutları eksiksiz biçimde incelenmelidir.

Ancak tıp, özellikle de cerrahi müdahaleler, sıfır riskle yürütülen bir faaliyet değildir. En doğru kararlar alınmış, gerekli müdahaleler zamanında yapılmış olsa bile istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir.

Bu nedenle her ölümün ihmal, her komplikasyonun kusur, her başarısız sonucun da suç olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

Bir hekimin tıbbi uygulamasında kusur bulunup bulunmadığı; dosyanın, müdahalenin şartlarının, hastanın klinik durumunun ve tıbbi standartların uzman kişilerce incelenmesiyle anlaşılabilir. Bilimsel değerlendirme yapılmadan, bilirkişi süreci tamamlanmadan ve ilgili özel usuller işletilmeden başvurulan ağır koruma tedbirleri yalnızca bir kişiyi değil, bütün sağlık sistemini etkiler.

Bilimsel İnceleme Yapılmadan Verilen Karar

Hekimlerin mesleki uygulamalarından doğan soruşturmalarda özel değerlendirme ve izin süreçlerinin öngörülmüş olması tesadüf değildir.

Çünkü tıbbi kararların, yalnızca sonuca bakılarak değerlendirilmesi büyük bir yanılgıya yol açabilir. Hukukun görevi, ortaya çıkan acı sonucu cezalandıracak bir kişi bulmak değil; kusurun bulunup bulunmadığını bilimsel ve adil bir yöntemle ortaya koymaktır.

Bu noktada cevaplanması gereken ciddi bir soru vardır:

Kararı veren savcılık ve hâkimlik makamları, sağlık mesleği mensuplarının soruşturulmasına ilişkin özel usulleri nasıl değerlendirmiştir?

Bu süreçlerin uygulanmadığı düşünülüyorsa bunun hukuki gerekçesi nedir? Uygulandığı kabul ediliyorsa, hangi somut nedenler tutuklamayı zorunlu hâle getirmiştir?

Bu soruların açıklığa kavuşturulmasını yalnızca hekimler değil, hukukun öngörülebilirliğine ve adalet duygusuna önem veren herkes beklemektedir.

Tutuklanan Yalnızca Bir Hekim Değildir

Bugün tartışılan konu, tek bir hekimin dosyasından ibaret değildir.

Tartışılan, en ağır hastaya müdahale etme iradesidir.

Ölüm ile yaşam arasındaki birkaç dakikalık eşikte hekimin hasta adına risk alıp alamayacağıdır.

Tıbbi zorunluluk karşısında saniyeler içinde karar vermesi gereken cerrahın, zihnini hastaya mı yoksa olası bir ceza soruşturmasına mı yönelteceğidir.

Cerrahiden beklenen şey çoğu zaman kesinlik değil, en zor şartlarda makul ve bilimsel bir karar verebilme cesaretidir. Bu cesaret, hukuki güvencesizlikle aşındırılırsa kaybeden yalnızca hekimler olmaz.

Hastanın zamanında tedaviye ulaşma hakkı da zedelenir.

Kırılan Cesaretin Bedelini Toplum Öder

Hekim elbette denetlenmelidir. Kusur varsa ortaya çıkarılmalı, ihmal varsa karşılığı bulunmalıdır. Mesleki sorumluluk, dokunulmazlık anlamına gelmez.

Fakat adalet, sonucu ağır olan her vakada önce tutuklamayı, sonra bilimsel incelemeyi esas alırsa bunun adı hesap sormak değil, sağlık sistemine korku yerleştirmek olur.

Korkuyla çalışan cerrah daha güvenli bir cerrah değildir.

Korkuyla çalışan cerrah, zor vakadan uzak duran cerrahtır.

En riskli hastaları ameliyat etmeyen, yüksek ölüm ihtimali bulunan vakaları başka merkezlere gönderen, mesleki olarak yapılması gereken müdahaleyi hukuki endişelerle erteleyen bir sağlık düzeni ortaya çıkarsa bunun faturasını bütün toplum öder.

Son cerrahın cesareti de kırıldığında ameliyathane yine orada olacaktır.

Fakat yaşamla ölüm arasındaki o kapıdan geçmeye gönüllü kimse kalmayacaktır.Bu vesileyle olaya müdahil olan ve şu açıklamayı yaparak ilgili mevzuatı hatırlatan Sağlık Bakanlığı’na teşekkürler.

“Sağlık meslek mensuplarının tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle
yürütülecek ceza soruşturmaları, 7406 sayılı Kanun ile yapılan köklü değişiklikler neticesinde özel bir izin prosedürüne tabi kılınmıştır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na eklenen Ek Madde 18 uyarınca, kamu veya özel sağlık kurumlarında görev yapan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılacak soruşturmalar Mesleki Sorumluluk Kurulu'nun soruşturmaya izin vermesi halinde yürütülebilmektedir. Dolayısıyla, bir muhakeme şartı olan soruşturma izni alınmadan ilili sağlık meslek mensubu hakkında adli süreç başlatılamayacak ve koruma tedbirlerine karar verilemeyecektir.
Bakanlığımıza Şanlıurfåda bir özel hastanede tıbbi işlem ve uygulamalar
nedeniyle gerçekleşen ve vatandaşın vefatı ile sonuçlanan iş ve işlemler
nedeniyle başlatılan soruşturmaya yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde
Bakanlığımızca müdahil olunmuştur.
Kamuoyunun bilgisine saygıyla duyurulur.”