Uyku yalnızca dinlenme değildir — o, beynin gece laboratuvarıdır. Gün boyunca edindiğimiz bilgiler gece saatlerinde işlenir, seçilir ve hafızaya yerleştirilir. İnsan organizmasında uyku hem homeostatik hem de nörobiyolojik dengeyi koruyan temel bir süreçtir. Fizyolojik olarak uyku, REM ve non-REM evrelerinin ardışık döngülerinden oluşur.
Non-REM evresi fiziksel onarım ile ilişkilidir: dokuların rejenerasyonu, enerji dengesi ve immün aktivite bu fazda güçlenir. REM evresi ise zihinsel ve duygusal iyileşme aşamasıdır. Özellikle hafızanın konsolidasyonu bu evrede gerçekleşir. Konsolidasyon denildiğinde, gün içerisinde edinilen bilginin kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya aktarılması ve pekiştirilmesi kastedilmektedir. Beyin önemli bilgiyi seçer, yapılandırır ve depolar (Diekelmann & Born, 2010). Bu mekanizmanın bozulması dikkat, karar verme ve yürütücü işlevlerde zayıflamaya yol açar (Hershner & Chervin, 2014). Son yıllarda ortaya atılan sinaptik homeostaz hipotezi de, uykunun sinaptik budanma ve nöroplastisite açısından aktif bir yeniden düzenleme süreci olduğunu desteklemektedir.
Peki uykusuzluk tam olarak nedir? Basit bir yorgunluk mudur, yoksa nöronal kayıp mı? Gelin birlikte inceleyelim.
Bir gece uyumayan sağlıklı genç bireylerde NSE ve S100B biyobelirteçlerinin artması gözlenmiştir. İşin ilginç tarafıysa bu belirteçlerin normalde kafa travması geçirmiş hastalarda gözlenmesidir. Bu bulgu, uykusuzluğun travmatik süreçlere benzer biyolojik yanıtlar oluşturabileceğini göstermektedir.
Walker ve çalışma arkadaşlarının hayvan modeli üzerinde gerçekleştirdiği araştırmada, gece vardiyasında çalışan bireylerin beyin fonksiyonları laboratuvar ortamında modellenmiştir. Fareler 3 gün boyunca farklı aralıklarla uykusuz bırakılmış ve sonuçta uyanıklığı sağlayan fonksiyonel nöronlarda kayıp gözlemlenmiştir. Daha sonra 3 günlük “iyileştirici uyku” verilmesine rağmen nöronal kayıp geri dönmemiştir (Walker, 2017). Bu sonuç, kronik uykusuzluğun yalnızca yorgunluk değil, potansiyel olarak geri dönüşü olmayan yapısal değişikliklerle sonuçlanabileceğini düşündürmektedir.
Meta-analitik çalışmalar da uyku yoksunluğunun öğrenme kapasitesini ve akademik performansı anlamlı derecede azalttığını göstermiştir (Curcio et al., 2006).
Uykusuzluğun etkileri bununla sınırlı değildir; hormonal ve metabolik etkileri de bulunmaktadır. Uykusuzluk endokrin sistem üzerinde çok yönlü etkiler oluşturur. Kortizolün sirkadiyen ritmi bozulur; kronik artışı fizyolojik ve psikolojik stresi artırır ve yaşam kalitesini düşürür. Leptin azalır, ghrelin artar — sonuç olarak iştah yükselir ve beslenme düzeni bozulur. İnsülin direncinin artması bu sürece eşlik ederek metabolik sendrom ve diyabet riskini artırır (Medic et al., 2017). Aynı zamanda testosteron ve estradiol dengesi değişebilir.
Ben de uykusuzluk vakalarının daha sık gözlemlendiği bir grup olan tıp öğrencileri arasında bir anket gerçekleştirdim. Katılımcıların yanıtlarına göre: %74’ü uykusuzluk sırasında dersi kavramakta zorlandığını, %58’i dikkat problemi yaşadığını bildirmiştir. 6 saatten az uyuyanların genel not ortalaması 85,9 iken, 6 saatten fazla uyuyanlarda bu değer 88 olarak bulunmuştur. Genel eğilim, uyku süresi ile akademik performans arasında pozitif bir ilişki olduğunu göstermiştir.
Tüm bu veriler, uykunun yaşamımız ve nörolojik sağlığımız açısından kritik bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bunun için de uykunuzu ve aynı zamanda beyninizi korumak için küçük önerilerde bulunmak isterim:
• Her gün aynı saatte yatıp kalkmak
• Akşam saatlerinde kafeinden uzak durmak
• Yatmadan önce ekran kullanımını azaltmak
• Karanlık ve sessiz bir ortam oluşturmak
• Uykuya yakın saatlerde ağır beslenmemek

Uykusuz kalmak bazen hedefler uğruna yapılan bir fedakârlık gibi görünebilir. Ancak unutmayın ki beyin bunu fedakârlık olarak değil, kayıp olarak algılar. Her yarım kalan gece — eksik konsolidasyon, zayıflayan sinaptik bağlantılar ve artan hormonal dengesizlik anlamına gelir. Bu nedenle uyku, yalnızca pasif bir dinlenme süreci değil; aktif nörobiyolojik yeniden yapılanma ve sistemik düzenleme mekanizmasıdır.Başarı daha uzun süre uyanık kalarak değil, daha iyi toparlanarak elde edilir. Uyku zaman kaybı değildir — gelecekteki performansın temelidir.

Kaynaklar:
1. Alhola, P., & Polo-Kantola, P. (2007). Sleep deprivation: Impact on cognitive performance. Neuropsychiatric Disease and Treatment, 3(5), 553–567.
2. Curcio, G., Ferrara, M., & De Gennaro, L. (2006). Sleep loss, learning capacity and academic performance. Sleep Medicine Reviews, 10(5), 323–337. https://doi.org/10.1016/j.smrv.2005.11.001
3. Hershner, S., & Chervin, R. (2014). Causes and consequences of sleepiness among college students. Nature and Science of Sleep, 6, 73–84. https://doi.org/10.2147/NSS.S62907
4. Tononi, G., & Cirelli, C. (2014). Sleep and the price of plasticity. Neuron, 81(1), 12–34.