Prostat kanseri, küresel ölçekte akciğer kanserinden sonra ikinci sırada anılsa da Avrupa’da en sık tanı alan kanser olarak karşımıza çıkıyor. Yaş ilerledikçe görünürlüğü artıyor; 50 yaşın altında nadir. İleri yaş erkek otopsilerinde klinik bir belirti vermemiş prostat kanseri odaklarının yüzde 30–40 oranında saptanması, hastalığın ne kadar yaygın ama aynı zamanda ne kadar sessiz ilerleyebildiğini gösteriyor. Kısacası prostat kanseri çok yaygın; ancak her saptanan odak, klinik olarak anlamlı bir hastalık demek değil.

PSA, prostat kaynaklı bir biyobelirteç. Normalde kana çok az karışır; prostat hücrelerinde artış, hasar ya da tümör varlığında düzeyi yükselir. Bu yüzden taramada kullanılır, fakat tek başına tanı koydurmaz. İyi huylu prostat büyümesi ya da prostatit gibi durumlar da PSA’yı yükseltebilir. Tam da bu nedenle PSA, prostat kanseri taraması ve takibinde önemli ama tartışmalı bir araç olarak yerini koruyor.

Bugün gelinen noktada üroloji kılavuzları, her erkeğe otomatik olarak PSA bakılmasını önermiyor. Bunun yerine kişiye özgü, risk temelli bir yaklaşım öne çıkıyor. PSA istenmeden önce risk ve faydanın konuşulması, hastanın neyle karşılaşabileceğini bilmesi gerekiyor. Gereksiz biyopsiler, klinik önemi olmayan tümörlerin saptanması ve tedaviye bağlı idrar kaçırma ya da erektil disfonksiyon gibi yan etkiler bu dengenin risk tarafında duruyor. Öte yanda ise erken tanıyla metastatik hastalık ihtimalinin azaltılması var. Bilgilendirilmiş onam alındıktan sonra, bireysel riskler gözden geçirilip gerekirse PSA testi planlanabiliyor.

Bu bireysel risklerin başında yaş ve etnik köken geliyor. Türkiye’de etnik çeşitlilik sınırlı görünse de sağlık turizmi ve göçle birlikte bu başlık giderek daha anlamlı hâle geliyor. Afrika kökenli erkeklerde prostat kanseri hem daha sık hem de daha ölümcül seyrediyor; daha genç yaşta, daha agresif tümörlerle karşılaşma olasılığı yüksek. Bu nedenle bu grupta PSA taramasına 40–45 yaşlarında başlanması ve daha sık aralıklarla yapılması uygun kabul ediliyor. Avrupa kökenli erkekler orta düzeyde risk taşıyor; toplumumuzun büyük bölümünü oluşturan bu grup için 50 yaş sonrası PSA bakılması öneriliyor. Asya kökenli erkeklerde insidans ve mortalite daha düşük; ancak göç eden Asya kökenlilerde riskin arttığı gözleniyor ve bunda çevresel ile yaşam tarzı faktörlerinin etkili olduğu düşünülüyor.

Pratikte ilk PSA için çoğu erkek açısından 50 yaş makul bir eşik. Birinci derece akrabasında prostat kanseri bulunanlarda bu sınır 45’e çekiliyor. BRCA2, HOXB13 gibi kalıtsal riskleri gösteren genetik bulgular söz konusuysa, 40 yaşından itibaren PSA bakılması uygun görülüyor. Tüm bu çerçevede mesele, tek bir doğru yaş ya da tek bir testten çok, doğru kişiye doğru zamanda yaklaşabilmekte yatıyor.