Türk sinemasının 50 yılına damgasını vuran; mavi gözlü, şahin bakışlı, zulme uğrayanların yılmaz savunucusu, Kahpe Bizans’ın korkulu rüyası, 1960-1980 yılları arasında rol aldığı aksiyon filmleriyle dönemin milli duruşunu temsil eden Cüneyt Arkın’ın hayat hikayesi oldukça dikkat çekicidir.
Hayatına hekimlikle başlayıp sonradan sanata yelken açan sanatçılar halkasında bu haftaki konumuz Cüneyt Arkın. Fahrettin Cüreklibatır olarak hekimlik vazifesini yaparken, sinema dünyasına Cüneyt Arkın olarak girer ve ismiyle birlikte talihi ve kaderi de değişmeye başlar.
Tüm çocukluğu tarlada ve çiftlikte geçen Cüneyt Arkın’ın babası Kurtuluş Savaşı gazisi Hacı Yakup Cüreklibatır’dır. Cüneyt Arkın, Eskişehir’in Karaçay köyünde 1937’de dünyaya gelir. Eskişehir’de liseyi tamamladıktan sonra İstanbul Tıp Fakültesi’ne kayıt yapar. Fakülte yılarında hem okur hem çalışır.
Fakülte yıllarında harçlığının çıkarmak için inşaat işçiliği yapar, yevmiye ile çalışır. Zorluklar içerisinde 1961 yılında tamamladığı tıp eğitiminden sonra mecburi hizmet için 1962’de 6 ay Adana’nın Feke kazasında bir sağlık ocağında hekimlik yapar. Sağlık Bakanlığı’ndan aldığı bursun karşılığı olarak yaptığı mecburi hizmetin ardından İstanbul’a döner.
Çocukluk ve gençlik yılları yokluk içerisinde geçen Cüneyt Arkın, tıp fakültesini bitirmesine rağmen İstanbul’da hastanelerde uzun süre kadro peşinde koşar. Bir asistan kadrosu alıp hastane odasında bile olsa kendisine kalacak bir yer bulamayınca askerlik vazifesi için İstanbul’dan ayrılır.
Askerlik vazifesi için İzmir Sıhhiye Okulu’nda askerlik eğitimini alır ve 1963 yılında tabip teğmen rütbesiyle Eskişehir Hava İkmal Merkezi’ne atanır. Askerliğini bir hekim olarak yaparken Eskişehir’de tanıştığı yönetmen Halit Refiğ o sıralar Şafak Bekçileri (1963) filmini çekmektedir. Film çekimleri sırasında tanıştığı Halit Refiğ’in İstanbul’da kendisine verdiği ilk rol hayatında bir dönüm noktası olur ve doktorluktan artistliğe uzanan bir yolculuk başlar. İstanbul’da Medrano Sirki’nde akrobasi eğitimi alır, binicilik ve karate eğitimleriyle de aksiyon filmlerinin öncüsü olur.
Tiyatro kökenli sinema sanatçılarının yönelimi ile 1960 ve 1970’li yıllarda romantik filmler revaçtaydı. Yeşilçam’da aksiyon filmlerini sırtlayacak oyuncu eksikliği batı sinemasının etkisini artırmaktaydı. Böyle bir ortamda ordular bozan, kaleler fetheden, zorbalara karşı yiğitçe direnen, yenilmez gibi görünen büyük güçlere karşı canı pahasına mücadele eden yılmaz bir savaşçı figürü halkın büyük ilgisiyle karşılaştı.
Yönetmen Halit Refiğ, “Cüneyt Arkın’a özellikle İtalyan sinemacılar çok ilgi gösterdiler. Onu John Arkin adıyla dünya sinema piyasasına lanse etmeye çalıştırlar” diyor. Cüneyt Arkın’dan Alain Delon tarzı batılı bir sanatçı çıkarmak isteyenlere karşı; Eskişehir Karaçay köyünde çocukluğunda dinlediği Battalgazi hikayelerinin etkisiyle olsa gerek O, Kara Murat, Battalgazi ve Malkoçoğlu gibi tarihi şahsiyetlerle halkın kalbinde ve zihninde yer eden bir kahramana dönüştü.
Masallar, destanlar, menkıbeler, türküler ve ninniler diyarı Anadolu halk hikayeleri Cüneyt Arkın’ın filmleriyle sinemaya taşındı. 2022 yılında ölümünden kısa bir süre önce rol aldığı Kuruluş Osman dizisindeki Aksaçlı figürü, 1960 ve 1970’li yılarda canlandırdığı Bizans’la mücadele eden tarihsel karakterlerin son halkası olarak değerlendirilebilir.
Rol aldığı 300’ü aşkın filmle Türk sinema tarihine adını altın harflerle yazdıran Cüneyt Arkın, 1970 yılında evlendiği eşi Betül Hanım’la tanışırken “Ben Dr. Fahrettin” cümlesini kurar. Hekimlik mesleğinin içinde bir ukde olarak kaldığı her halinden anlaşılan Cüneyt Arkın, başarılı bir sinema sanatçısı olarak sadece sanat ve kültür hayatımızda değil canlandırdığı tarihsel karakterlerle toplumsal hayatımızda da özel bir yer edinmiştir. Mekanı cennet olsun.