Kış geldi. Kombiler yakıldı, petekler fokur fokur. Evler ısındı ama fark etmeden başka bir şey oldu: Hava çekildi, nem kaçtı, gözlerimiz sessizce kurudu.
Soğuk havadan kaçıp kapattığımız pencerelerin ardında, peteklerin yükselen sıcaklığı yalnızca eşyaları değil, havanın ruhunu da kurutuyor. Ev içindeki nem oranı hızla düşüyor. Burnumuzda yanma, boğazda kuruluk, ciltte gerilme derken en hassas alarmı gözler veriyor. Kızarıklık, batma, kum varmış hissi, bulanık görme… Hepsi “basit bir kış şikâyeti” sanılıp geçiliyor. Oysa mesele basit değil.
Göz kuruluğu çağımızın sessiz salgınlarından biri. Ekranlara uzun süre bakan, klimalı ya da kaloriferli ortamlarda yaşayan, yeterince su içmeyen herkes risk altında. Kış aylarında bu risk katlanıyor. Çünkü petekler havayı ısıtırken nemi yok ediyor. Göz yüzeyi ise neme muhtaç. Gözyaşı sadece ağladığımızda akan bir sıvı değil; gözün koruyucu zırhıdır. O zırh inceldiğinde enfeksiyonlar, görme kalitesinde düşüş ve kronik sorunlar kapıyı çalar.
Burada durup sormak gerekiyor: Evimizi ısıtırken bedenimizi neden ihmal ediyoruz?
Çözüm aslında zor değil ama farkındalık istiyor. Öncelikle evin “hamam gibi” olması sağlıklı değil. Aşırı sıcak, daha fazla kuruluk demektir. Oda sıcaklığı makul tutulmalı. Peteklerin üstüne konan bir kap su, basit ama etkili bir nem dengeleyicidir. Nem ölçer cihazlar lüks değil, ihtiyaçtır. Günde birkaç kez pencereleri kısa süreli açmak, havayı tazeler. Su içmek sadece böbrekler için değil, gözler için de hayati önemdedir.
Ekran başında geçirilen saatler uzadıkça göz kırpma sayısı azalır. Bu da kuruluğu derinleştirir. Bilinçli göz kırpmak, düzenli molalar vermek, “gözlerim alıştı” diyerek yanmayı normalleştirmemek gerekir. Göz kuruluğu kader değildir; ihmalin sonucudur.
Bu bir konfor meselesi değil, halk sağlığı meselesidir. Kış aylarında artan göz şikâyetlerini sadece damlalarla geçiştirmek yetmez. Sorunun kaynağına bakmak şart. Isınma politikalarından ev içi yaşam alışkanlıklarına kadar uzanan bir zincirden söz ediyoruz. Sağlık, yalnızca hastanede aranmaz; salonun ortasındaki peteğin başında da aranır.
Unutmayalım: Petekler evi ısıtırken, gözlerimiz bedel ödüyorsa ortada bir denge sorunu vardır. Isınalım, evet. Ama kuruyarak değil. Gözlerimiz lüks organlar değil; hayatla kurduğumuz en doğrudan bağdır. O bağı kışın sessizliğinde çatlatmaya kimsenin hakkı yok.