Neoplaziler, hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalması, farklılaşma kaybı ve morfolojik atipizm ile karakterizedir. Atipizm genellikle malign transformasyonun bir göstergesi olarak kabul edilir; ancak son yıllardaki çalışmalar, bazı atipik değişikliklerin dinamik olabileceğini ve belirli koşullar altında normale dönebileceğini göstermektedir. Bu durum, özellikle erken dönemde yapılan biyopsilerde yanlış yorum riskini artırmakta ve tanısal süreçte daha dikkatli olunmasını gerektirmektedir.
Klasik Atipizm Kavramı ve Tarihçe
Hücre atipizmi genellikle nükleer pleomorfizm, artmış nükleus-sitoplazma oranı, hiperkromazi ve düzensiz mitotik figürlerle tanımlanır. Bu bulgular özellikle malign neoplaziler için tipiktir. Ancak bu değişikliklerin her zaman kalıcı olduğu düşüncesi yanıltıcı olabilir.
Tarihsel olarak kanserin tanınması eski çağlara kadar uzanır. M.Ö. 3000–1600 yılları arasında hazırlanan Edwin Smith Papirüsü’nde göğüs tümörlerinin tanımlandığı ve tedavisinin mümkün olmadığı ifade edilmektedir. M.Ö. 5. yüzyılda Hipokrat, tümörleri tanımlamak için “καρκίνος (karkinos)” terimini kullanmış, Yunanca “yengeç” anlamına gelen bu kavram, tümörün çevre dokulara yayılımını betimlemiştir. Bu terim daha sonra Latince “cancer” olarak tıbbi literatüre geçmiştir.
Reversibl Atipizm Kavramı
Reversibl atipizm, hücrelerde gözlenen atipik morfolojik ve fonksiyonel değişikliklerin, patolojik uyaranların ortadan kalkması veya mikroçevresel koşulların düzelmesi ile normale dönebilmesini ifade eder. Bu durum çoğunlukla epigenetik mekanizmalarla ilişkilidir ve kalıcı genetik mutasyonlardan ayrılır.
Hücre fenotipi, DNA dizisinde bir değişiklik olmaksızın yalnızca gen ekspresyonunun modülasyonu yoluyla atipik bir görünüm kazanabilir. Bu özellik, erken dönemde saptanan atipik bulguların mutlak malignite göstergesi olarak yorumlanmaması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Epigenetik Mekanizmalar ve Tümör Mikroçevresi
Epigenetik düzenlemeler; DNA metilasyonu, histon modifikasyonları ve mikroRNA’lar aracılığıyla hücre davranışını şekillendirir. Kronik inflamasyon, hipoksi ve oksidatif stres gibi faktörler, hücrelerde geçici atipik özelliklerin ortaya çıkmasına neden olabilir.
Tümör mikroçevresi de bu süreçte belirleyici rol oynar. Fibroblastlar, bağ dokusu hücreleri ve inflamatuvar hücreler, epitel hücrelerde geçici morfolojik ve fonksiyonel değişikliklere katkıda bulunabilir. Bu değişiklikler her zaman geri dönüşsüz bir malign transformasyonu temsil etmeyebilir.
Fonksiyonel ve Morfolojik Atipizm Ayrımı
Bazı hücreler morfolojik olarak belirgin atipik görünüm sergilemesine rağmen düşük proliferasyon kapasitesine sahip olabilir. Buna karşılık, morfolojik olarak daha az atipik görünen hücreler biyolojik olarak daha agresif davranış gösterebilir.
Bu nedenle atipizm tek başına tümörün biyolojik davranışını yansıtmaz. Histopatolojik değerlendirme; klinik bulgular, proliferasyon indeksleri ve moleküler verilerle birlikte ele alınmalıdır.
Müasir Elmi Keşif: IDH-Mutant Glioma
Son yıllarda yapılan araştırmalar, bazı tümörlerin klinik ve histolojik olarak tanınabilir bir tümör dokusu oluşmadan çok önce, normal görünümlü hücrelerde başladığını ortaya koymaktadır.
2026 yılında KAIST ve Yonsei University Severance Hospital iş birliğiyle yürütülen bir çalışmada, IDH-mutant glioma türü beyin tümörünün ilk genetik değişikliklerinin, morfolojik olarak normal görünen glial progenitör hücrelerde başladığı gösterilmiştir. Çalışma Prof. Jeong-Ho Lee ve Prof. Seok-Gu Kang tarafından yürütülmüştür.
Bu bulgular, atipizmin yalnızca mikroskopik morfolojiyle sınırlı olmadığını; moleküler düzeyde çok daha erken başladığını ve klasik tanı yaklaşımlarının ötesinde değerlendirme gerektirdiğini göstermektedir.
Klinik ve Tanısal Önemi
Reversibl atipizm kavramının ve moleküler başlangıcın dikkate alınması, özellikle erken evrede saptanan lezyonlarda aşırı tanı ve gereksiz agresif tedavi riskini azaltabilir. Histopatolojik bulguların moleküler, klinik ve radyolojik verilerle birlikte yorumlanması, daha dengeli ve bilimsel klinik kararların alınmasını sağlar.
Sonuç
Neoplazilerde atipizm, her zaman geri dönüşü olmayan bir morfolojik değişiklik olarak değerlendirilmemelidir. Tarihsel süreç, Antik Mısır’dan Hipokrat’a ve Boveri’ye kadar kanserin tanınmasını ortaya koyarken; güncel araştırmalar, atipizmin moleküler düzeyde çok erken evrede başlayabildiğini göstermektedir.
Bu bütüncül yaklaşım, tanı ve tedavi stratejilerinin daha dikkatli, bilimsel ve hasta yararını önceleyen bir zeminde şekillenmesine katkı sağlamaktadır.
Kaynaklar
Baykara, O. (2023). Kanser epigenetiği. Türkiye Klinikleri Tıp Genetiği – Özel Konular.
Demokan, S. (2021). Kanser gelişiminde epigenetik mekanizmaların rolü: Mekanizmadan tanı ve tedaviye. Türkiye Klinikleri Tıbbi Onkoloji – Özel Konular.
Alvarez-Errico, D. (2021). Perspectives on epigenetics and cancer immunotherapy. Cancers.
Boveri, T. H. (1902). Cancer as a chromosomal abnormality: Early hypothesis and later confirmations.
KAIST & Yonsei University Severance Hospital ortak çalışmaları (2026).
Uluslararası bilimsel haber derlemeleri ve akademik yayınlar (2026).