İlk bakışta iş sağlığı ve güvenliği (İSG) bilim alanının iklimle ne ilgisi olabilir diye düşünülebilir ama günümüzde yaşam ve çalışma koşulları iş sağlığı ve güvenliği alanını iklimle doğrudan ilgili bir alan haline getirmiştir.

Nasıl mı? Hadi hem iş sağlığı ve güvenliği alanına hem de iklimle ilişkisine kısaca bir göz atalım;

İş sağlığı ve güvenliği, küresel olarak ele alınan çok disiplinli bir bilim dalıdır. Çalışma alanlarında ise asla göz ardı edilemeyecek kadar ciddi öneme sahip bir konudur. İş sağlığı ve güvenliği, başta tıp, fen ve mühendislik bilimleri, hukuk, sosyal ve beşeri alanlar olmak üzere tüm çalışma alanlarıyla ilgili olduğu için temel ve stratejik bir unsur olarak görülmektedir. Kuleshov ve arkadaşları 2021 yılında yayımladıkları makalede “İş sağlığı ve güvenliği (İSG)” terimini, iş yerlerinde çalışanları mesleki faaliyetleriyle ilişkili potansiyel, fiziksel ve psikolojik zararlardan korumak için tasarlanmış bir dizi proaktif önlemleri kapsamaktadır diye tarif etmektedir. ISG uygulamalarında proaktif yaklaşımlar reaktif yaklaşımlara göre daha kıymetlidir çünkü.

Bu doğrultuda, İSG uygulamaları, çalışan sağlığının korunmasında ve çalışma ortamının iyileştirilmesinde kritik bir rol oynamaktadır.

Tarihsel süreç içinde İSG’ye ilişkin ilk yazılı düzenlemelere Antik Çağ’da rastlanmaktadır. MÖ 18. yüzyıla tarihlenen Hammurabi Kanunları, inşaat ve zanaat faaliyetlerinde meydana gelen kazalarla ilgili sorumlulukları tanımlayan hükümler içermektedir. Antik Yunan ve Roma dönemlerinde ise madencilik ve metal işçiliği gibi işlerde çalışanların sağlık sorunları gözlemlenmiş, Hipokrat ve Galen gibi hekimler meslekle ilişkili hastalıklara dikkat çekmiştir.

Orta Çağ’da lonca sistemi, İSG açısından önemli bir rol oynamıştır. Loncalar, üyelerinin çalışma koşullarını düzenlemiş, mesleki eğitim ve dayanışma yoluyla belirli ölçüde koruma sağlamıştır. Ancak bu dönemde bilimsel ve sistematik bir İSG yaklaşımından söz etmek güçtür. Çalışma koşulları büyük ölçüde ustaların inisiyatifine bağlı kalmıştır.

İSG gelişiminde asıl kırılma noktası Sanayi Devrimi ile yaşanmıştır. 18. ve 19. yüzyıllarda makineleşmenin artması, uzun çalışma saatleri, çocuk ve kadın emeğinin yaygın kullanımı, iş kazaları ve meslek hastalıklarında ciddi artışlara yol açmıştır. Bu olumsuz koşullar, toplumsal tepkileri ve işçi hareketlerini beraberinde getirmiştir. Özellikle İngiltere’de çıkarılan fabrika yasaları, çalışma saatlerinin sınırlandırılması ve çocuk işçiliğinin azaltılması açısından önemli bir adım olmuştur.

20.yüzyıl, iş sağlığı ve güvenliğinin kurumsallaştığı bir dönemdir. Bu süreçte devletlerin sorumluluğu artmış, ulusal mevzuatlar oluşturulmuş ve bilimsel yaklaşımlar geliştirilmiştir. 1919 yılında kurulan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), çalışma yaşamında sağlık ve güvenliğin geliştirilmesi için uluslararası standartlar belirlemiş ve bu alanda önemli bir rol üstlenmiştir. Aynı dönemde meslek hastalıklarının tanımlanması, iş kazalarının kayıt altına alınması ve önleyici yaklaşımların benimsenmesi hız kazanmıştır.

Bu bilgiler ışığında iş sağlığı ve güveliğine bakacak olursak eğer; iş sağlığı ve güvenliği, çalışanların sağlığını korumayı ve güvenli çalışma koşulları sağlamayı amaçlayan disiplinler arası bir alandır. Günümüzde sistemli bir yapı kazanmış olsa da, İSG kavramının temelleri insanlık tarihinin çok eski dönemlerine dayanmaktadır. Çalışma hayatında ortaya çıkan risklerin fark edilmesi ve bunlara karşı önlem alma çabaları, toplumsal ve ekonomik gelişmelere paralel olarak zaman içinde şekillenmiştir.

Günümüzde iş sağlığı ve güvenliği, yalnızca kazaları önlemeye yönelik bir alan olmaktan çıkmış; ergonomi, psikososyal riskler, kişisel koruyucu ve donanımlar, çevresel faktörler ve sürdürülebilirlik gibi konuları da kapsayan bütüncül bir yaklaşıma dönüşmüştür.

Bu bağlamda iklim değişikliğinin İSG alanı ile kesişim noktaları ve ilişkisine bakmadan önce hava kirlenmesi ve küresel ısınma olayına göz atmak gerekir.

Hava kirliliği ve devamında getirdiği küresel ısınma aslında iklim değişikliğini tetikleyen unsurlar olarak kabul edilmektedir. Fosil yakıtların yaygın kullanımı, ısınma amaçlı evsel yakıtlar, sanayi faaliyetleri gibi antropojenik faaliyetler ve orman yangınları, yanardağ faaliyetleri gibi doğal olaylar atmosferdeki karbondioksit başta olmak üzere gaz kompozisyonunu değiştirmekte ve devamında ise bilinen iklim değişimi ve sonucunda buzulların erimesi, sel, taşkın, orman yangınları, kasırgalar gibi felaketler meydana gelmektedir. Hava kirliliğine maruziyet; solunum yolu hastalıkları, kardiyovasküler hastalıklar ve erken ölümlerle de ilişkilidir. Özellikle sanayi sektöründe ve kapalı alanlarda çalışanlar, yetersiz havalandırma koşullarında bu risklerden daha fazla etkilenmektedir.

İklim değişikliği, küresel ölçekte çevresel, ekonomik ve toplumsal yapıları derinden etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Artan sıcaklıklar, aşırı hava olayları, hava kirliliği ve ekosistem değişiklikleri, çalışma yaşamını da doğrudan etkilemekte ve iş sağlığı ve güvenliği (İSG) alanında yeni risklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu nedenle iklim değişikliği, günümüzde İSG politikaları ve uygulamaları açısından dikkate alınması gereken temel belirleyicilerden biri haline gelmiştir.

İklim değişikliğinin iş sağlığı ve güvenliği üzerindeki en önemli etkilerinden biri ısıya bağlı sağlık riskleridir. Küresel sıcaklık artışı, özellikle açık alanlarda çalışanlar için ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır. İnşaat, tarım, madencilik, belediye hizmetleri ve ulaşım sektörlerinde çalışanlar sıcak stresine daha fazla maruz kalmaktadır. Aşırı sıcaklar; ısı krampları, ısı bitkinliği ve ısı çarpması gibi akut sağlık sorunlarına neden olabilmekte, aynı zamanda dikkat ve tepki süresini azaltarak iş kazası riskini artırmaktadır.

İklim değişikliğiyle birlikte aşırı hava olaylarının sıklığı ve şiddeti artmaktadır. Sel, fırtına, sıcak hava dalgaları ve orman yangınları gibi olaylar; altyapı hasarlarına, çalışma ortamlarının bozulmasına ve çalışanların doğrudan fiziksel risklere maruz kalmasına yol açmaktadır. Özellikle afet müdahale ekipleri, sağlık çalışanları ve belediye personeli bu süreçlerde yüksek risk altında görev yapmaktadır. Bu tür olaylar hem akut yaralanmalara hem de uzun vadeli mesleki sağlık sorunlarına neden olabilmektedir.

İklim değişikliği ayrıca biyolojik ve çevresel risklerin artmasına da neden olmaktadır. Sıcaklık ve nemdeki artış, vektör kaynaklı hastalıkların yayılım alanlarını genişletmektedir. Bu durum, tarım işçileri ve açık alanlarda çalışanlar için ek sağlık riskleri oluşturmaktadır. Aynı zamanda su ve gıda güvenliğinin bozulması, çalışanların genel sağlık durumunu dolaylı olarak olumsuz etkilemektedir.

Psikososyal açıdan değerlendirildiğinde, iklim değişikliğinin neden olduğu çevresel belirsizlikler ve afetler, iş stresi ve ruh sağlığı sorunlarını artırmaktadır. Afet sonrası dönemde çalışanlarda anksiyete, depresyon ve tükenmişlik sendromu daha sık görülmektedir. Ayrıca iş güvencesinin azalması ve çalışma koşullarının zorlaşması, çalışanların psikososyal iyilik halini olumsuz yönde etkilemektedir.

Bu bağlamda, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının iklim değişikliğine uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Risk değerlendirmelerinde iklim kaynaklı tehlikelerin dikkate alınması, sıcaklık koşullarına göre çalışma sürelerinin düzenlenmesi, yeterli dinlenme molaları ve suya erişimin sağlanması temel önlemler arasında yer almaktadır. Ayrıca acil durum planlarının güncellenmesi, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi ve çalışanlara yönelik eğitim programlarının artırılması büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, iklim değişikliği ile iş sağlığı ve güvenliği arasında güçlü ve çok boyutlu bir ilişki bulunmaktadır. Değişen iklim koşulları, çalışanların maruz kaldığı mesleki riskleri artırmakta ve bu bağlamda İSG yaklaşımlarının yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmaktadır. Çalışan sağlığının korunması ve sürdürülebilir çalışma ortamlarının oluşturulabilmesi için iklim değişikliği ile iş sağlığı ve güvenliği politikalarının birlikte ele alınması faydalı olacaktır.

Kaynakça

Alli, B. O. (2008). Fundamental principles of occupational health and safety. International Labour Organization, Geneva.

Berry, H. L., Bowen, K., & Kjellstrom, T. (2010). Climate change and mental health: a causal pathways framework. International Journal of Public Health, 55(2), 123–132.

Cezar, A. (2013). İş sağlığı ve güvenliğinin tarihsel gelişimi. Çalışma ve Toplum, 36(1), 75–96.

Ecem Şahiner, Rabia Akdoğan, Melike Ersöz, Ahmet Gökcan, Göksel Demir, Metal İmalatında Proaktif İş Sağlığı ve Güvenliği Önlemleri: Endüstri 4.0 Ve Risk Analiz İlişkisi

Hammurabi Kanunları (MÖ 18. yy). Antik Mezopotamya hukuk metinleri.

Hughes, P., & Ferrett, E. (2020). Introduction to health and safety at work. Routledge, London.

ILO (2019). Safety and health at the heart of the future of work. International Labour Organization.

İSGGM (2020). İş sağlığı ve güvenliğinin tarihsel gelişimi. T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Yayınları, Ankara.

Karadeniz, O. (2012). Dünya’da ve Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliğinin gelişimi. Sosyal Güvenlik Dergisi, 2(1), 7–24.

Kjellstrom, T., Holmer, I., & Lemke, B. (2016). Workplace heat stress, health and productivity – an increasing challenge for low and middle-income countries during climate change. Global Health Action, 2(1), 2047.

Kuleshov, V. V., Skuba, P. Y., & Ignatovich, I. A. (2021). Assessment of the severity of the last accident based on the Fine-Kinney Method. In IOP Conference Series: Earth and Environmental Science (Vol. 720, No. 1, p. 012094). IOP Publishing.

Ramazzini, B. (1713/2001). De Morbis Artificum Diatriba (Workers’ Diseases). University of Chicago Press.

R. Sharma and D. K. Mishra, “An analysis of thematic structure of research trends in occupational health and safety concerning safety culture and environmental management,” Journal of Cleaner Production, vol. 281. Elsevier Ltd, Jan. 25, 2021.

Watts, N. et al. (2018). The Lancet Countdown on health and climate change. The Lancet, 392(10163), 2479–2514.

WHO (2010). Healthy workplaces: a model for action. World Health Organization, Geneva.

WHO (2021). Climate change and health. World Health Organization.