
Fotoğraf: Robert Doisneau - Le Fantôme
Bunun cevabından emin değilim zira bu sandığınız kadar keyifle başladığım bir yol değil. Öyle şen şakrak adımlamıyorum bu satırları yazdığım arnavut kaldırımlı o kendimi kaybettiğim cadddeleri. Yamukça dizilmiş muntazamlıktan uzak taş parçalarını ellerim cebimde arşınlıyorum. ‘ Belki kendimden, dertlerimden uzaklaşırım’ diye midir bilemiyorum ama uzatıyorum kafamı başkalarının hayat pencerelerine. Balat sahilde veyahut süslü sokaklarının derinliklerinde kendimi bulduğumda. Gülümsüyorum şefkatle bir garip balıkçıya. Takılıyorum hazırlıksız, o gün balık tutmaktan vazgeçmiş haletiruhiyeden bakışlarına.
-Ne var abim bugün denizde?
Bu soru pek bi ukala gelmiş olmalı ki önce pek bir temas kurmuyor; uzaklaşıyor benden. İşine daha bi odak ya da öyle davranıyor en azından. Başarısız bir deneme sonunda çekilmiş, makara ucundaki birbirine dolanmış ipleri açmaya çalışırken daha bi aceleci ve kararsız.
Bazen uzunca bir mesafeden varlığını hissettirmek en güzeli. O an varlığım ve yokluğum aynı anda şemsiye tutuyor iç dünyasına meşalesini yakmış ihtiyara; bir Willy Ronis fotoğrafı gibi.
Arada göz ucuyla bakıyorum balıkçı dayıya ve rastgele diyip uzaklaşıyorum alelade bir anda, uzunca bir bekleyiş sonunda.
En son böyle bir denk geliş, “ Vakit geçiriyoruz yeğenim.” Cümlesi ile başlamış ve bir hikayeyle taçlandırılmıştı.
Şehrin bin türlü hikayesini dinledim. En güzeli de deniz kenarındaki bir yabancının…