Bilimsel çalışmalara göre ses yükseltme ve korku temelli yönetim, çalışanlarda yalnızca motivasyon kaybına değil; anksiyete, tükenmişlik sendromu ve işten ayrılma eğilimine de yol açıyor.

Bilim ne diyor?

Uzmanların değerlendirmelerine göre bağırarak yönetme davranışı, çoğunlukla şu psikolojik ve davranışsal başlıklarla açıklanıyor:

Psikiyatride “bağıran yönetici” adıyla tanımlı bir hastalık bulunmamakla birlikte, bu davranışların narsistik özellikler, antisosyal eğilimler ve duygusal regülasyon bozuklukları ile örtüşebildiği belirtiliyor.

Beyin ve stres ilişkisi

Nörobilim temelli araştırmalar, sürekli bağırmaya maruz kalan çalışanlarda stres hormonlarının (özellikle kortizol) kalıcı olarak yükseldiğini gösteriyor. Bu durum;

  • Karar verme becerisinin zayıflaması

  • Konsantrasyon ve üretkenliğin düşmesi

  • Uzun vadede ruhsal ve fiziksel sağlık sorunları

gibi sonuçlara yol açabiliyor. Bilim insanları bu tabloyu, “psikolojik güvenliğin yokluğu” olarak tanımlıyor.

Kurumsal bedel ağır

Araştırmalara göre tehditkâr yönetim tarzına sahip kurumlarda:

  • İş gücü devri artıyor

  • Ekip içi güven azalıyor

  • Yaratıcılık ve yenilikçilik geriliyor

  • Kurumsal itibar zarar görüyor

Uzmanlar, bağırmanın kısa vadede “itaat” sağlıyor gibi görünse de uzun vadede kurumsal çöküşü hızlandırdığını vurguluyor.

Bilimsel konsensüs net

“Bağırmak liderlik değildir.
Tehdit, otorite kurmaz.
Güçlü liderlik; sakinlik, tutarlılık ve güven üretir.”

Uzmanlardan kurumlara çağrı

Bilimsel veriler ışığında uzmanlar, yönetici seçimlerinde yalnızca teknik başarıya değil; duygusal zekâ, iletişim becerisi ve stres yönetimi kapasitesine de bakılması gerektiğini belirtiyor. Aksi takdirde bağıran yöneticilerin maliyetini hem çalışanlar hem de kurumlar ödüyor.