Uluslararası hakemli dergi Journal of Psychiatric Research’te yayımlanan araştırma, depresyonla ilişkili bağırsak bakterilerinin davranış üzerinde doğrudan etkili olabileceğini ortaya koydu.
Depresyonla İlişkili Mikrobiyota Davranışı Değiştirdi
Çalışmada, majör depresyon tanısı bulunan bireylerden alınan bağırsak mikrobiyotası, laboratuvar ortamında yetiştirilen sıçanlara nakledildi. Araştırmacılar, herhangi bir stres modeli, genetik müdahale ya da ilaç uygulaması olmaksızın yalnızca mikrobiyota aktarımı yapılan hayvanlarda;
-
hareket azalması,
-
anksiyete benzeri davranışlar,
-
ödüle karşı ilgi kaybı
gibi depresyonla uyumlu nörodavranışsal değişiklikler gözlemledi.
Bu bulgular, bağırsak bakterilerinin beyin fonksiyonlarını ve ruh hâlini etkileyebileceğini gösteren güçlü kanıtlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Depresyon Bulaşıcı Değil, Biyolojik Olarak Çok Katmanlı
Uzmanlar, çalışmanın yanlış yorumlanmaması gerektiğine dikkat çekiyor. Araştırma, depresyonun bulaşıcı bir hastalık olduğunu göstermiyor. Ancak depresyonun; beyin, bağışıklık sistemi, hormonlar ve bağırsak mikrobiyotası arasında kurulan karmaşık bir biyolojik ağın parçası olduğunu ortaya koyuyor.
Bilim insanlarına göre bağırsak bakterileri; serotonin metabolizması, stres hormonları ve inflamasyon yolakları üzerinden merkezi sinir sistemini etkileyebiliyor. Özellikle bazı depresyon alt tiplerinde düşük dereceli kronik inflamasyonun belirleyici olabileceği vurgulanıyor.
Psikiyatride Yeni Bir Pencere
Araştırma, gelecekte depresyon tedavisinde mikrobiyota temelli destekleyici yaklaşımların gündeme gelebileceğine işaret ediyor. Ancak mevcut verilerin henüz klinik tedaviye dönüşmediği, klasik psikiyatrik tedavilerin yerini almadığı özellikle belirtiliyor.
Yayın Bilgileri
-
Makale başlığı: Transferring the blues: Depression-associated gut microbiota induces neurobehavioural changes in the rat
Sonuç
Bilimsel veriler net bir tablo çiziyor:
Depresyon yalnızca zihinsel değil, biyolojik ve sistemik bir durum.
Bağırsaklar ise bu sürecin sessiz ama etkili aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Bu çalışma, psikiyatride “her şey beyinde başlar” yaklaşımının yerini, bağırsak–beyin bütünlüğünü merkeze alan yeni bir anlayışa bıraktığını gösteriyor.




