Küresel iklim değişikliği, çevresel sistemlerde yol açtığı dönüşümlerin ötesinde, insan sağlığını çok boyutlu biçimde etkileyen temel belirleyicilerden biri haline gelmiştir. Özellikle sıcaklık artışı, yağış rejimlerindeki değişimler, kuraklık ve mevsimsel döngülerin bozulması gibi iklimsel faktörler, kronik hastalıkların görülme sıklığını ve hastalık seyrini doğrudan ya da dolaylı yollarla etkilemektedir. Günümüzde kronik hastalıklar küresel hastalık yükünün büyük bölümünü oluştururken, iklim değişikliği bu yükü artıran yeni ve giderek daha görünür bir risk çarpanı olarak değerlendirilmektedir. Son yıllarda yapılan analizler, iklim değişikliği ile kronik hastalıklar arasındaki ilişkiyi ele alan çalışmaların özellikle 2015 sonrası dönemde belirgin biçimde arttığını ve konunun halk sağlığı literatüründe öncelikli bir araştırma alanına dönüştüğünü göstermektedir.

Ortalama sıcaklıkların yükselmesi ve sıcak hava dalgalarının daha sık ve uzun süreli hale gelmesi, insan vücudunun termoregülasyon kapasitesini zorlamakta ve çeşitli fizyolojik yanıtları tetiklemektedir. Isı stresine bağlı olarak kardiyovasküler sistemde vazodilatasyon, kalp atım hızında artış ve sıvı kaybı ortaya çıkmaktadır. Bu değişimler, özellikle koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve hipertansiyonu bulunan bireylerde akut kardiyovasküler olay riskini artırmaktadır. Yüksek sıcaklıklara maruziyetin kan basıncı kontrolünü zorlaştırdığı ve kardiyovasküler mortaliteyi yükselttiği vurgulanmaktadır. Artan sıcaklıkların böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek kronik böbrek hastalığı olan bireylerde hastalığın ilerlemesini hızlandırabildiği de belirtilmektedir. Diyabetli bireylerde ise sıcaklık artışı, insülin duyarlılığını ve glisemik kontrolü bozarak komplikasyon riskini artırmaktadır. Tüm bu bulgular, iklim değişikliğinin metabolik ve kardiyovasküler hastalıklar üzerindeki etkilerinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda fizyopatolojik mekanizmalarla da ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Kuraklık ve yağış rejimlerindeki düzensizlikler, su kaynaklarının azalmasına ve güvenli suya erişimin kısıtlanmasına yol açmaktadır. Suya erişimde yaşanan sorunlar hijyen koşullarını olumsuz etkilerken, kronik hastalıklar açısından da ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Yetersiz su tüketimi dehidratasyona neden olarak böbrek hastalıkları, üriner sistem taşları ve elektrolit dengesizlikleriyle ilişkilendirilmektedir. Bununla birlikte kuraklık, tarımsal üretimi olumsuz etkileyerek gıda güvensizliğine yol açmakta; bu durum uzun vadede yetersiz ve dengesiz beslenme üzerinden obezite, diyabet ve kardiyovasküler hastalık riskini artırmaktadır. İklim değişikliğinin gıda erişimi ve besin kalitesi üzerindeki olumsuz etkilerinin, özellikle yaşlı bireylerde kronik hastalıkların yönetimini zorlaştırdığı ifade edilmektedir.

İklim değişikliğine bağlı olarak mevsimlerin süresi ve özellikleri de değişmekte, bu durum özellikle solunum sistemi hastalıkları üzerinde belirgin etkiler yaratmaktadır. Mevsimsel kaymalar, alerjenlerin yayılım süresini uzatarak astım ve diğer kronik solunum yolu hastalıklarının şiddetlenmesine neden olmaktadır. Solunum sistemi üzerine odaklanan çalışmalar, küresel ısınmaya bağlı hava kirliliği artışı, partikül madde yoğunluğu ve polen sezonlarının uzamasının astım ve KOAH alevlenmelerini artırdığını göstermektedir. Polen mevsiminin uzamasıyla hava kirliliğinin etkileşimi, solunum fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek hastaneye yatış ve mortalite oranlarında artışa yol açabilmektedir. Mevsimsel değişikliklerin fiziksel aktivite düzeyi ve güneş ışığına maruziyet üzerinden obezite, D vitamini eksikliği ve kemik sağlığı gibi kronik durumları da dolaylı biçimde etkilediği bilinmektedir.

İklimsel değişimlerin kronik hastalıklar üzerindeki etkileri yalnızca biyofizyolojik mekanizmalarla sınırlı kalmamaktadır. Kuraklık, su ve gıda kıtlığı gibi çevresel stresörler, psikososyal stres düzeyini artırarak depresyon, anksiyete ve stresle ilişkili kronik durumların görülme sıklığını yükseltmektedir. İklim değişikliğinin, kronik hastalığı bulunan bireylerde ruhsal yükü artırdığı, bunun da hastalık yönetimini ve tedaviye uyumu olumsuz etkilediği belirtilmektedir. Ayrıca iklim kaynaklı stresörlerin uzun vadede bilişsel işlevler ve beyin sağlığı üzerinde de olumsuz etkiler yaratabileceğine dikkat çekilmektedir.

Sonuç olarak sıcaklık artışı, kuraklık, suya erişimin azalması ve mevsimsel değişiklikler, insan sağlığını çok yönlü biçimde etkileyerek kronik hastalıkların ortaya çıkışında ve ilerlemesinde önemli bir rol oynamaktadır. Son yirmi yılı kapsayan değerlendirme çalışmaları, iklim değişikliğinin kronik hastalık yükünü artıran temel çevresel belirleyicilerden biri haline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu etkiler özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olan bireyler ve sosyoekonomik açıdan kırılgan gruplarda daha belirgin hale gelmektedir. Bu nedenle iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum stratejilerinin, kronik hastalıkların önlenmesi ve yönetimini de kapsayacak biçimde bütüncül bir halk sağlığı yaklaşımıyla ele alınması gerekmektedir.