Bu yazımı, başarısı için sabredenlere adıyorum.
Bazen öyle yollar vardır ki hiç aydınlık olmaz. Hayat, insanı o uzun yollardan, karanlık izlerden yürümeye zorlar. Bazen en taşlı, en sessiz yolları seçtirir. Yalnız yürürsün, sona varırsın ama kimse o yola hangi savaşlarla adım attığını görmez. Bakışlar yalnızca sonucu görür, diller ise “şansı vardı” gibi cümleler kurar. Oysa buraya gelmek için ne kadar sustuğunu kimse anlamaz.
Dört yıl… Söylemesi kolay dört yıl. Kimi için sadece zaman kaybı, kimi için boşuna geçen bir süre. Oysa o dört yıl boyunca, umudunu bir an bile kaybetmeden; geceleri ne kadar yorulsan da, ne kadar ağlasan da sabah yeniden ayağa kalkmak zorundasın. Ne kadar düşersen düş, dizlerini yere vura vura dimdik durmalısın. Masanın başına geçmelisin, çünkü senin bir hedefin var. Ve başına ne gelirse gelsin, o hedefe ulaşmalısın. Bu, insanın kendine verdiği sözü tutmasıdır.
Dört yıl mezuna kalmak…
Dört yıl aynı dersler, aynı programlar…
Dört yıl aynı savaşlar, aynı korkular, aynı duygular…
Ama asla bu yoldan dönmemek.
Zordur, ağırdır. Kolay olsaydı herkes başarırdı. Bu yol insanı yorar ama asla yenemez. İnsanı kırar, incitir ama sabrını kıramaz, hedefini öldüremez. Bugün burada bunları anlatabiliyorsam, kimseyi dinlemeden kendi verdiğim karar uğruna savaşmış olmamdandır.
Ben bir asker kızıyım. Büyüdüğüm evde kararlar bir kez verilir ve hizmet sessizce yapılır. Başımı bir an bile öne eğmemeyi, dik durmayı öğrendim ben. Belki de bu yüzden “artık yeter, olmuyor, bu yoldan dön” diyen düşünceler beni yolumdan çeviremedi. Konuşan herkesi susturmak için ben zamanında sustum. Çünkü bazen sessiz kalmak, en büyük cesarettir. Bu cesaret varsa, neden bu başarı kazanılmasın?
Ben başarımı, hak ettiğimi alacağımı biliyordum. Sessiz kaldığım her anın, gözyaşımı silip yeniden ayağa kalktığım her günün bir gün gururla taçlanacağını biliyordum. Önünden her geçtiğimde içimde hissettiğim o derin hüzün duygusunun, bir gün bu binaya başı dik, gururla gireceğim günlerle yer değiştireceğini biliyordum.
Bazen umut ettiğin için kandırıldığını sanırsın. Zaman geçer, vakit su gibi akar ama sonuç değişmez. İçinde şüphe doğar. Ama yapabileceğine inandığın an, o şüpheyi susturur ve hedefine ulaşmak için savaşmaya devam edersin.
Ben ettim. Ben başardım.
Bugün yıllardır hayalini kurduğum Azerbaycan Tıp Üniversitesi Askerî Tıp Fakültesinde okuyorum. Bugün hekimlik sorumluluğunu iki kat taşıyacağımı ilmek ilmek öğreniyorum. Asker bir ailede büyüdüğüm için bu gururu çok daha farklı yaşıyorum. Çünkü ben vatan bilinciyle büyüdüm. Ruhum buradan ilham aldı. Askerî hekimlik yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda onur taşımaktır; güç ve irade ister. Ben ise güçlü olmayı, bu yolda attığım her adımda öğrendim.
Rahatlıkla söylüyorum: Asla, hiçbir şeyden umudunuzu kesmeyin. En gidilmez görünen yolları yürümeye cesaret edin. Yarın ne olacağını bilmiyoruz ama yarının istediğimiz gibi olması için çalışmak, onu değiştirmek bizim elimizde. Yarınları değiştirenler; bugün yorulan, sınanan ama vazgeçmeyenlerdir.
Bu, gecikmiş bir başarının değil, sabrın ödülünün hikâyesidir.
Bu benim hikâyem.
Ve ben bu hikâyenin ana kahramanıyım. Bu yolun inatçı savaşçısı olan o kız benim.
Beyaz önlüğü kolayca değil, sabır ve onurla kazanan kız benim.
Çünkü umut, yarım bırakanların değil; sona kadar inançla yürüyenlerin hikâyesini yazar.
Ben buna yürekten inanıyorum.