Bir besin öğesinin zararlı olup olmadığı ile ilgili görüş beyan ederken dikkat edilmesi gereken hususlardan en önceliklisi bu değerlendirmenin sağlıklı bireyler için mi yoksa hasta bireyler için mi geçerli olduğudur. Örnek olarak diyabetik bireylerde şeker kullanımının güvenli olduğunu söylemek zor iken sağlıklı bireylerin rafine şeker tüketiminde daha esnek aralıklar belirtebiliriz.
Bu yazımızda protein tozları zararlıdır veya değildir gibi bir yargıya varmayacağız, bunun hakkında bilgi edinmek için biraz PubMed taraması yapmak yeterli olacaktır. Bu yazımızda zararlı algısının nasıl oluştuğu, neden hekim sıfatı taşıyan hocalarımızın bu konuda güncel ve kapsamlı araştırmalar ile çelişen görüşlere sahip olduklarını değerlendireceğiz.
Zararlı olduğunu düşünen çevreler iki farklı düşünce ortaya koymaktadır; protein tozlarının üretim aşamalarına yönelik eleştiriler ve direkt olarak yüksek protein diyetlerine yönelik eleştiriler. Üretim aşamalarına yönelik eleştirilere bakarsak bu üretim aşamalarında protein değerinin kalmadığını, sağlığa zararlı formlara dönüştüğünü ve bu tozları tüketmenin faydadan çok zarar getireceğini savunan hocalarımız olduğunu görmekteyiz.
Protein tozları, peynir altı suyundan elde edilen proteinlerin filtrelenip yoğunlaştırılması ve kurutulmasıyla elde edilen besin takviyeleridir. Endüstriyel üretim süreçlerinde protein denatürasyonu meydana gelebilse de, bu durum amino asit içeriğini ortadan kaldırmaz ve çoğu durumda biyoyararlanımı anlamlı düzeyde etkilemez.
Mevcut literatür, protein tozları ile doğal protein kaynakları arasında, özellikle kas kütlesi artışı ve metabolik etkiler açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermektedir. Çeşitli çalışmalar, whey, et ve bitkisel proteinlerin yeterli miktarda alındığında benzer fizyolojik sonuçlar doğurduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, protein kaynağından ziyade toplam protein alımının ve amino asit kompozisyonunun belirleyici olduğunu düşündürmektedir. Dolayısıyla protein tozlarının “doğal olmayan ve zararlı” olduğu yönündeki algı, mevcut bilimsel verilerle güçlü şekilde desteklenmemektedir.
Yüksek protein diyetlerine yönelik eleştirilere bakacak olursak da genellikle endişelerin kaynağı Glomerüler Filtrasyon hızı (GFR) yükselişidir. Yüksek protein alımına bağlı glomerüler filtrasyon hızındaki artış, sağlıklı bireylerde genellikle adaptif hiperfiltrasyon olarak değerlendirilmektedir; ancak uzun dönem etkileri konusunda literatürde hâlâ tartışmalar mevcuttur. Bununla birlikte, bu değerlendirmeler yalnızca sağlıklı bireyler için geçerlidir; kronik böbrek hastalığı, diyabet veya metabolik hastalığı olan bireylerde yüksek protein alımı farklı klinik sonuçlar doğurabilir.
Güncel literatür, sağlıklı bireylerde yüksek protein alımının böbrek hasarına yol açtığını gösteren güçlü kanıtlar sunmamaktadır. Gözlenen glomerüler filtrasyon artışı patolojik bir süreçten ziyade fizyolojik bir adaptasyon olarak kabul edilmektedir. Buna karşın, klinik pratikte sıklıkla böbrek fonksiyon bozukluğu gelişmiş bireylerle karşılaşılması, yüksek protein alımına yönelik olumsuz algının olduğundan daha güçlü oluşmasına neden olabilir. Bu durum, seçilim yanlılığı ve hastalık fizyolojisinin sağlıklı popülasyona genellenmesi ile açıklanabilir.
Yazımızın başında belirttiğimiz zararlı algısını besleyen sebepler neler olabilir sorusuna sanırım verilebilecek en kuvvetli yanıt “Seçilim yanlılığı: Selection Bias” olacaktır. Seçilim yanlılığı, incelenen grubun genel popülasyonu temsil etmemesi nedeniyle sonuçların sistematik olarak çarpılmasıdır. Yani kliniğe böbrek sorunları yaşayan ve protein tozları kullanan bir hasta grubu gelebilir fakat antrenman yapan ve bu tozları kullanan yüzbinlerce sağlıklı birey kliniğe başvurmaz.
Selection bias argümanına verilen yanıtlardan en popüleri sigara örneğidir, sigara içen fakat akciğer sorunları yaşamayan bireylerin var olması sigarayı sağlıklı yapmaz. Fakat burada düşünen yanılgı nedenselliktir. Mevcut literatürde, sağlıklı bireylerde protein tozu kullanımının böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkilerine dair güçlü ve tutarlı kanıtlar bulunmamaktadır. Sigara ise kapsamlı bir çok çalışmada belirtildiği üzere çoğu akciğer hastalığının doğrudan sebepleri arasındadır. Dolayısıyla protein tozları konusunda seçilim yanlılığından bahsedebiliyorken sigara için bundan bahsedemeyiz.
Zararlı algısını besleyen bir diğer husus da “associstion bias: ilişkilendirme yanlılığı” olacaktır.
Kliniğe gelen hastalar arasında böbrek ve karaciğer sorunları yaşayan, anabolik steroidleri ve protein tozlarını aynı anda kullanan kas kütlesi yüksek bireyler klinikteki hekimlerin perspektifinde “paket profil” halinde değerlendirilmektedir.
Protein tozlarına atfedilen olumsuz etkilerin bir kısmı, doğrudan biyolojik etkilerden ziyade çeşitli bilişsel ve metodolojik yanlılıklarla açıklanabilir. Özellikle protein tozu kullanımının sıklıkla diğer besin takviyeleri veya anabolik steroidlerle birlikte kullanıldığının görülmesi, ortaya çıkan yan etkilerin gerçek nedeninin ayırt edilmesini zorlaştırmakta ve bu durum “confounding” olarak tanımlanan karıştırıcı etki ile açıklanmaktadır. , klinik pratikte en görünür faktörün nedensel olarak öne çıkarılması “attribution bias”, akılda kalan olumsuz örneklerin genellenmesi ise “availability bias” ile açıklanabilir. Tüm bu süreçler, protein tozlarının gerçek risk profilinden bağımsız olarak olduğundan daha zararlı algılanmasına katkıda bulunuyor olabilir. Bununla birlikte, düşük kaliteli veya denetimsiz ürünlerde ağır metal kontaminasyonu ya da etikette belirtilmeyen maddelerin bulunabileceği ve bu durumun gerçek sağlık riskleri oluşturabileceği de göz ardı edilmemelidir. Buna karşın, uygun standartlarda üretilmiş ve denetimli ürünlerin, sağlıklı bireylerde önerilen dozlarda kullanımı genel olarak güvenli kabul edilmektedir.