Dün bir öğretmen daha katledildi. Adı Fatma Nur Çelik.
Bir öğretmenin, yetiştirmeye çalıştığı bir öğrenci tarafından öldürülmesi yalnızca bir cinayet değildir. Bu olay aynı zamanda eğitim sistemimizin yıllardır görmezden geldiği büyük bir sorunun kanlı bir tezahürüdür.
Bu acı olaydan sonra herkes aynı refleksi gösteriyor:
“Şiddet kınıyoruz.”
“Öğretmenlerimiz yalnız değildir.”
“Eğitim kutsaldır.”
Bunların hepsi doğru cümlelerdir. Fakat gerçeği değiştirmez. Çünkü bu olayların arkasındaki asıl meseleye dokunulmadan yapılan her açıklama yalnızca vicdanı rahatlatan bir ritüelden ibarettir.
Bugün Türkiye’de eğitim sistemi, her çocuğu aynı kalıba sokmaya çalışan büyük bir makineye dönüşmüş durumdadır.
Her Çocuk Aynı Yoldan Gitmez
12 yıllık zorunlu eğitim, kağıt üzerinde modern bir politika gibi görünse de pratikte ciddi sorunlar üretmektedir.
Çünkü her çocuk aynı değildir.
Bazı çocuklar akademik öğrenmeye yatkındır.
Bazıları el becerisiyle üretmeye yatkındır.
Bazıları ise ne yazık ki ciddi davranış problemleri taşır ve özel destek gerektirir.
Fakat mevcut sistem bütün bu farklılıkları yok sayıyor.
Okumak istemeyen, okul düzenine uyum sağlayamayan veya psikolojik olarak ciddi sorunlar yaşayan gençler bile zorla sınıflarda tutuluyor. Sonuçta ortaya şu tablo çıkıyor:
Bir tarafta öğrenmek isteyen öğrenciler,
diğer tarafta okulda bulunmak istemeyen ve sistemle sürekli çatışan öğrenciler.
Bu iki grubun aynı ortamda tutulmasının bedelini ise çoğu zaman öğretmenler ve masum öğrenciler ödüyor.
Sanayiye Gitmesi Gereken Gençler Sınıfta Oturuyor
Bugün Türkiye’de birçok sektörde ara eleman krizi yaşanıyor.
Sanayi ustası bulamıyor.
Atölyeler çırak bulamıyor.
Teknik meslekler genç bulamıyor.
Ama aynı anda sınıflarda okumak istemeyen yüzbinlerce genç zorla tutuluyor.
Oysa bazı çocukların yolu akademik eğitim değil, meslek eğitimidir.
Bir torna tezgâhının başında yetişecek bir gencin, istemediği bir sınıfta yıllarca tutulması yalnızca zaman kaybı değildir. Aynı zamanda öfke biriktiren bir sosyal deneydir.
Bu öfke bazen disiplin sorununa dönüşür.
Bazen şiddete.
Bazen de dün yaşadığımız gibi trajediye.
Eğitim Herkesi Aynı Şekle Sokmak Değildir
Gerçek eğitim, herkesi aynı kalıba sokmak değildir.
Gerçek eğitim;
yetenekleri keşfetmek,
farklı yollar açmak,
ve toplumun bütün ihtiyaçlarını dengeli şekilde karşılamaktır.
Bugün meslek liseleri ve çıraklık sistemi güçlendirilmeden, özel eğitim ve psikolojik destek mekanizmaları etkin hale getirilmeden, okullardaki disiplin yapısı yeniden ele alınmadan bu sorunlar çözülmeyecektir.
Bazı gençlerin rehabilitasyona,
bazılarının meslek eğitimine,
bazılarının ise akademik eğitime yönlendirilmesi gerekir.
Her öğrenciyi aynı sıraya oturtmak çözüm değildir.
Öğretmenleri Koruyamayan Sistem Başarılı Sayılamaz
Bir toplumda öğretmenler güven içinde değilse, o toplumun geleceği de güven içinde değildir.
Fatma Nur Çelik’in ölümü yalnızca bir öğretmenin kaybı değildir.
Bu olay aynı zamanda şu soruyu da sormamıza neden olmalıdır:
Okullar gerçekten güvenli mi?
Riskli öğrenciler için erken müdahale mekanizmaları var mı?
Öğretmenleri koruyan bir sistem kurabildik mi?
Bu soruların cevabı net değilse, konuşmamız gereken şey yalnızca bir cinayet değil, bir sistem sorunudur.
Zanaat Yaşarsa Toplum Yaşar
Unutulan bir gerçeği yeniden hatırlamak zorundayız:
Bir toplum yalnızca akademisyenlerle ayakta kalmaz.
Ustalarla, teknisyenlerle, üretim yapan gençlerle ayakta kalır.
Zanaat küçümsendiğinde toplum fakirleşir.
Meslek eğitimi ihmal edildiğinde gençler yönsüzleşir.
Eğitim sistemi gerçekçi olmadığında ise okullar gerilim alanına dönüşür.
Fatma Nur Çelik’in ardından yapılabilecek en doğru şey yalnızca taziye mesajları yazmak değildir.
Bu acı olayın bize gösterdiği gerçeği görmek zorundayız:
Zanaatı yaşatırsanız toplum yaşar.
Yetenekleri doğru yönlendirmezseniz ise sistem çöker.
Ve bazen o çöküş, bir okul kapısında kaybedilen bir hayat olarak karşımıza çıkar.