Tıp fakültelerinde hepimiz hekim-hasta arasındaki ilişkinin kurulmasını ve hangi altın kurallara uymamız gerektiğini öğreniyoruz. Peki ya hasta çocuksa?
Çoğumuz çocukken şunu duymuşuzdur: “Bak amca doktordur, uslu durmazsan sana iğne yapacak”, “Yaramazlık yaparsan doktoru çağırırım iğne vursun.” Bu her ne kadar komik görünse de, çocuklarda travma yaratarak doktorlara düşman gözüyle bakılmasına neden oluyor. Bir gün gerçekten doktora ihtiyaç duyulduğunda ise çocuk stres yaşıyor, ağlıyor ve doktorun işini zorlaştırıyor. Peki, doktorlar çocuklarla nasıl davranmalı?
Elbette çocuk odaya girer girmez muayeneye başlamak ciddi bir yanlış olur. İlk olarak aradaki buzları eritmek, çocuğun gözünde güvenilir bir insan gibi görünmek lazımdır. İlk dakikaları muayene odaklı değil, aradaki güveni yaratmak için harcamalıyız Çocuğun kendisi ciddiye alınmalı, birey olarak kabul edilmelidir
Hasta yenidoğan bir bebekse ortamın rahat, huzurlu, ne soğuk ne de çok sıcak olması lazımdır. Oda konforu çok önemlidir. Çocuğun karnının tok olması ve altının kirli olmaması da çok önemli hususlardır. Çocukla göz göze gelip güven verilmesi de dikkat edeceğimiz noktalardır. Beyaz önlük ve stetoskop gibi cihazlar çocuklara yabancı olduğu için, sivil kıyafet çocuğun daha konforlu bir alanda olmasını sağlar.
2–3 yaştan sonra ise çocukla kısa bir sohbet edip; gününün nasıl geçtiğini, nelerden hoşlandığını, kreşini veya okulunu, derslerini, arkadaşlarını, en sevdiği oyununu sorup hastanede olduğunu unutturmak mümkündür. Bu sorularla çocukla doktor arasında güven ilişkisi kurulmaya başlar. Sonrasında ise çocuğa ne yapacağımızı açık açık söylüyoruz. Mesela: "Senin kalbini stetoskopla dinleyeceğim, sırtını dinleyeceğim ,korkmana gerek yok, annen baban yanında," Özellikle çocuk 4–5 yaşın altındaysa ebeveynlerinden yardım istiyoruz.
4–5 yaştan sonraysa çocuğa dostça sorular sorup, odayı çizgi film karakterleriyle süsleyerek ve ev ortamı yaratarak çocuğun kendisini evindeymiş gibi hissetmesini sağlayabiliriz. Güven sadece sözlerle kurulmaz. Çocuğun elini tutmak, omzuna dokunmak ve başını şefkatle okşamak; hekim ve çocuk arasında o güçlü duygusal bağın kurulmasına zemin hazırlar.
Kan alımı gibi ağrılı prosedürlerde ise çocuğa yine gerçekleri söyleyip, örneğin: “Bir sivrisinek ısırığı kadar acıtır” ,aşı yaparken : "Bu aşıdan sonra sen çok daha güçlü olacaksın”, Göz damlası damlatırken : gözlerin bir kartalınki kadar keskin görecek .“Annen baban da burada, korkma” diyerek çocuğu ve ebeveynlerini bilgilendirmeliyiz. Unutmayalım ki, pediyatrist sadece hastalıkları tedavi eden bir sağlık çalışanı değil, aynı zamanda çocukların korkularını cesarete dönüştüren bir dosttur. Gelin, çocukların korku dolu anılarında 'iğne yapan doktor' değil, 'onu iyileştiren kahraman' olalım.
Ergenlik çağındaki gençlerle kurulacak iletişim, sunulacak hizmetin kalitesi ve tedavi sürecinin başarılı bir şekilde ilerleyebilmesi için çok önemlidir . Bu çağdaki hastalara hastalığın ve tedavinin gerekçeleri anlaşılır ve açık bir şekilde açıklanarak ergen bireye saygı duyulduğu ve onun görüşlerine değer verildiği gösterilmelidir . Ergenlik iletişim sorunlarının yoğun olarak yaşandığı bir dönem olduğu için ergen hastalarla iletişim kurabilmek oldukça zor olabilmektedir
Bu durumlarda onların bu dönemdeki duygularına, duygu değişimlerine dikkat edilmeli; duygularına, düşüncelerine dokunularak ve onları heyecanlandıracak nokta bulunarak iletişim kurulmalıdır . Bu ergenin hem şimdiki hem de ileriki hayatında sağlığa bakışını etkileyeceği için oldukça önemlidir.
Ebeveynlerin üzerine de görevler düşüyor: Çocuklara doktorları kötü tanıtmayalım. Doktoru bir tehlike gibi değil, bir dost gibi tanıtın.
Kaynaklar: Alkan, A.. & Özyıldız, K. H. (2021). Sağlık Hizmeti Sunumunda Çocuk Hastalarla İletişim. Hacettepe Sağlık İdaresi Dergisi, 24(2), 415-434