Bir insanın karnını açmak…
Hastalıklı dokuyu çıkarmak…
Bağırsaklara müdahale etmek…
Sonra yarayı kapatıp hastanın iyileşmesini beklemek…
Bunların yaklaşık 1800 yıl önce yapıldığını düşünmek bile şaşırtıcıdır.
Fakat Çin tarihinin en ünlü hekimlerinden Hua Tuo hakkında antik kaynaklarda buna benzer şaşırtıcı cerrahi girişimler anlatılır.
Geç Doğu Han Hanedanlığı döneminde yaşayan Hua Tuo, yalnızca ilaçlarla hastalıkları tedavi eden bir hekim olarak değil; akupunkturdan cerrahi girişimlere, ağrı kontrolünden bedensel egzersizlere kadar farklı yöntemleri bir arada kullanan sıra dışı bir tıp insanı olarak anlatılır.
Yaşamına ilişkin temel bilgiler, ölümünden sonraki dönemlerde kaleme alınan Üç Krallığın Kayıtları ve Geç Han Kitabı gibi tarihsel metinlere dayanır. Bu kaynaklara göre Hua Tuo, bugünkü Anhui bölgesiyle ilişkilendirilen Qiao yöresindendi ve 3. yüzyılın başlarında hayatını kaybetti.
Bir hekimin çantasında ilaçtan fazlası vardı
Antik Çin tıbbı bugün çoğunlukla bitkisel tedaviler ve akupunkturla hatırlanıyor.
Oysa bu tablo eksiktir.
Han döneminden itibaren yaraların, apselerin, travmaların ve çeşitli cerrahi sorunların tedavisiyle ilgilenen uygulayıcıların bulunduğuna dair tarihsel kayıtlar vardır.
Hua Tuo ise bu geleneğin en dikkat çekici isimlerinden biri hâline gelmiştir.
Kaynaklarda onun ilaç tedavisinin yanı sıra akupunktur ve yakı uygulamalarında da deneyimli olduğu anlatılır.
Ancak onu tıp tarihinin en tartışmalı ve ilgi çekici isimlerinden birine dönüştüren konu bunlar değildir.
Asıl mesele cerrahidir.
Üç Krallığın Kayıtlarında aktarıldığına göre Hua Tuo, ilaç ve akupunkturun yeterli olmayacağını düşündüğü bazı iç hastalıklarda cerrahi girişime başvuruyordu.
Metinde, hastaya önce Mafeisan adı verilen bir preparat içirildiği; kısa süre sonra hastanın bilincini yitirir hâle geldiği ve bir şey hissetmediği, ardından cerrahi girişimin gerçekleştirildiği anlatılır.
Kaynakta, vücut içindeki bazı oluşumların cerrahi girişimle çıkarılmasından; bağırsaklarla ilgili durumlarda ise bağırsakların açılıp temizlenmesinden, karın bölgesinin dikilmesinden ve yara üzerine ilaç uygulanmasından söz edilir.
Bu anlatım, modern cerrahinin diliyle okunduğunda son derece şaşırtıcıdır.
Ama tam da bu noktada dikkatli olmak gerekir.
Mafeisan gerçekten genel anestezi miydi?
Hua Tuo’nun adı sıklıkla “dünyada genel anestezi kullanan ilk hekim” şeklinde sunulur.
Ancak bu ifade tarihsel açıdan fazla kesin olabilir.
Çünkü Mafeisan’ın özgün reçetesi günümüze ulaşmamıştır.
İçeriğinin tam olarak ne olduğu bilinmediği gibi, antik metinlerde anlatılan bilinç kaybının modern anlamdaki genel anesteziyle ne ölçüde karşılaştırılabileceği de kesin olarak ortaya konulamamaktadır.
Bu nedenle Hua Tuo için daha doğru ifade şudur:
Tıp tarihinde cerrahi girişimlerden önce tıbbi bir preparat kullanarak hastayı ağrıya ve cerrahi müdahaleye hazırladığı kaydedilen en eski hekimlerden biridir.
Bu bile başlı başına olağanüstüdür.
Çünkü cerrahinin önündeki en büyük engellerden biri yüzyıllar boyunca ağrı olmuştur.
Hasta hareket eder.
Acı dayanılmaz hâle gelir.
Cerrahın çalışabileceği süre kısalır.
Hua Tuo’ya ilişkin anlatılar tarihsel bir gerçeğin izlerini taşıyorsa, onun en önemli düşünsel sıçramalarından biri, hastalıklı bölgeye müdahale etmeden önce hastanın ağrısını azaltmanın ve cerrahi girişimi mümkün kılmanın yollarını aramasıydı.
Antik metinlerde şaşırtıcı ameliyatlar
Hua Tuo’ya ilişkin tarihsel anlatılarda karın cerrahisiyle ilgili son derece çarpıcı vakalar yer alır.
Üç Krallığın Kayıtlarında, bazı hastalıklarda hastaya Mafeisan verildikten sonra cerrahi girişim gerçekleştirildiği ve bağırsaklarla ilgili işlemler yapıldığı anlatılır.
Hua Tuo’ya ilişkin daha sonraki tarihsel aktarımlardan birinde ise dalağın hastalıklı bir bölümünün çıkarıldığı ileri sürülür.
Ancak bu tür anlatıları günümüzün ameliyat raporları gibi okumamak gerekir.
Bunlar, modern bilimsel kayıt sisteminden yaklaşık iki bin yıl önce yazılmış tarihsel ve biyografik metinlerdir.
Bazı bölümler gerçek tıbbi uygulamaları yansıtabilirken, bazı vakaların sözlü aktarım sırasında olağanüstü özellikler kazanmış olması da mümkündür.
Dolayısıyla Hua Tuo’nun gerçekten hangi ameliyatları, hangi tekniklerle ve ne kadar başarıyla yaptığı bugün kesin olarak kanıtlanamaz.
Fakat daha önemli bir gerçek vardır:
Antik Çin tıp düşüncesinde bedenin yalnızca ilaçlarla değil, gerektiğinde doğrudan fiziksel müdahaleyle de tedavi edilebileceği fikri bulunuyordu.
Hua Tuo bu düşüncenin en güçlü sembollerinden biri oldu.
Çin tıp tarihinde cerrahi uygulamalar Hua Tuo ile sınırlı değildi.
Han döneminde cerrahi sorunlarla ilgilenen uygulayıcıların bulunduğu, sonraki yüzyıllarda ise yara, travma, apse, yanık ve çeşitli cerrahi hastalıkların tedavisine yönelik önemli bir birikimin geliştiği biliniyor.
Hua Tuo yalnızca cerrah değildi
Onun tıp anlayışının belki de en modern görünen yönlerinden biri, hastalığı tedavi etmek kadar hastalığı önlemeye de önem vermesidir.
Hua Tuo’ya atfedilen en ünlü uygulamalardan biri Wuqinxi, yani “Beş Hayvan Oyunu”dur.
Kaplan.
Geyik.
Ayı.
Maymun.
Kuş.
İnsanların bu hayvanların hareketlerinden esinlenen egzersizleri düzenli olarak yapmasını önerdiği aktarılır.
Üç Krallığın Kayıtlarında Hua Tuo’nun öğrencisi Wu Pu’ya insan bedeninin hareket etmeye ihtiyacı olduğunu, ancak aşırı zorlanmaması gerektiğini söylediği anlatılır.
Hareketin beden sağlığını koruduğu düşüncesini, sürekli hareket ettiği için kolayca çürümeyen bir kapı menteşesine benzettiği aktarılır.
Yaklaşık iki bin yıl sonra bu düşüncenin özü hâlâ tanıdıktır:
Hareket, sağlığın temel parçalarından biridir.
Bugün Wuqinxi, geleneksel Çin egzersiz sistemlerinden biri olarak yaşamaya devam ediyor ve farklı sağlık alanlarındaki etkileri modern bilimsel araştırmalarda da inceleniyor.
Güçlü bir hükümdarın karşısında bir hekim
Hua Tuo’nun yaşamının sonu ise tıp tarihinin en dramatik hikâyelerinden biridir.
Dönemin güçlü siyasi ve askerî liderlerinden Cao Cao’nun kronik bir baş rahatsızlığından yakındığı ve Hua Tuo’nun onu akupunkturla tedavi ettiği anlatılır.
Kaynaklara göre Cao Cao, zamanla Hua Tuo’nun sürekli yanında kalmasını istedi.
Fakat Hua Tuo bunu istemedi.
Evine döndükten sonra geri dönmemek için eşinin hasta olduğunu ileri sürdüğü, durumun araştırılması üzerine bunun doğru olmadığının ortaya çıktığı ve sonunda tutuklanarak idam edildiği aktarılır.
Danışmanı Xun Yu’nun, olağanüstü tıbbi becerileri nedeniyle onun bağışlanmasını istediği ancak Cao Cao’nun bu talebi kabul etmediği belirtilir.
Hikâyenin en trajik bölümü ise bundan sonra gelir.
Kayda göre Hua Tuo, hapisteyken tıbbi bilgilerini içeren bir metni gardiyana vermek istedi.
Gardiyan korkarak kabul etmedi.
Bunun üzerine Hua Tuo’nun metni yaktığı anlatılır.
Gerçekten böyle bir kitap var mıydı?
İçinde neler yazıyordu?
Cerrahi teknikleri ayrıntılı biçimde kaydedilmiş miydi?
Bunları bilmiyoruz.
Hua Tuo’ya atfedilen bazı tıbbi eserlerin sonraki dönemlerde kaybolduğu, daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan kimi metinlerin ise onun adına bağlandığı biliniyor.
Bu nedenle günümüze ulaşan ve Hua Tuo’ya atfedilen eserleri doğrudan onun kaleminden çıkmış kabul etmek tarihsel açıdan güvenli değildir.
Hua Tuo’dan sonra cerrahi gelenek nasıl devam etti?
Hua Tuo’nun hikâyesinin en düşündürücü yönlerinden biri, tıbbi bilginin kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığı sorusudur.
Bir hekimin deneyimleri yalnızca onun ellerinde kalırsa, onunla birlikte yok olabilir.
Bilgi yazılmazsa…
Öğretilmezse…
Sistemli biçimde aktarılmazsa…
Her kuşak aynı yolu yeniden yürümek zorunda kalır.
Ancak Çin’de cerrahi Hua Tuo’dan sonra tamamen ortadan kalkmadı.
Sonraki yüzyıllarda özellikle yara tedavisi, travma, apse ve çeşitli cerrahi hastalıklarla ilgili uygulamalar sürdü.
Beşinci yüzyıla tarihlenen ve Çin’de yalnızca cerrahi konulara ayrılmış günümüze ulaşan en eski eser olarak kabul edilen Liu Juanzi Guiyi Fang da bu birikimin devam ettiğini gösteriyor.
Buna rağmen Hua Tuo’nun adı zamanla gerçek bir hekimden daha büyük bir simgeye dönüştü.
Çin kültüründe olağanüstü yetenekli bir hekimi tanımlamak için onun adına gönderme yapılması boşuna değildir.
Çünkü Hua Tuo’nun hikâyesi yalnızca bir cerrahın hikâyesi değildir.
Aynı zamanda insanlığın çok eski bir sorusunun hikâyesidir:
Hastalık bedenin içinde saklanıyorsa, hekim ona ulaşmak için bedenin içine girmeli midir?
Hua Tuo’ya atfedilen cevap açıktı:
Bazen ilaç yeterli değildi.
Bazen iğne yeterli değildi.
Bazen hekimin eline bıçağı alması gerekiyordu.
Ve eğer antik kaynakların anlattıkları tarihsel bir gerçeğin izlerini taşıyorsa, Hua Tuo yaklaşık 1800 yıl önce cerrahinin en temel sorunlarından bazılarını aynı anda düşünmeye başlamıştı:
Hastalıklı dokuya ulaşmak.
Ağrıyı kontrol etmek.
Hastayı yeniden ayağa kaldırmak.
Modern cerrahinin bütün teknolojik ihtişamının altında hâlâ aynı hedefler yatıyor.
Hua Tuo’nun gerçek uygulamalarının nerede bittiğini, efsanenin nerede başladığını hiçbir zaman tam olarak bilemeyebiliriz.
Ancak bir şey açık:
Onun adı, Çin tıp tarihinin cerrahiye açılan en eski ve en gizemli kapılarından birinin üzerinde durmaya devam ediyor.





