Tu Youyou’nun yaşamı ve gerçekleştirdiği büyük keşif, insanlık tarihinin en ölümcül hastalıklarından biri olan sıtmaya karşı verilmiş en sıra dışı mücadelelerden biridir. Savaşın, ideolojik baskıların ve Kültür Devrimi’nin gölgesinde yürütülen gizli bir askeri araştırma projesinde yüzlerce bitki özütünü sabırla inceleyen bu sessiz bilim kadını, yaklaşık 1.600 yıllık bir tıp metnindeki küçücük bir ayrıntının peşine düşerek tıp dünyasını kökünden değiştirdi.
Kendi geliştirdiği yenilikçi ve düşük sıcaklıklı özütleme yöntemiyle artemisinin maddesinin keşfine öncülük eden Tu, bu yeni tedavinin güvenliğini insanlık adına kanıtlamak için özütü kendi üzerinde deneyen ilk cesur araştırmacılar arasında yer aldı. Onun bu üstün çabası sıtma tedavisinde küresel bir devrim yarattı, ancak adının dünyaya duyulması ve hakkı olan takdiri görmesi maalesef onlarca yıl sürdü.
Her şey, 1969 yılında Çin Halk Cumhuriyeti'nin, Kültür Devrimi’nin en çalkantılı ve yıkıcı dönemlerinden birini yaşadığı günlerde başladı. Üniversitelerin düzeni tamamen bozulmuş, bilim insanları ağır siyasi baskılarla ve sürgünlerle karşı karşıya kalmış, ülkenin genel araştırma altyapısı ciddi ölçüde sarsılmıştı. Tam da aynı yıllarda, sınırın hemen ötesinde Vietnam Savaşı tüm şiddetiyle devam ediyordu. Tropikal ve nemli bölgelerde görev yapan askerler yalnızca düşman kurşunlarıyla değil, aynı zamanda amansız bir sıtma salgınıyla da pençeleşiyordu.
Özellikle o döneme kadar en etkili silah olan klorokin ilacına karşı direnç kazanmış sıtma parazitleri, mevcut tüm tedavilerin etkisini giderek sıfırlıyordu. Hastalık hem cephedeki askerler hem de bölgede yaşayan sivil halk açısından çok ağır, hayati bir tehdit hâline gelmişti. Kuzey Vietnam’ın acil bir çözüm bulması için Çin’den resmi olarak yardım istemesi üzerine, 23 Mayıs 1967 tarihinde sıtmaya karşı tamamen yeni ve direnç yıkıcı tedaviler geliştirmeyi amaçlayan çok gizli bir askeri araştırma programı başlatıldı.
Bu program, başladığı tarihi simgeleyecek şekilde askeri literatürde “523 Projesi” olarak adlandırıldı. İşte bu devasa projede görevlendirilen yüzlerce araştırmacıdan biri, ilerleyen yıllarda milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyecek ve mutlak bir ölümden kurtaracak bir keşfe imza atacaktı; bu kişinin adı Tu Youyou’ydu.
Tu Youyou, 30 Aralık 1930 tarihinde Çin’in köklü liman kentlerinden biri olan Ningbo’da dünyaya gözlerini açtı. Henüz on altı yaşındayken, o dönemler tedavisi son derece güç olan tüberküloza yakalandı. Bu ağır hastalık nedeniyle lise eğitimine yaklaşık iki yıl gibi uzun bir süre ara vermek zorunda kaldı. Tu Youyou, hayatının ilerleyen dönemlerinde verdiği röportajlarda, genç yaşta yaşadığı bu çaresiz hastalık deneyiminin kendisini tıp alanına, özellikle de insanları iyileştirecek ilaç araştırmalarına yönelten en büyük motivasyon kaynağı olduğunu anlatacaktı.
Sağlığına yeniden kavuştuktan sonra büyük bir azimle çalışarak Pekin Tıp Kolejinin Eczacılık Bölümünde eğitime başladı. Burada özellikle farmakognozi, yani tıbbi bitkilerin bilimsel olarak tanımlanması, sınıflandırılması ve içlerindeki etkin maddelerin kimyasal yöntemlerle ayrıştırılması üzerine uzmanlaştı. 1955 yılında başarıyla mezun olduktan sonra, kariyerini şekillendireceği Geleneksel Çin Tıbbı Akademisinde araştırmacı olarak çalışmaya başladı. Bilimsel altyapısını zenginleştirmek adına, 1959 ile 1962 yılları arasında geleneksel Çin tıbbı teorilerine ve uygulamalarına ilişkin son derece kapsamlı bir eğitim programına da katıldı.
Onun bilimsel yaklaşımını tıp tarihinde özel ve eşsiz kılan temel noktalardan biri, modern farmakolojinin katı deneysel yöntemleri ile bin yıllık geleneksel tıp metinlerinin derin felsefesi arasında sağlam ve geçirgen bir köprü kurabilmesiydi. Akademik kariyer basamaklarına bakıldığında alışılmışın dışındaydı; bir doktorası yoktu, klasik anlamda bir tıp doktoru değildi ve batı ülkelerinde, yurt dışında hiçbir eğitim almamıştı. Fakat bitkilerden etkin maddelerin laboratuvar ortamında ayrıştırılması, yüzyıllar öncesine ait reçetelerin modern bir gözle yeniden yorumlanması ve bu kadim bilgilerin modern deneysel yöntemlerle sınanması konusunda muazzam bir birikime, keskin bir sezgiye sahipti.
1969 yılının başlarına gelindiğinde, ordunun koordinasyonundaki 523 Projesi kapsamında kendi enstitüsü bünyesinde özel bir araştırma grubu oluşturuldu ve bu ekibin başına Tu Youyou getirildi. Burada tarihsel açıdan önemli bir nüansın altını çizmek gerekir; Tu Youyou, ülke genelinde yürütülen bütün ulusal 523 Projesi’nin genel yönetmeni değil, sadece kendi kurumundaki araştırma ekibinin lideriydi. Proje aslında Çin genelinde yaklaşık 50 farklı kurumdan yüzlerce araştırmacının, botanikçinin ve kimyagerin ortak katkı sunduğu devasa ve kolektif bir seferberlikti.
Göreve gelir gelmez Tu, sıtmanın en ağır ve ölümcül biçimde görüldüğü Hainan Adası’na bizzat giderek hastalığın seyrini, coğrafi koşulları ve mevcut tedavilerin neden başarısız olduğunu yerinde inceledi. Bu zorlu ve tehlikeli saha görevine çıkarken, henüz bir yaşındaki küçük kızını kendi anne ve babasının yanına, dört yaşındaki diğer büyük kızını ise devletin bir bakım kurumuna bırakmak zorunda kaldı. Nobel Ödülü komitesinin resmi biyografi anlatımlarında yer verdiği üzere, görev odaklı bu ayrılık nedeniyle çocuklarını yeniden görebilmesi yaklaşık üç uzun yıl sürdü.
Bu büyük kişisel fedakarlık, o dönemin savaş ve devrim koşullarında bilimsel araştırma yapmanın ne denli ağır bedeller gerektirdiğini gözler önüne seriyordu. Tu ve ekibinin önünde gerçekten de aşılması imkansız gibi görünen bir duvar vardı; çünkü o tarihe kadar dünya genelindeki küresel laboratuvarlarda sıtmaya karşı 240 binden fazla farklı kimyasal bileşik incelenmiş, ancak klorokine dirençli sıtmaya karşı hiçbir şekilde güvenilir, kesin bir çözüm elde edilememişti. Batı tıbbının tıkandığı bu noktada Tu Youyou’nun ekibi, modern kimyasal bileşiklerin standart rotasından saparak, yönünü tamamen Çin’in kendi köklü tarihine, geleneksel tıbba ait tozlu eski kaynaklara çevirdi.
Bu hedef doğrultusunda Tu Youyou stealth ve çalışma arkadaşları, Çin tarihi boyunca sıtma, yüksek ateş ve benzeri ateşli hastalıkların tedavisinde kullanıldığı yazılı olarak bildirilen yaklaşık 2 bin geleneksel reçeteyi kütüphanelerden tek tek toplayarak devasa bir veri tabanı oluşturdu. Bu yoğun taramanın ardından öne çıkan ve umut vadeden yaklaşık 200 farklı bitki türü seçilerek, bunlardan laboratuvarda 380’den fazla bitkisel özüt hazırlandı ve deney fareleri üzerinde test edilmeye başlandı.
İncelenen bu bitkilerden biri de Çincede yerel olarak “qinghao” olarak bilinen Artemisia annua, yani tatlı pelin otuydu. Bu bitkinin yüksek ateşi düşürmek amacıyla kullanılmasına ilişkin yazılı kayıtlar aslında binlerce yıl öncesine kadar uzanıyordu. Ancak ekibin yaptığı ilk laboratuvar deneylerinin sonuçları son derece tutarsız ve kafa karıştırıcıydı; çünkü hazırlanan bazı özütler farelerin kanındaki sıtma parazitlerini belirgin şekilde azaltırken, aynı bitkiden elde edilen diğer bazı özütler tamamen etkisiz kalıyordu.
Bu kronik tutarsızlık, bitkinin gerçekten tedavi edici bir gücü olup olmadığı konusunda bilim kurulunda ciddi kuşkular ve güvensizlikler yaratıyordu. Herkes bitkiden umudunu kesmek üzereyken Tu Youyou, sorunun bitkinin özünde değil, bu özütün laboratuvarda hazırlanma, yani ekstrakte edilme yönteminde olabileceğini ileri sürdü. Bu hipotezini doğrulamak için antik tıp metinlerine, satır aralarını bu kez çok daha dikkatli okuyarak yeniden döndü.
Araştırmaları sonucunda, yaklaşık 1.600 yıl önce yaşamış ve döneminin en büyük hekimlerinden, simyacılarından biri olan Ge Hong’un acil durum tedavilerine ilişkin kaleme aldığı kitabında yer alan çok özel bir tarife rastladı. Tatlı pelin otunun anlatıldığı o kısımda, bitkinin soğuk suya yatırılması, ardından iyice sıkılması ve elde edilen saf yeşil sıvının hastaya doğrudan içirilmesi tembih ediliyordu. Metindeki en şaşırtıcı ve can alıcı detay şuydu: Antik hekim, bitkinin geleneksel ilaç yapımında olduğu gibi kaynatılmasından hiçbir şekilde söz etmiyordu.
Tu Youyou için modern bilimin kapısını açacak olan o sihirli anahtar, işte bu küçük ayrıntıda gizliydi. Bitkiyi geleneksel yöntemlerle yüksek sıcaklıkta kaynatmak, muhtemelen içindeki ısıya duyarlı olan aktif molekülün kimyasal yapısını tamamen bozuyor ve ilacı etkisiz hâle getiriyordu.
Bu dâhiyane farkındalığın ardından Tu Youyou, geleneksel reçetedeki tarifi körü körüne kopyalamak yerine, eski metindeki bu pratik ipucunu modern organik kimya bilgisiyle yeniden harmanladı. Bitkiyi yüksek sıcaklıkta kaynatma yöntemini tamamen terk ederek, oda sıcaklığının da altında, düşük sıcaklık koşullarında eter solventi kullanarak özütlemeyi denedi. Bu yöntemle elde ettiği ham sıvının içinden, daha sonra insan vücuduna zarar verebilecek ya da tedaviyi engelleyebilecek olan asidik bileşenleri de titizlikle ayırdı.
Ayrıca laboratuvar çalışmaları sırasında bitkinin hangi coğrafi bölümünün kullanıldığının ve tam olarak hangi mevsimsel dönemde toplandığının da aktif madde konsantrasyonunu doğrudan değiştirdiğini keşfetti. Aylar süren bu iğneyle kuyu kazma sürecinin sonunda, tıp tarihine geçecek olan ve kendi aralarında “191 numaralı nötr özüt” olarak adlandırdıkları formülü elde etmeyi başardılar.
Mart 1972’de askeri komiteye sunulan resmi deney sonuçlarında, bu 191 numaralı özel nötr özütün, sıtma paraziti taşıyan laboratuvar fareleri ve maymunlarının kanındaki tüm parazit yükünü sadece birkaç gün içinde yüzde yüz oranında, tamamen temizlediği müjdelendi. Bu sonuç, o güne kadar sıtma araştırmalarında görülmemiş, tıp dünyasını sarsacak nitelikte büyük bir başarıydı. Ancak deney hayvanlarında elde edilen bu muazzam zafer, bu bitkisel özütün insanlar için de aynı ölçüde güvenli ve zararsız olduğunu garanti etmeye yetmiyordu. Araştırmanın laboratuvar duvarlarını aşıp gerçek hastalara ulaştırılabilmesi için, öncelikle insan vücudundaki toksisitesine ve güvenliliğine ilişkin ilk klinik verilerin mutlak surette elde edilmesi gerekiyordu.
Aktif kimyasal bileşik olan saf artemisin henüz kristal formda tamamen izole edilip elde edilmeden önce, düşük sıcaklıkta hazırlanan bu nötr bitki özütünün insan sağlığı üzerindeki güvenliliğini bir an önce test etmek isteyen Tu Youyou ve ekibinden iki cesur çalışma arkadaşı, etik kurulların ve bürokrasinin zaman kaybettiren çarklarını beklemek yerine kendilerini feda ederek ilk insan gönüllüler olmayı açıkça kabul ettiler.
Araştırmacılar, henüz bilinmezlerle dolu olan bu yoğun özütü kendi vücutlarına enjekte ederek ve yutarak üzerlerinde bizzat denediler. Kendilerini enstitü laboratuvarında karantinaya alarak günlerce izlediler; yapılan ilk klinik gözlemlerde hiçbirisinde ciddi, toksik bir yan etki görülmemesinin ardından büyük bir rahatlama yaşandı ve çalışma derhal gerçek sıtma hastalarıyla sürdürülmek üzere sahaya taşındı.
Hainan Adası'ndaki klinik merkezde tedavi altına alınan ve ölümün eşiğinde olan 21 ağır sıtma hastasında, ilacın verilmesinin ardından vücut ateşinin mucizevi bir hızla düştüğü ve kandaki tüm ölümcül sıtma parazitlerinin tamamen ortadan kaybolduğu rapor edildi. Bu hastaların yaklaşık yarısında en ölümcül tür olan Plasmodium falciparum enfeksiyonu, diğer yarısında ise kronikleşen Plasmodium vivax enfeksiyonu bulunuyordu. Elde edilen bu muazzam klinik başarı, tatlı pelin otundan kendi geliştirdikleri yöntemle elde edilen özütün, insanlığı kırıp geçiren sıtma virüsüne ve parazitine karşı yeryüzündeki en etkili silah olabileceğine dair sarsılmaz bir kanıt sundu.
Bu başarının ardından ekip, özütün içindeki asıl şifalı olan kimyasal molekülün tamamen saflaştırılması ve kristalleştirilmesi için gece gündüz çalışmaya başladı. Nihayet 8 Kasım 1972 tarihinde, bitkinin kalbindeki aktif bileşik saf kristal biçimde izole edilerek elde edildi. Çincede yerel olarak “qinghaosu”, uluslararası tıp literatüründe ise “artemisinin” adı verilen bu mucizevi madde, sıtma tedavisinin ve insanlığın geleceğini kökünden değiştirecekti.
Artemisinin, o güne kadar tıp dünyasında kullanılan sentetik ya da doğal hiçbir sıtma ilacına benzemeyen, tamamen kendine has, benzersiz bir kimyasal halka yapısına sahipti. Molekülün tam merkezinde yer alan ve kimyacılar için oldukça şaşırtıcı olan endoperoksit köprüsünün, sıtma parazitlerinin hücre duvarını patlatarak onlara karşı gösterdiği bu ultra hızlı yok edici etkide kritik, hayati bir rol oynadığı daha sonraki ileri laboratuvar araştırmalarıyla net bir şekilde anlaşılacaktı.
Tu Youyou ve ekibi durmak bilmedi; 1973 yılında yürüttükleri moleküler yapısal çalışmalar sırasında artemisinini kimyasal olarak laboratuvarda manipüle ederek dihidroartemisinin adını verdikleri yeni bir türev molekül daha sentelediler. Sonraki klinik çalışmalar, laboratuvarda geliştirilen bu yarı sentetik türevin, doğadan elde edilen saf artemisininden bile katbekat daha güçlü ve hızlı sonuç verdiğini kanıtlayacaktı.
Zaman içinde artemisinin temelli bu yeni tedaviler, çok daha geniş ve heterojen hasta grupları üzerinde kapsamlı bir şekilde sınanmaya başlandı. Çin’in farklı bölgelerinde toplamda 529 sıtma vakasında gerçekleştirilen geniş çaplı klinik çalışmalar, saflaştırılan bu maddenin parazitlere karşı olan kesin ve ölümcül etkisini resmi olarak defalarca doğruladı. Ülke genelindeki tüm tıp ve araştırma gruplerinin seferber olmasıyla, 1979 yılına gelindiğinde 2 binden fazla ağır sıtma hastası artemisinin kullanılarak başarıyla tedavi edilmiş ve sağlığına kavuşturulmuştu.
Bu tedavi edilen hastalar arasında, dönemin en büyük kabusu olan ve mevcut hiçbir batı ilacına yanıt vermeyen klorokine dirençli Plasmodium falciparum sıtması bulunan ölümcül vakalar da yer alıyordu. Ayrıca parazitin beyne sıçramasıyla oluşan ve kurtulma şansı mucizelere bağlı olan beyin sıtması gelişmiş 141 ağır hastanın 131’inde, artemisinin tedavisi sayesinde tam ve kalıcı bir iyileşme sağlandığı bildirildi. Küçük hasta gruplarında yapılan bilimsel karşılaştırmalı analizler, artemisinin maddesinin kandaki ölümcül parazitleri o dönemin en iyi ilacı sayılan klorokinden çok daha büyük bir süratle temizlediğine açıkça işaret ediyordu.
Bununla birlikte, insanlık tarihinin bu en büyük tıbbi keşiflerinden birinin dünya bilim topluluğu tarafından tanınması ve kabul görmesi ne yazık ki çok uzun, sancılı bir zaman aldı. Çünkü 523 Projesi, doğası gereği askeri ve siyasi nedenlerden ötürü devlet tarafından aşırı gizli bir statüde yürütülüyordu. Yapılan tüm bu devrimsel araştırmaların büyük bölümünün kamuoyuna açıklanması kesinlikle yasaktı ve dönemin ideolojik iklimi gereği bilimsel yayınlarda bireysel araştırmacıların, bilim insanlarının isimlerine asla yer verilmiyordu; başarı bireye değil, sosyalist kolektif bilince ait kabul ediliyordu.
Nitekim artemisinin ile ilgili dünya tıp literatüründeki ilk İngilizce bilimsel makale ancak Aralık 1979’da yayımlanabildi. Dönemin Çin’indeki resmi yayın politikaları doğrultusunda bu tarihi makale, Tu Youyou’nun veya arkadaşlarının bireysel isimleri yerine, tamamen anonim bir şekilde, sadece enstitünün araştırma grubunun ortak adı altında basıldı.
Nihayet 1981 yılına gelindiğinde Pekin’de Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının ortaklaşa desteklediği uluslararası bir bilimsel sempozyum düzenlendi. Tu Youyou, bu kongrede ilk kez sahneye çıkarak artemisinin ve onun laboratuvarda geliştirdikleri türevlerine ilişkin elde ettikleri göz kamaştırıcı klinik sonuçları uluslararası bilim dünyasının ve yabancı delegelerin önüne ilk kez resmi olarak sundu. Artemisininin tüm küre ölçeğinde bir tıp mucizesi olarak tanınması ve yaygınlaşması, işte bu tarihi sunumdan sonra büyük bir hız kazandı.
Artemisinin ve laboratuvarda geliştirilen türevleri, insan vücuduna girer girmez kandaki sıtma parazitlerinin sayısını inanılmaz bir hızla ve dramatik bir şekilde azaltma yeteneğine sahiptir. Ancak bilim dünyasında her güçlü silahın bir zayıflığı olduğu gibi, bu mucizevi ilaçların da tek başına, kontrolsüz ve uygun olmayan dozlarda kullanılması, parazitlerin bu maddeye karşı da hızla mutasyon geçirerek direnç geliştirmesi riskini ciddi şekilde doğurmaktadır.
İşte tam da bu hayati risk nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü, günümüzde artemisinin türevlerinin ağız yoluyla tablet olarak tek başına kullanılmasına kesinlikle karşı çıkmakta ve bunu yasaklamaktadır. Örgüt, komplikasyonsuz Plasmodium falciparum sıtmasının modern tedavisinde, hızlı etkili artemisinin türevini, vücutta daha uzun süre kalan ve tamamen farklı bir biyolojik etki mekanizmasına sahip olan başka bir sentetik ilaçla kombine eden, uluslararası kalite standartları güvence altına alınmış “artemisinin temelli kombinasyon tedavilerini” resmi olarak desteklemekte ve tek geçerli çare olarak tüm ülkelere önermektedir.
Bu stratejik kombinasyon yaklaşımı, hem tedavinin klinik başarısını maksimuma çıkarmayı hem de parazitlerin bu son kaleye karşı da direnç mekanizmaları geliştirmesini biyolojik olarak engellemeyi amaçlamaktadır. Dünya Sağlık Örgütü ayrıca halk arasında kulaktan kulağa yayılan büyük bir yanlışa karşı da küresel uyarılar yayınlamaktadır; Artemisia bitkisinin kurutularak çay şeklinde demlenmesi, ev yapımı tabletler ya da merdiven altı kapsüller gibi standartlaştırılmamış, dozu belirsiz ilkel biçimlerde sıtma tedavisi veya sıtmadan korunma amacıyla kullanılmasını kesinlikle önermemektedir.
Çünkü doğadaki bitkinin yetiştiği toprağa ve mevsime göre içerdiği etkin madde miktarı sürekli değiştiği için, bu tip bitkisel kürler hastaya yeterli ve güvenilir tedavi dozunu sağlayamamakta, aksine parazitin ilaca karşı bağışıklık kazanmasını hızlandırmaktadır. Bugün artemisinin temelli kombinasyon tedavileri, modern dünyada sıtmayla küresel mücadelenin en temel, en sarsılmaz yapı taşı durumundadır. Bu ilaçların özellikle Afrika ve Güneydoğu Asya gibi hastalık yükünün ve ölüm oranlarının çok ağır olduğu yoksul coğrafi bölgelerde yaygınlaşarak ücretsiz dağıtılması, her yıl milyonlarca mazlum insanın hayata tutunmasını sağlamaktadır.
Artemisininin keşif tarihi objektif bir gözle anlatılırken, hem Tu Youyou’nun bilimsel süreci değiştiren o eşsiz bireysel katkısını hem de bu büyük çalışmanın arkasındaki devasa kolektif yapıyı birbirini dışlamadan, büyük bir adaletle birlikte değerlendirmek gerekir. Askeri 523 Projesinde yıllar boyunca ülkenin en yetenekli botanikçileri, organik kimyacıları, farmakologları, modern klinisyenleri ve geleneksel Çin tıbbı uzmanları omuz omuza görev yapmıştır. Doğru pelin otu varyasyonlarının dağlardan toplanmasından tutun da aktif kimyasal maddenin laboratuvarda saflaştırılmasına, karmaşık moleküler yapının belirlenmesinden binlerce hasta üzerindeki klinik araştırmaların koordinasyonuna kadar sayısız bilim insanı bu başarıya kanını, terini ve emeğini katmıştır.
Fakat tüm bu kolektif çarkın içinde Tu Youyou’nun adını tarihin altın sayfalarına yazdıran ayırt edici, dâhiyane katkısı; yüzyıllar öncesine ait unutulmuş bir tıp metnindeki o küçük hazırlama detayını, yani bitkinin kaynatılmaması gerektiği gerçeğini keskin zekasıyla fark etmesi, buna uygun olarak düşük sıcaklıkta eterle özütleme metodolojisini sıfırdan geliştirmesi ve ekibini doğru hedefe yönlendirerek o ölümcül parazitleri yok eden ilk etkili nötr özütün elde edilmesine bizzat liderlik etmesidir.
Bu bağlamda değerlendirildiğinde artemisinin, ne sadece eski çağlardan kalma bitkisel bir reçetenin doğrudan, basit bir ürünüydü ne de modern bir laboratuvarda bir anda tesadüfen ortaya çıkan izole bir buluştu. Geleneksel Çin tıbbının bin yıllık birikimi, araştırmacılara devasa bir labirentin içinde sadece gitmeleri gereken doğru yönü gösteren bir fener olmuştu. Fakat o ham bitkiyi alıp milyarlarca insan için güvenilir, standart ve modern bir ilaca dönüştüren asıl şey; laboratuvar deneyleri, hassas kimyasal ölçümler, farmakolojik analizler, toksisite testleri, titiz klinik gözlemler ve binlerce kez tekrarlanan sınamalardı.
Tüm bu devrimsel başarılarına rağmen Tu Youyou’nun ismi ve çalışmaları, Çin sınırlarının dışında uzun yıllar boyunca tıp dünyasında neredeyse hiç bilinmedi, tamamen gizli kaldı. Projenin askeri gizlilik derecesine sahip olması, ilk bilimsel makalelerin bireysel isimler yerine anonim araştırma grupları adına basılması ve dönemin Çin bilim akademisi sisteminde bireysel başarıların öne çıkarılmasının ideolojik olarak hoş karşılanmaması bu trajik gecikmede en büyük etkenler oldu.
Tu’nun artemisininin keşfindeki o merkezi ve kurucu rolü, ancak 21. yüzyılın başlarında batılı bilim tarihçilerinin ve bağımsız araştırmacıların Çin’deki eski resmi proje belgelerini, laboratuvar günlüklerini ve askeri arşiv kayıtlarını titizlikle incelemesiyle yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı. Gerçeklerin ortaya çıkmasıyla birlikte adalet yerini buldu; 2011 yılında Tu Youyou’ya, Nobel'in en büyük habercisi sayılan prestijli Lasker-DeBakey Klinik Tıp Araştırma Ödülü takdim edildi.
Bu ödülün yarattığı küresel yankıdan dört yıl sonra, 2015 yılında, tüm bilim dünyasının en büyük tıp tescili geldi ve Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nün yarısı, sıtmaya karşı geliştirdiği bu devrimsel tedaviye ilişkin benzersiz keşifleri nedeniyle doğrudan Tu Youyou’ya verildi. Ödülün diğer yarısı ise parazit hastalıklarına karşı avermektin bileşiğinin keşfi ve bu keşiften geliştirilen mucizevi tedavilerin nehir körlüğü ile lenfatik filaryaz hastalıkları üzerindeki yok edici etkileri nedeniyle batılı bilim insanları William C. Campbell ve Satoshi Ōmura arasında paylaştırıldı.
Tu Youyou, bu başarısıyla bilimsel çalışmalarının tamamını Çin ana karasında kendi yerel imkanlarıyla yürüterek tıp ve bilim dalında Nobel Ödülü kazanan ilk Çin vatandaşı araştırmacı olarak tarihe geçti. Stockholm'deki görkemli törende yaptığı resmi Nobel konuşmasına, kendi yaşam felsefesini ve bilim anlayışını özetleyen şu tarihi ve mütevazı başlığı verdi: “Artemisininin Keşfi: Geleneksel Çin Tıbbından Dünyaya Bir Armağan.”
Bugün dönüp bakıldığında, Tu Youyou’nun bu ilham verici hayat hikayesi, bazı çevreler tarafından zaman zaman popülist bir yaklaşımla geleneksel tıbbın modern bilime karşı kazandığı mutlak bir zafer gibi hatalı bir şekilde anlatılmaktadır. Oysa tarihsel ve bilimsel gerçeklik bundan çok daha ince, çok daha derinlikli ve değerlidir. Eski tıp metinleri ve bin yıllık bitkisel deneyimler, modern araştırmacılara sadece devasa bir hipotez evreninde nereden başlayacaklarına dair kıymetli bir başlangıç noktası sunmuştur.
Ancak binlerce karmaşık reçete arasından doğru bitki adayının cımbızla seçilmesi, o bitkinin içindeki trilyonlarca molekülden hangisinin şifalı olduğunun laboratuvarda ayrıştırılması, insan vücuduna zarar vermeyecek güvenli tedavi dozunun miligram düzeyinde belirlenmesi, organlar üzerindeki toksisitesinin modern yöntemlerle değerlendirilmesi ve gerçek hastalar üzerinde klinik testlerle sınanması ancak ve ancak modern pozitif bilimsel metodolojiler sayesinde mümkün olabilmiştir.
Buradan çıkarılacak en büyük ders şudur: Geçmişte uzun yıllar boyunca kullanılıyor olması veya köklü bir geleneğe dayanması, bir yöntemin veya bitkinin tıbben güvenli ve yararlı olduğunu tek başına asla kanıtlamaz; her geleneksel uygulamanın şifalı olduğunu iddia etmek büyük bir bilimsel hatadır. Tu Youyou’nun asıl büyük başarısı ve dünyaya sunduğu vizyon, eski bilgiyi sorgulamadan, körü körüne bir dogma olarak kabul etmesinden değil; tam aksine o eski cümleyi alıp laboratuvarda modern bilimsel yöntemlerle sorgulanabilir, test edilebilir ve yanlışlanabilir somut bir bilimsel soruya dönüştürebilme dehasından kaynaklanmıştır. Geleneksel bilgi ona sadece yürüyeceği yönü göstermiş, fakat tatlı pelin otunu milyonları kurtaran gerçek bir ilaca dönüştüren asıl güç; deney, hassas ölçüm, organik kimya, modern farmakoloji ve tekrar tekrar yapılan klinik sınamalar olmuştur.
Tu Youyou, kazandığı bu küresel şöhrete ve insanlığı kurtaran muazzam mirasına rağmen, uzun kariyerinin çok büyük bir bölümünde uluslararası kamuoyunun, medyanın ve hatta kendi ülkesindeki geniş kitlelerin bile adını dahi duymadığı, kendi laboratuvarına kapanmış, son derece mütevazı ve sessiz bir araştırmacı olarak ömrünü tüketti. Dünyanın en büyük bilimsel merkezlerinde şatafatlı eğitimler görmedi, batı üniversitelerinde parlak kariyerler yapmadı, uzun yıllar boyunca akademinin o gösterişli unvanlarıyla veya kürsüleriyle anılmadı.
Fakat o, kimsenin dönüp bakmadığı 1.600 yıllık sararmış bir tıp parşömenindeki küçücük bir pratik ayrıntıyı fark edecek dikkat ve adanmışlığa sahipti. Herkesin bin yıldır yaptığı gibi bitkiyi neden kaynatmadıklarını sordu, bu basit sorunun peşinden gitti. Laboratuvarda üst üste aldığı başarısız deney sonuçlarını hayal kırıklığıyla çöpe atmak yerine, yöntemi ve kendi hipotezini baştan aşağı yeniden değerlendirecek kadar büyük bir entelektüel dürüstlük ve sabır gösterdi.
Artemisininin bu mucizevi keşif hikayesi, bilim dünyasında gerçek ilerlemenin ve insanlığa hizmetin her zaman milyar dolarlık devasa laboratuvarlardan, en son teknoloji ürünü cihazlardan ya da ana akım medyanın parlattığı popüler isimlerden doğmadığını tüm dünyaya en yalın haliyle kanıtladı. Bazen en büyük keşifler, herkesin başarısızlık deyip geçtiği olumsuz sonuçlara tamamen farklı, önyargısız bir gözle bakmakla başlar. Bazen yüzyıllar öncesinden kalma eski bir cümlenin satır arasında saklanan ufacık bir teknik ayrıntı, modern bir laboratuvardaki en gelişmiş deneyin seyrini ve yönünü bir anda değiştirebilir.
Ve bazen de, tüm dünya o laboratuvardaki sessiz bilim insanının adını, yüzünü veya hikayesini henüz öğrenmeden çok uzun yıllar önce, onun gecesini gündüzüne katarak yaptığı o sessiz ve fedakar çalışması sayesinde hayatta kalmaya, nefes almaya devam eder. Bazı araştırmacılar öldükten sonra adlarını sadece kalın tarih kitaplarının sayfalarına bırakırlar, bazıları ise parıltılı ödül kürsülerine ve madalyalara; fakat Tu Youyou gibi çok az sayıdaki anıtsal insan, adını bu dünyada hiçbir zaman yüz yüze tanışamayacakları, dünyanın dört bir yanında onun ilacı sayesinde yeniden hayata dönen milyonlarca masum insanın kurtulan hayatlarına, gülen yüzlerine ve geleceğe bıraktıkları umut dolu yarınlarına bırakırlar. Tu Youyou, insanlık tarihinin gördüğü en sessiz, en derin ve en asil hayat kurtarıcılarından biriydi.
Kaynaklar
* [1] Nobel Prize, Tu Youyou: Women Who Changed Science
* [2] Nobel Prize, Tu Youyou: Facts
* [3] Nobel Prize, Tu Youyou: Nobel Lecture
* [4] Lasker Foundation, Artemisinin Therapy for Malaria
* [5] Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Sıtmanın Tedavisi ve Küresel Tedavi Kılavuzları
* [6] Miller LH, Su X. “Artemisinin: Discovery from the Chinese Herbal Garden.” Cell. 2011;146(6):855–858.
Eski Bir Tıp Metninden Nobel’e: Tu Youyou’nun Olağanüstü Hikâyesi
Çin’de gizli yürütülen 523 Projesi kapsamında çalışan Tu Youyou, yaklaşık 1.600 yıllık bir tıp metnindeki kritik ayrıntıyı modern bilimle yeniden yorumladı. Artemisininin keşfine öncülük eden bu çalışma, sıtma tedavisini kökten değiştirerek milyonlarca insanın yaşamının kurtarılmasına katkı sağladı.
Yorumlar





