Akademik Başarı: Prof. Dr. Yusuf Yılmaz Gastroenterolojide Türkiye 1.si
Akademik Başarı: Prof. Dr. Yusuf Yılmaz Gastroenterolojide Türkiye 1.si
İçeriği Görüntüle

Kan, atardamarlardan toplardamarlara nasıl geçiyordu?
yüzyılın ortalarında bu soru, fizyolojinin en önemli bilinmezlerinden biriydi.
William Harvey, 1628 yılında yayımladığı çalışmasıyla kanın kalp tarafından pompalanarak vücutta dolaştığını ortaya koymuştu. Ancak dolaşım sisteminin önemli bir parçası hâlâ görünmüyordu.
Atardamarlar vardı.
Toplardamarlar vardı.
Peki ikisinin arasında ne vardı?
Çıplak gözle bakıldığında cevap yoktu.
Çünkü cevabı görebilmek için yalnızca daha dikkatli bakmak değil, insan gözünün sınırlarını aşmak gerekiyordu.
Bunu yapan kişi Marcello Malpighi oldu.
1661 yılında mikroskop altında incelediği kurbağa akciğerinde, çok ince damarların bir ağ oluşturarak küçük atardamarlarla toplardamarlar arasında bağlantı kurduğunu gözlemledi.
Böylece Harvey'nin dolaşım kuramında varlığı öngörülen ancak doğrudan gösterilemeyen damar bağlantısı mikroskop altında görünür hâle gelmiş oldu.
Harvey ile aynı yılda doğan çocuk
Marcello Malpighi, 1628 yılında Bologna yakınlarındaki Crevalcore'da dünyaya geldi.
Bilim tarihi açısından dikkat çekici bir tesadüftü bu.
Malpighi'nin doğduğu yıl William Harvey, kan dolaşımına ilişkin büyük eserini yayımlıyordu.
Yıllar sonra Malpighi, Harvey'nin ortaya koyduğu dolaşım sisteminin gözle görülemeyen bağlantısını mikroskop yardımıyla gösterecekti.
Malpighi tıp eğitimi aldı ve akademik yaşamında Bologna, Pisa ve Messina gibi dönemin önemli bilim merkezlerinde çalıştı.
Ancak onu çağdaşlarından ayıran temel özellik, anatomiye bakış biçimiydi.
Yüzyıllar boyunca anatomistler insan ve hayvan bedenlerini kesip açmış, organların biçimini, büyüklüğünü ve birbirleriyle ilişkilerini incelemişti.
Vesalius insan bedeninin büyük anatomik yapısını ayrıntılarıyla ortaya koymuştu.
Harvey ise kanın beden içindeki dolaşımını deneysel gözlemlerle açıklamıştı.
Malpighi şimdi bu yapının çıplak gözle görülemeyen dünyasına bakıyordu.
Gözün göremediği yapıları incelemek.
Mikroskop onun elinde yalnızca nesneleri büyüten bir araç olmadı.
Yeni bir anatominin kapısını açtı.
Bir kurbağanın akciğerinde görülen büyük bağlantı
1661 yılı.
Malpighi'nin önünde bir kurbağanın akciğeri vardı.
Kurbağa gibi küçük hayvanların ince ve kısmen saydam dokuları, damar yapılarının mikroskop altında incelenmesini kolaylaştırıyordu.
Malpighi akciğer dokusuna baktığında son derece ince damarların dallandığını gördü.
Bu damarlar giderek küçülüyor, karmaşık bir ağ oluşturuyor ve daha sonra başka damarlarla birleşiyordu.
Bir tarafta atardamar sistemi vardı.
Diğer tarafta toplardamar sistemi.
Aralarında ise daha önce bu açıklıkla gösterilememiş ince bir damar ağı bulunuyordu.
Pulmoner kılcal damarlar.
Malpighi'nin gözlemi, kanın küçük atardamarlardan küçük toplardamarlara nasıl geçtiğini açıklayan anatomik bağlantıyı ortaya koydu.
Dolaşım artık yalnızca büyük damarların oluşturduğu bir sistem değildi.
Kan, organların içinde gözle görülemeyecek kadar ince damar ağları boyunca ilerliyordu.
Bu keşif, William Harvey'nin kan dolaşımına ilişkin yaklaşık otuz yıl önce ortaya koyduğu kuramın mikroskobik düzeydeki en önemli desteklerinden biri oldu.
Akciğer artık homojen bir doku değildi
Malpighi'nin akciğer üzerindeki çalışmaları yalnızca kılcal damarlarla sınırlı kalmadı.
O döneme kadar akciğer dokusunun yapısı hakkında çok farklı görüşler bulunuyordu.
Malpighi mikroskop altında yaptığı incelemelerde akciğerin homojen bir et parçası olmadığını gösterdi.
Dokunun çok sayıda küçük hava boşluğundan ve bunların çevresinde uzanan ince damar ağlarından oluştuğunu gözlemledi.
Bu gözlemler, bugün alveoller olarak bildiğimiz yapıların erken anatomik tanımları arasında kabul edilir.
Malpighi henüz modern solunum fizyolojisini açıklayabilecek bilgiye sahip değildi.
Oksijenin nasıl taşındığı bilinmiyordu.
Gaz değişiminin fizyolojik mekanizmaları henüz tam olarak açıklanmamıştı.
Ancak onun gördüğü yapı son derece önemliydi:
Hava ile kan, akciğerin içinde birbirine olağanüstü derecede yaklaştırılıyordu.
Bu gözlem, daha sonraki yüzyıllarda solunum fizyolojisinin anlaşılmasına uzanan yolun önemli başlangıç noktalarından biri oldu.
Anatominin sınırları küçüldükçe genişledi
Malpighi'nin başarısı ona yeni bir soru sordurdu:
Akciğerin içinde çıplak gözle görülemeyen bir dünya varsa, diğer organlarda neler saklanıyordu?
Mikroskobunu bu kez böbreğe çevirdi.
Karaciğeri inceledi.
Dalağa baktı.
Deriyi ve dili araştırdı.
Her organın içinde, büyük anatomik yapıların ötesinde çok daha ince bir düzen bulunduğunu gördü.
Böbreğin mikroskobik yapısını inceleyerek bugün glomerül olarak adlandırdığımız küçük damar yumaklarını tanımladı.
Bu gözlemler, böbreğin süzme sisteminin mikroskobik yapısının anlaşılmasına giden yolun en önemli erken adımlarından biri oldu.
Dalakta mikroskobik yapıların tanımlanmasına önemli katkılar sağladı. Dalaktaki bazı lenfoid yapılar daha sonra onun adıyla ilişkilendirildi.
Derinin farklı tabakalarını ve dil üzerindeki papillaları araştırdı.
Karaciğerin mikroskobik organizasyonunu anlamaya yönelik gözlemler yaptı.
Malpighi'nin çalışmaları, organların yalnızca dış görünüşleri ve büyük yapılarıyla değil, mikroskobik mimarileriyle de anlaşılması gerektiğini gösteriyordu.
Bugün histoloji olarak bildiğimiz alan henüz bağımsız bir bilim dalı hâline gelmemişti.
Fakat onun temelleri atılıyordu.
Ve Malpighi bu temellerin en önemli isimlerinden biriydi.
Mikroskop yalnızca insan bedenini göstermedi
Malpighi'nin merakı tıpla sınırlı değildi.
Böcekleri inceledi.
İpek böceğinin gelişimini araştırdı.
Bitki dokularını mikroskop altında gözlemledi.
Tavuk embriyolarının gelişimini takip etti.
Embriyonun erken dönemlerinde kalp ve diğer yapıların oluşumuna ilişkin ayrıntılı gözlemler ve çizimler yaptı.
Çalışmaları, embriyolojinin yanı sıra bitki ve hayvanların mikroskobik anatomisinin gelişmesine de önemli katkılar sağladı.
Malpighi'nin araştırmalarının ortak bir noktası vardı:
Doğada görünen yapının altında başka bir yapı daha bulunuyordu.
Bir yaprağın içinde damarlar vardı.
Bir böceğin içinde karmaşık organ sistemleri bulunuyordu.
Bir böbreğin içinde çıplak gözle seçilemeyen damar yapıları yer alıyordu.
Bir akciğerin içinde ise kan ile havayı birbirine olağanüstü derecede yaklaştıran mikroskobik bir mimari vardı.
Malpighi, yaşamın büyük yapılarının daha küçük yapılardan oluştuğunu gösteriyordu.
Yeni bir araç, eski düşüncelere meydan okuyordu
Mikroskobun bilimsel araştırmalarda kullanılmaya başlanması herkes tarafından kolaylıkla kabul edilmedi.
Bazı geleneksel anatomistler, mikroskopla görülen yapıların tıp açısından ne kadar anlamlı olduğunu sorguluyordu.
Yeni bir araçla ortaya çıkarılan yeni bir dünyanın güvenilirliği de tartışılıyordu.
Malpighi'nin çalışmaları da eleştirilerle karşılaştı.
Fakat o gözlem yapmaya devam etti.
Çünkü bilim tarihinde yeni araçlar yalnızca daha önce bilinmeyen şeyleri göstermez.
Aynı zamanda neyin görülebilir ve neyin araştırılabilir olduğunu da değiştirir.
Teleskop gökyüzüne bakışı değiştirmişti.
Mikroskop ise yaşamın içine bakışı değiştirecekti.
Malpighi bu bilimsel dönüşümün merkezindeki isimlerden biri oldu.
Çalışmaları Avrupa'da geniş yankı buldu ve 1669 yılında Royal Society üyeliğine seçildi.
Bir keşiften daha fazlası
Malpighi'nin kılcal damarları göstermesi, bilim tarihindeki önemini tek başına açıklamaya yeterdi.
Ancak onun yaptığı bundan daha büyüktü.
İnsan bedenini anlamak için yalnızca organlara bakmanın yeterli olmadığını gösterdi.
Organların içinde de keşfedilmeyi bekleyen başka bir dünya vardı.
Bu düşünce, daha sonraki yüzyıllarda histolojinin gelişmesine zemin hazırladı.
Bu yaklaşım, sonraki yüzyıllarda histolojinin ve mikroskobik patolojinin gelişeceği bilimsel zeminin oluşmasına önemli katkı sağlayacaktı.
Hücresel patoloji ise çok daha sonra, hastalığın yalnızca organlarda değil, hücrelerde meydana gelen değişikliklerle de anlaşılabileceğini gösterecekti.
Malpighi bütün bunları bilmiyordu.
Fakat mikroskobunu bir dokunun üzerine çevirdiğinde tıbbın izleyeceği yönlerden birini göstermişti.
Daha yakından bakmak.
Malpighi'nin bıraktığı miras
Marcello Malpighi 1694 yılında hayatını kaybetti.
Ancak adı bugün hâlâ anatominin ve biyolojinin farklı alanlarında yaşamaya devam ediyor.
Malpighi tabakası.
Dalaktaki Malpighi cisimcikleri.
Böceklerde Malpighi tüpleri.
Terminoloji zaman içinde değişse de onun bilim tarihindeki yeri değişmedi.
Malpighi'nin asıl mirası ise hiçbir anatomik yapının adından daha büyüktür.
O, insan bedeninin iki ayrı dünyası olduğunu gösterdi.
Gözle görülen dünya.
Ve ancak bir merceğin arkasından bakıldığında ortaya çıkan dünya.
Kendisinden önce anatomistler bedenin haritasını büyük ölçüde çıplak gözle çizmişti.
Malpighi bu haritanın içine yeni yollar, yeni ağlar ve yeni yapılar ekledi.
1661 yılında bir kurbağanın akciğerinde gördüğü ince damar ağı yalnızca atardamarlarla toplardamarları birbirine bağlamadı.
İki bilim çağını da birbirine bağladı.
Çıplak gözün anatomisinden mikroskobik anatomiye geçişi.
Ve tıp, o günden sonra insan bedenine bir daha hiçbir zaman yalnızca çıplak gözle bakmadı.