Parkinson hastalığı, beyinde dopamin üreten nöronların progresif kaybı ile ortaya çıkan kronik ve ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır. Klinik olarak bradikinezi (hareketlerde yavaşlama), istirahat tremoru, kas rijiditesi ve postüral instabilite ile karakterizedir. Hastalığın temel patolojisi, mezensefalonda yer alan substantia nigra pars compacta bölgesindeki dopaminerjik nöronların dejenerasyonudur. Dopamin, bazal gangliyon devrelerinde motor kontrolün düzenlenmesinde kritik rol oynar. Bu nörotransmitterin azalması, hareketlerin başlatılması ve koordinasyonunda bozulmaya yol açar.
Literatürde Parkinson hastalığının etiyolojisinin multifaktöriyel olduğu bildirilmektedir. Genetik yatkınlık, oksidatif stres, mitokondriyal disfonksiyon, nöroinflamasyon ve çevresel toksinlere maruziyet hastalığın gelişiminde rol oynayan başlıca mekanizmalar arasında sayılmaktadır (Poewe ve ark., 2017). Patolojik olarak alfa-sinüklein birikimi ve Lewy cisimciklerinin varlığı hastalığın ayırt edici bulgularındandır. Klinik tablo genellikle 60 yaş sonrası ortaya çıksa da erken başlangıçlı formlar da tanımlanmıştır.
Parkinson hastalığının farmakolojik tedavisinde temel yaklaşım, azalmış dopaminerjik aktivitenin yerine konması veya artırılmasıdır. Bu bağlamda levodopa (L-DOPA), günümüzde en etkili semptomatik tedavi seçeneği olarak kabul edilmektedir. Levodopa, dopaminin öncül molekülüdür ve kan-beyin bariyerini geçebilme özelliğine sahiptir. Santral sinir sisteminde dopamin dekarboksilaz enzimi aracılığıyla dopamine dönüşerek motor semptomların azalmasına katkı sağlar (Katzung, 2021). Klinik uygulamada levodopa genellikle karbidopa veya benserazid ile kombine edilmektedir. Bu kombinasyon, periferik dopamin dönüşümünü azaltarak hem biyoyararlanımı artırmakta hem de bulantı, kusma ve kardiyovasküler yan etkileri azaltmaktadır.
Uzun süreli levodopa tedavisinde motor dalgalanmalar ve diskineziler gelişebileceği bilinmektedir. Bu nedenle tedavi planlaması hastalığın evresi, hastanın yaşı ve klinik özellikleri dikkate alınarak bireyselleştirilir. Bunun yanında dopamin agonistleri, MAO-B inhibitörleri ve COMT inhibitörleri gibi diğer farmakolojik ajanlar da tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır (Armstrong & Okun, 2020).
Günümüzde Parkinson hastalığını tamamen ortadan kaldıran küratif bir tedavi bulunmamaktadır. Ancak hastalığın erken tanısı, uygun farmakolojik tedavi ve multidisipliner yaklaşım ile hastaların yaşam kalitesi önemli ölçüde artırılabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, nörodejeneratif hastalıkların artan prevalansına dikkat çekmekte ve erken tanı ile toplum temelli destek programlarının önemini vurgulamaktadır (WHO, 2022). Ayrıca güncel araştırmalar gen terapisi, kök hücre uygulamaları ve nöroprotektif ajanlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. İleri evre ve medikal tedaviye dirençli olgularda derin beyin stimülasyonu (DBS) etkili bir cerrahi seçenek olarak uygulanabilmektedir (Lancet Neurology, 2018).
Sonuç olarak Parkinson hastalığı, dopaminerjik nöron kaybına bağlı gelişen kompleks bir nörodejeneratif süreçtir. Levodopa tedavisi motor semptomların kontrolünde temel rol oynamakta olup, güncel bilimsel çalışmalar hastalığın patogenezini daha iyi anlamaya ve daha etkili tedavi stratejileri geliştirmeye yönelik olarak devam etmektedir.
Dopamin Nöronlarının Yok Olması: Parkinson Hastalığının Başlangıcı
Mehrane ESEDOVA
Yorumlar