Son günlerde Amerikan Kardiyoloji Derneği'nin (AHA) günde yaklaşık 4 fincan kahve tüketiminin kalp sağlığı açısından yararlı olabileceğine ilişkin değerlendirmesi medyada geniş yer buldu. Bu vesileyle sıklıkla sorulan çay ve kahve konusuna değinmek faydalı olabilir.
Elbette bu çalışmalar önemlidir. Ancak bu sonuçları değerlendirirken bir noktayı da gözden kaçırmamak gerekir. Bilimsel araştırmalar çoğu zaman toplumların beslenme alışkanlıklarından da etkilenir. Amerika ve Avrupa'da kahve günlük yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır; bu nedenle kahve üzerine çok sayıda araştırma yapılması son derece doğaldır.
Buna karşılık Çin, Japonya, Güney Kore ve diğer Uzak Doğu ülkelerinde ise çay kültürü çok daha yaygındır. Nitekim bu ülkelerde yapılan çok sayıda epidemiyolojik çalışma, hem yeşil çayın hem de siyah çayın başta kalp-damar sağlığı olmak üzere metabolik hastalıklar, inme ve genel sağlık üzerinde önemli yararlar sağlayabileceğini göstermektedir.
Dolayısıyla kahveyi destekleyen çalışmaları da, çayı destekleyen çalışmaları da kendi bilimsel bağlamı içinde değerlendirmek gerekir.
Bana göre bugün elimizdeki bilimsel veriler, çayın sağlık açısından en az kahve kadar, hatta birçok konuda daha da avantajlı bir içecek olduğunu düşündürmektedir.
Yani bir Rize'li olarak benim tercihim tabii ki çaydır. Peki bir hekim olarak önerim ne olur? Tabii ki yine çay. Peki bir ürolog olarak önerim ne olur? Yine çay.
Her gün birkaç bardak çayla günlük sıvı ihtiyacınızın önemli bir bölümünü karşılamış, aynı zamanda böbreklerinizi ve idrar yollarınızı da desteklemiş olursunuz.
Çayın sağlığa faydaları çoktur. İçeriğinde L-theanine (L-teanin), kafein (eski adıyla tein), teofilin, kateşinler (özellikle EGCG), polifenoller ve flavonoidler bulunur.
Polifenoller ve kateşinler güçlü antioksidan özellikleri sayesinde hücreleri oksidatif stresten korur ve bazı kanser türlerinin gelişme riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Flavonoidler ise damar fonksiyonlarını destekler; kalp-damar hastalıkları ve inme riskinin azalmasıyla ilişkilendirilmektedir. Çayın kan şekeri, kolesterol, HDL/LDL dengesi ve tansiyon üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda çalışma vardır. Ayrıca mide-bağırsak sisteminde yararlı bakterilerin çoğalmasını desteklerken zararlı bakterilerin üremesini baskılayabilir ve sindirime katkı sağlayabilir. Teofilin bronşların gevşemesine yardımcı olarak solunumu rahatlatabilir. Günlük sıvı alımına katkı sağlaması sayesinde böbreklerin ve idrar yollarının sağlığını destekler; yeterli sıvı alımı böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonlarının önlenmesinde de önemli bir faktördür.
Çayın en önemli özelliklerinden biri ise içerdiği L-theanine'dir. Bu çayın kahveye karşı üstünlüğüdür. Şöyle ki;
L-theanine doğal olarak rahatlatıcı etkiye sahip bir aminoasittir. Çayda bulunan kafein ile birlikte çalışarak daha dengeli bir uyarıcı etki oluşturur. Bu nedenle çay, zihinsel odaklanmayı artırırken aynı zamanda daha sakin ve dengeli bir zihin hali sağlar. Kahvede ise kafein tek başına daha baskın olduğundan, özellikle hassas kişilerde çarpıntı, huzursuzluk, kaygı ve uykusuzluk daha sık görülebilir. Birçok kişinin "kahve bana dokunuyor ama çay dokunmuyor" demesinin nedenlerinden biri de budur.
Elbette kahvenin de önemli sağlık yararları vardır. Son yıllarda yayımlanan çok sayıda çalışma, ölçülü kahve tüketiminin kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet ve bazı nörodejeneratif hastalıklar açısından olumlu etkileri olabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla amaç kahveyi kötülemek değil; çayın da en az onun kadar güçlü bilimsel verilere sahip olduğunu hatırlatmaktır.
Ancak çayı da doğru tüketmek gerekir. Çok koyu bir bardak çay yerine daha açık demlenmiş birkaç bardak çay tercih edilmelidir. Ayrıca çay — aslında hiçbir içecek — ağız ve yemek borusunu yakacak kadar sıcak tüketilmemelidir. Çay demir emilimini azaltabileceğinden, demir eksikliği anemisi olan kişiler demirden zengin bir öğün tükettikten sonra çayı hemen değil, yaklaşık iki saat sonra içmelidirler.
Günümüzde gençler çaydan ziyade kahveye daha çok rağbet ediyor. Hatta bu eğilim, bazı uluslararası kahve markalarının etkisiyle adeta bir yaşam tarzına ve moda akımına dönüşmüş durumda.
Açıkçası bu durum beni kaygılandırıyor. Çünkü birincisi gençler çay gibi çok değerli bir içeceğin sağlık açısından sunduğu avantajlardan uzaklaşıyor. İkincisi ise çay, başta Rize olmak üzere Doğu Karadeniz için çok önemli bir ekonomik değer. Bu eğilim uzun vadede bölge ekonomisini de olumsuz etkileyebilir. Çayın yerli, kahvenin ise ithal bir ürün olduğunu unutmayalım.
ÇAYKUR'un bu konuda daha aktif olması gerektiğini düşünüyorum. Gençleri çaya alıştıracak, hatta çayı yeniden cazip hale getirecek projeler geliştirilmeli. Tıpkı kahve markalarının yaptığı gibi güçlü iletişim stratejileri, etkili reklamlar, sosyal medya kampanyaları ve yeni nesle hitap eden konseptler oluşturulmalı.
Artık ne kahve sadece kahve ne de çay sadece çay… İnsanlar yalnızca bir içecek satın almıyor; bir yaşam tarzı, bir sosyal ortam ve bir kimlik satın alıyorlar. Gençler o meşhur kahve zincirlerini çoğu zaman sadece kahve içmek için değil, oluşturduğu sosyal atmosfer nedeniyle tercih ediyorlar. Kısacası onlar kahve değil, bir yaşam tarzı satıyorlar.
Üstelik bu durum ülke ekonomisi açısından da önemli. Kahve büyük ölçüde ithal edilirken, çay bizim kendi üretimimizdir. Yerli üretimi desteklemek hem sağlık hem ekonomi hem de tarım politikaları açısından stratejik bir tercih olacaktır.
Son olarak şunu da vurgulamak isterim: Sağlığa faydalı olduğu gösterilen hiçbir besin veya içecek sınırsız tüketilemez. "Fazlası zarar" ilkesi çay için de kahve için de geçerlidir. Aşırı kahve tüketimi çarpıntı, uykusuzluk ve kaygıya yol açabilirken; aşırı çay tüketimi de gereğinden fazla kafein alımına ve özellikle demir emiliminin azalmasına neden olabilir. Sağlıklı beslenmenin temel prensibi tek bir besine yüklenmek değil; çeşitlilik, denge ve ölçülü tüketimdir.
Ama bana sorarsanız; hem bir Rizeli, hem bir hekim, hem de bir ürolog olarak cevabım değişmiyor:
Çay.
Bol çaylı muhabbetler…