Tıp eğitimi, insana çok şey öğretir. Tanılar, tedaviler, algoritmalar, protokoller… Ama hekimlik yalnızca öğrenilen bilgilerden ibaret değildir. Asıl soru şudur: Bir gün beyaz önlüğü giydiğinizde, bugünkü sizden geriye ne kalacak? Bilgiler zamanla güncellenir, kılavuzlar değişir, ezberler unutulur. Peki ya değerler?

Bugün bir tıp öğrencisi ya da genç bir hekimseniz, muhtemelen sürekli bir “yetişme” hâli içindesiniz. Sınavlara, vizitlere, nöbetlere, performans ölçütlerine… Bu koşuşturma içinde kendinize nadiren şu soruyu sorduğunuzu fark edebilirsiniz: Ben nasıl bir hekim olmak istiyorum? Daha da önemlisi: O hekim olurken bugünkü benliğimden neyi koruyabileceğim?

Hekimlik bir meslek olarak öğrenilir; ama bir duruş olarak taşınır. Bu duruş, yalnızca bilgiyle değil, vicdanla, sorumlulukla ve zamanla şekillenir. Bugün öğrendiğiniz her bilgi, yarın eskimeye adaydır. Ancak bugün geliştirdiğiniz yaklaşım, yarın vereceğiniz kararların zeminini oluşturur.

Genç hekimler ve hekim adayları çoğu zaman etik tartışmaları teorik bulur. Oysa etik, kitaplarda değil, poliklinikte, serviste, yoğun bakımda, bazen de yalnız kaldığınız anlarda karşınıza çıkar. Kimsenin görmediği bir anda verdiğiniz küçük bir karar, sizi nasıl bir hekim olacağınız konusunda ele verir.

Hiç kimse mesleğe “etik dışı davranacağım” niyetiyle başlamaz. Etik erozyon, çoğu zaman kötü niyetten değil, yorgunluktan, aceleden ve yalnızlıktan doğar. Bir hastaya yeterince zaman ayıramamak, bilgilendirmeyi kısaltmak, “sonra bakarım” diyerek ertelemek… Bunların her biri, ilk bakışta masum görünür.

Ama hekimlik, küçük alışkanlıkların toplamıdır. Bugün kendinize tanıdığınız küçük kolaylıklar, yarın karakterinizin bir parçası hâline gelebilir. Bu nedenle mesele kusursuz olmak değil; farkında kalabilmektir.

Geleceğin hekimlerinden beklenti, yalnızca daha fazla bilgiye sahip olmaları değildir. Zaten bilgiye erişim günümüzde her zamankinden daha kolay. Asıl beklenti, bilgiyi insanla, teknolojiyi vicdanla, hızı sorumlulukla dengeleyebilmektir.

Gelecek, hekimlerden şunları bekliyor: Karar verirken sadece protokole değil, hastaya da bakabilmelerini. Çünkü her hasta, kılavuzlarda anlatılandan biraz daha fazlasıdır; yaşı, korkusu, beklentisi ve yaşam koşullarıyla birlikte bir bütündür. İyi hekimlik, doğru bilgiyi doğru insana, doğru zamanda uyarlayabilme becerisidir.

Hızlı olmaları kadar durabilmelerini de bekliyor. Modern tıbbın temposu, hekimi sürekli hareket etmeye zorlar. Ancak nitelikli kararlar çoğu zaman kısa bir duraklamada olgunlaşır. Gerektiğinde durabilmek, veriyi yeniden tartmak, hastayı gerçekten dinlemek ve aceleyle değil bilinçle ilerlemek, hız kadar değerli bir hekimlik yetkinliğidir.

Bilgili olmaları kadar şüphe edebilmelerini ister. Çünkü tıpta bilgi, mutlak doğrular bütünü değil, sürekli sınanan, güncellenen ve sonuca göre yeniden değerlendirilen bir alandır. Şüphe edebilmek, cehaletin değil, eleştirel düşünmenin ve bilimsel dürüstlüğün göstergesidir. Hekimi hatadan koruyan en önemli reflekslerden biridir.

Güçlü görünmeleri kadar kırılganlıklarını fark edebilmelerini bekler. Çünkü hekimlikte gerçek güç, duygusal etkilenmeyi inkâr etmekte değil, onu tanıyıp yönetebilmekte yatar. Kırılganlığının farkında olan hekim, hem kendi sınırlarını daha sağlıklı çizer hem de hastasına karşı daha insani, daha güvenli ve daha etik bir ilişki kurabilir.

Bu beklentiler, bireysel bir kahramanlık çağrısı değil, kolektif bir bilinç davetidir.

Genç hekimler ve hekim adayları olarak sizden beklenen, kusursuz olmanız değil. Sizden beklenen: Kendinize düzenli olarak şu soruyu sormanız: “Bu karar beni nasıl bir hekim yapıyor?” Yorulduğunuzu kabul etmeniz ve bunu bir zayıflık değil, bir sinyal olarak görmeniz. Yanlış gördüğünüzde susmanın da bir karar olduğunu fark etmeniz. Rol modellerinizi bilinçli seçmeniz ve gerekirse sorgulamanız.

Vicdan, sabit bir pusula değildir. Özen ve bakım ister. Onu diri tutmak, aktif bir çaba gerektirir.

Bu noktada sorumluluk yalnızca gençlerde değildir. Kıdemli hekimler, eğiticiler ve kurumlar olarak bizim de yapmamız gerekenler vardır. Genç hekimlerden etik duruş beklerken, onlara bu duruşu sergileyebilecekleri alanlar açmak zorundayız. Hataların konuşulabildiği, cezalandırılmadan öğrenilebildiği ortamlar yaratmak, “Böyle gelmiş böyle gider” anlayışını yeniden düşünmek, rol model olmanın yalnızca klinik başarıyla değil, insani tutumla da ilgili olduğunu hatırlamak gibi. Genç hekimlerin vicdanı, ancak yalnız bırakılmadığında güçlenir.

Yıllar sonra bugünleri hatırladığınızda, belki hangi sınavdan kaç aldığınızı hatırlamayacaksınız. Ama ilk defa bir hastaya kötü bir haberi nasıl verdiğinizi, ilk defa “bu doğru mu?” diye düşündüğünüz anı hatırlayacaksınız. Hekimlik, yalnızca yapılan işlerle değil, taşınan hafızayla kurulur. O hafıza, bugünden başlar.

Bir gün hekim olduğunuzda, bugünkü sizden geriye kalacak olan şey, ne kadar bildiğiniz değil, neyi önemseyerek bildiğiniz olacaktır. Beyaz önlük, zamanla eskir. Ama onun altına taşıdıklarınız, sizi hekim yapar.

Belki de en önemli soru hâlâ aynı yerde duruyor:
Bugünkü siz, yarının hekimine ne bırakacak?