Bazen hayatın bizi geçmişe götürmesi için zamana ihtiyacı olmaz. Bir şarkı, bir koku, yol kenarındaki yaşlı bir ağaç ya da telefonunuzun galerisinde tesadüfen açılan bir fotoğraf... Bir anda yıllar önce yaşadığınız bir gün yeniden canlanır. Sanki zaman durur.

Bir zamanlar sizi mutlu eden biri gözünüzün önüne gelir. Belki artık hayatta olmayan bir yakınınız, belki hiç söyleyemediğiniz bir cümle, belki de yıllardır yüreğinizde taşıdığınız, "Keşke..." diye başlayan bir pişmanlık.

İnsan gerçekten de ilginç bir varlıktır. Bazen on yıl önce yaşadığı bir olay yüzünden bugün bile gözleri dolar, bazen ise dün tanıştığı bir insanın adını bile hatırlamaz.

İşte bu yüzden çoğumuz kendimize aynı soruyu sorarız:

"Neden bazı anılar bizi hiç terk etmiyor?"

Aslında bunun cevabı sadece kalbimizde değildir. Cevap, beynimizin çalışma biçiminde saklıdır.

Beynimiz her şeyi hatırlamaz. İnsan beyni her gün binlerce bilgiyle karşılaşır. Konuştuğumuz kelimeler, gördüğümüz insanlar, geçtiğimiz sokaklar, duyduğumuz sesler... Eğer beynimiz bunların hepsini aynı şekilde hafızasında tutsaydı, hayatımız sayısız bilginin içinde kaybolurdu.

Bu yüzden beyin seçim yapar. Onun için en önemli bilgiler ise çoğu zaman duygularla birlikte yaşanan anlardır.

Büyük bir sevinç, derin bir hüzün, korku, sevgi ya da kayıp... Bu gibi anlarda duyguların işlenmesinde önemli rol oynayan amigdala ile yeni anıların oluşmasından sorumlu olan hipokampus birlikte çalışır. Bu sayede yaşanan olay beynimizde daha güçlü bir iz bırakır.

Sanki beynimiz o anı işaretleyerek bize şöyle der:

"Bunu unutma. Bu, senin hayatın için önemli olabilir."

Peki Neden Aynı Olayı Defalarca Hatırlıyoruz?

Çünkü bazen bizi bırakmayan şey anılar değildir.

Onlara yüklediğimiz anlamlardır.

Psikolojide buna ruminasyon denir. İnsan aynı olayı tekrar tekrar düşünür.

"Keşke o sözü söylemeseydim..."

"Keşke o gün farklı bir karar verseydim..."

"Keşke onu bir kez daha görebilseydim..."

"Keşke onu hiç görmeseydim..."

Beyin ise her hatırlayışta o olaya ilişkin benzer sinir ağlarını yeniden etkinleştirir ve sanki yeniden yaşıyormuş gibi tepki verebilir.

Araştırmalar, uzun süre devam eden ruminasyonun stresi artırabileceğini, uyku düzenini bozabileceğini ve anksiyete ile depresyonun sürmesinde önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.

Ama burada çok önemli bir gerçek var.

Beyin bunu size acı çektirmek için yapmaz.

Tam tersine sizi korumaya çalışır.

Beyin, yaşanan olayı yeterince analiz ederse sizi aynı acıyı tekrar yaşamaktan koruyacağını düşünür.

Ancak hayatın bütün yaraları düşünerek iyileşmez.

Bazen insanı yoran şey yaşadığı olay değildir.

Değiştiremeyeceği bir günü zihninde yüzlerce kez yeniden yaşamasıdır.

Geçmişi Unutmak Gerekir mi?

Çoğumuz iyileşebilmek için unutmamız gerektiğini düşünürüz.

Oysa bilim bunun tam tersini söylüyor.

Hafıza silinebilen bir dosya değildir.

Bir anıyı her hatırladığımızda beynimiz onu yeniden işler. Olay değişmez; ancak zaman geçtikçe olaya bakış açımız değişebilir.

Bu nedenle amacımız geçmişimizi silmek değildir.

Amaç, geçmişin bugünü yönetmesine engel olmaktır.

İyileşmek unutmak değildir.

İyileşmek, hatırladığınızda artık eskisi kadar incinmemektir.

Belki de hayatın en güzel tarafı, bir zamanlar sizi ağlatan bir şarkıyı yıllar sonra gülümseyerek dinleyebilmektir.

Bir zamanlar geçmek istemediğiniz sokaktan huzur içinde yürüyebilmektir.

Bir zamanlar adını duyduğunuzda içinizi acıtan bir insanı hatırladığınızda artık kalbinizde sadece sessizlik hissedebilmektir.

Çünkü zaman her şeyi unutturmaz.

Ama insana taşımayı öğretir.

Bazen "Geçmişi unuttum." dediğimizde aslında unutmamış oluruz.

Sadece artık o anılar hayatımızı yönetmez.

Ve belki de mutluluk hiç ağlamamak değildir.

Bir zamanlar sizi ağlatan bir anıya dönüp:

"Evet, bu benim hayatımın bir parçasıydı. Ama hayatım sadece bundan ibaret değil."

diyebilmektir.

Çünkü geçmiş, hayat kitabımızın yazılmış sayfalarıdır. O sayfaları ne silebiliriz ne de yırtabiliriz.

Ama bu kitabın en güzel kısmı hiçbir zaman yazılmış sayfaları değildir.

Henüz yazılmamış sayfalarıdır.

Ve o sayfaları yazacak kalem hâlâ sizin elinizdedir.