Burada yazılan düşünceler, iyileştirmenin gücü ya da tıbbi imkanların sınırları hakkında değildir. Bu metin, tıbbın cevapsız kaldığı anlarda bile hekimin insan kalma sorumluluğunu hatırlatmak için yazılmıştır.
Ağır bir hastalığı olan bir anne, tek umut kaynağı olan dört yaşındaki oğlunun elinden tutup hekimin kapısını çalar.
O çocuk henüz hastalığın adını bilmiyor, ama yaşam sevinci var ve bunu annesinin gözlerinde görüyor. Anne ise kendi acısından çok, evladının kaderinden korkuyor.
Hekim muayene eder. Sakin, dikkatli, temkinli. Kâğıtlar konuşur, tahliller konuşur, ama odanın içinde bir sessizlik vardır - kelimelerin henüz doğmadığı bir sessizlik. Tanı kesindir. Tedavi yoktur. Bilimin yolu buraya kadardır.
Kapının öte yanında anne bekler. Sağa sola durmadan adımlar. Bu, sadece beklemek değildir - bu, umudun ayakta kalmasıdır.
Hekim gençtir. Kitaplarda okuduğu cümleler bu an için yazılmamıştır. O sayfalarda hastalıklar vardı, tanılar vardı, olasılıklar vardı. Ama hiçbir yerde bir annenin karşısında durup, bir cümleyi dile getirmeden önce nefesini ölçmekten bahsedilmiyordu.
Şimdi onun karşısında bir tanı değil; ağır bir hastalıkla mücadele eden, tek umut kaynağı iyileşmez bir hastalığa yakalanmış oğlu olan bir anne duracaktır.
Gözlerinde soru vardır, sesinde sessiz bir umut. Hekim anlar ki, şimdi söylenecek her söz bıçak gibi kesebilir de, bir el gibi tutup ayakta da tutabilir.
Anne içeri girdiğinde soru sormaz. Hekimin gözlerine bakar. O bakışta bir yalvarış vardır:
“Gerçeği söyle, ama beni sarsma.”
Burada protokol susmaz - der ki, gerçek gizlenmemelidir. Ama insanlık da susmaz - der ki, gerçek merhametle taşınmalıdır. Genç hekim bu iki ses arasında kalır. Hangi tarafı seçeceğini bilmez, çünkü ikisi de haklıdır.
Hekim anlar ki, bazı gerçekler yüksek sesle değil, yavaş yavaş söylenir.
O an anlar ki, hekimlik sadece bilmek değildir. Bazen hekimlik, konuşmadan önce susmayı başarabilmektir. Bazen cümleyi değil, sessizliği seçmektir. Ve o sessizliğin içinde bir anneye yalnız olmadığını hissettirmektir.
Böyle anlarda hekimin görevi tedavi etmek olmayabilir.
Ancak onun işi - bir annenin dünyası yıkılırken, tam da yanında durmaktır.
Tek bir sözle değil, tek bir cümleyle değil - sadece varlığıyla.
Genç hekimlere bunu söylemek gerekir:
Bazı hastalıkların ilacı yoktur, ama söylenme biçimi vardır.
Ve hekimliği en çok öğreten de işte bu çıkılmaz anlardır.
“Bazen cümleler kesici olur, ama hekim yanında olduğunda, bakışı ve varlığıyla hastanın dünyasını taşır.”