Araştırmalara göre stresli gebeliklerde erkek fetüsler biyolojik olarak daha kırılgan bir yapı sergiliyor. Bu kırılganlık, erkek fetüslerin gebelik sürecinde kaybedilme olasılığını artırırken, kız fetüslerin stresli koşullara karşı daha dirençli olduğu görülüyor. Sonuç olarak, stresin yüksek olduğu gebeliklerde kız bebek doğum oranı belirgin şekilde artıyor.
Çalışmalardan birinde, fiziksel ve psikolojik olarak yoğun stres yaşayan annelerin doğumlarında erkek bebek oranının yalnızca yüzde 31 olduğu belirlendi. Buna karşılık, daha sağlıklı ve düşük stres düzeyine sahip annelerde erkek bebek oranı yüzde 56’ya kadar çıkıyor. Bu fark, stresin doğum öncesi biyolojik süreçler üzerindeki etkisini çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.
Bilim insanları bu durumu evrimsel bir uyum mekanizmasıyla açıklıyor. Zorlu prenatal koşullarda, hayatta kalma ihtimali daha yüksek olan kız fetüslerin biyolojik olarak avantajlı hale gelmesi, türün devamı açısından doğal bir seçilim sonucu olabilir. Araştırmacılar, bu bulguların anne sağlığının yalnızca doğum sonuçlarını değil, nüfusun demografik yapısını da dolaylı olarak etkileyebileceğine işaret ettiğini vurguluyor.
Uzmanlar, gebelikte stresin azaltılmasına yönelik psikososyal desteklerin ve sağlık politikalarının önemine dikkat çekerek, anne ruh sağlığının hem bebek sağlığı hem de toplum sağlığı açısından kritik bir rol oynadığını belirtiyor.




