Kıymetli okuyucular, bu yazıda Tıpta uzmanlık eğitiminde akreditasyon özelinde akreditasyon konusunda bazı değerlendirmeleri bulacaksınız.

Akreditasyon, bir standardizasyon, uygunluk süreci olarak tanımlanır. Belirli bir alanda oluşturulan temel standartlara ulaşma, sürdürülebilir bir kaliteyi yakalama ve devamlılığını sağlama olarak tanımı biraz daha genişletebiliriz. Uzmanlık eğitimine uyarladığımızda da; “ilgili uzmanlık dalında verilen eğitimlerin daha önceden belirlenen ve kabul edilen standartlara ulaştırılması” olarak açıklanabilir.

Akreditasyonun Tarihçesi.

Uluslararası alanda Tıp eğitiminde ilk akreditasyon fikrine ulaştıracak ve bir tıp eğitiminde dönüşüm ve bazı olmazsa olmazlara işaret eden kaynak 1910 yılında Abraham Flexner’ in yazısında (Duffy TP. The Flexner report-100 years later. Yale J Biol Med. 2011: 84 (3): 269-276.) görmek mümkündür. Tıp okullarının kalitesini arttırmak için ilk ciddi akreditasyon çabasıdır.

Bizde tarihçe nispeten yakın zamanlı olmakla birlikte; Mezuniyet Öncesi Tıp Eğitiminin (MÖTE) akreditasyon süreçleri 2010 yılında kurulan TEPDAD sonrasında kurumsal bir yapıya ulaşmıştır. Sağlık bilimleri alanında 2017 yılında kurulan Sağlık Bilimleri Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (SABAK) ve bünyesindeki akreditasyon kurulu (SAK) Tıp eğitimi dışında sağlık bilimleri alanının akreditasyon süreçlerini yürütmektedir.

YÖKAK (Yükseköğretim Kalite Kurulu) 2015 yılında YÖK bünyesinde bir komisyon olarak başlamış, 2017 yılında kurum dışına çıkarılarak bağımsız bir yapıya kavuşturulmuştur. Yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetleri ile idari hizmetlerinin kalite düzeylerine ilişkin ulusal ve uluslararası kalite standartlarına göre değerlendirmeler yapan, kurumsal işleyişin ve genel olarak üniversite eğitiminin akreditasyonu konusuna ağırlık veren bir kurul olarak çalışmaktadır.

Yukarıdaki tarihlerden çok önce, Çocuk Cerrahisi Uzmanlık Akreditasyon Kurulu bu kapsamda ülkemizdeki ilk uzmanlık akreditasyon kurullarından biri olarak 3 Haziran 2000 tarihinde kurulmuş, bu alandaki öncü kurullardan olmuştur. En genç uzmanlık ana dallarından biri olmasına rağmen akreditasyon konusunda MÖTE’ den de önce akrediatsyon çalışmalarına başlaması anlamlıdır.

Akreditasyona niçin ihtiyaç duyulmuştur?

Tıp alanında akreditasyon ihtiyacının ilk ortaya çıkışı, ilgili alanda faaliyet gösteren kurumların yaygınlaşması, çeşitliliği ve eğitimlerinin sorgulanması ile başladığı varsayılır. Eğitim kurumları (üniversiteler ve eşdeğerleri) kendi eğitim süreçlerini belirlerken nispeten bağımsız programlara ve uygulamalara sahiptirler. Ancak, benzer çıktıları amaçlayan, bununla beraber birbirlerinden farklı uygulamalar-programlar ile farklı görünümlerden, daha da ileri yapılandırılmış programlarla mezunlarına standart kazanımlar sunan bir eğitime geçişi sağlanmasına ihtiyaç duyulmuştur.

En azından, iyileştirme amacıyla bazı standartları geliştirme kaygısı, her alanda ortaya çıkmıştır. Ülkemizde mevcut mevzuatta düzenlemeler yapılmış olmakla birlikte halen, uzmanlık eğitimi verilebilmesi için TUK (Tıpta Uzmanlık Kurulu)’a göre, ana dallardan biri olan Çocuk Cerrahisi örneğine bakacak olursak; biri en azından doçent olmak üzere minimum iki öğretim üyesi/eğitim görevlisi olmasını bir eğitim kurumu için asgari yeterlik olarak görülmektedir. Buna ek olarak, uzmanlık eğitimi için aynı alanda yılda 500 ameliyat yapılıyor olması ve 1000 poliklinik hasta sayısı gerekli görülmüş olmakla birlikte bu sayıların kaç asistanın eğitimi için yeterli olabileceği belirtilmemiştir. İşte tam da burada uzmanlık dernekleri devreye girerek alana spesifik olması gereken detayları, standartlar oluşturmak suretiyle belirlemek ve alandaki eğitimin standardını yükseltmek konusunda TUK ve Sağlık Bakanlığına destek olmaktadırlar. Kurumlar asgari eğitim şartı ile başladıkları eğitimlerini akreditasyonu elde etmek için geliştirmekte ve asistan eğitimi standartlarını yükseltmektedirler. Örnek olarak 2000 yılında kurulan Çocuk Cerrahisi Uzmanlık Eğitimi Akreditasyon standartlarını vermek mümkündür.

Akreditasyon nasıl bir süreçtir ve nasıl yürütülür?

Akreditasyon süreçlerinin en başında, belirli bir alanda işleyen kurum/kuruluşların birlikte oluşturdukları -uluslararası uygulamaları da göz önünde bulunduran- standartların belirlenmesi en önemli adımdır. Belirlenen standartların yaygın kabul görmesi ve uygulanabilir genel/geçer standartları içermesi önemlidir. Standartlar oluşmadan akreditasyondan söz etmek mümkün değildir. Uzmanlık alanları da Türkiye genelinde kendi alanında ihtiyaç duyulacak yeterlik ve yetkinlikleri belirleyerek bunları duyurmak suretiyle, eğitim kurumlarının belirlenen standartlara uygun hale gelmesini temin etmektedirler. Bu standartların periyotlarla güncellenebilen dinamik süreçler olması tercih edilir. Süreçleri oluşturan ve takip eden akreditasyon kurumları bağımsız, özerk dış paydaşlar olarak kendilerini tanımladılar ve tanındılar. Bilahare Akreditasyon Kurulları, ilgili alandaki kurum/kuruluşların talep etmeleri halinde, süreçleri izleyerek uygunlukları hakkında raporlar oluştururlar ve sonucunda da nihai kararlarını verirler. Raporlar her hâlükârda kurumların iyileştirilmesi ve geliştirilmesini sağlayacak şekilde ayrıntılı tanzim edilirler.

Aslında süreç, yönerge ve uygulama esasları ile neredeyse tereddüte mahal bırakmayacak kadar nettir. Beklenen koşullar, bireysel ve kurumsal gereklilikler yönergelerde açıktır. Talep eden kurum/kuruluşlar önceden belirlenmiş standartlar listesini bir “kontrol listesi” olarak ele alıp kendilerini bir öz değerlendirmeden geçirebilirler. Akreditasyon süreci kurumsal taleple başlayan bir süreç olduğundan bu talepte aslında kurum, özetle; “biz alanımızla ilgili akreditasyona hazır olduğumuzu düşünüyoruz/değerlendiriyoruz, sizlerin de bizimle ilgili yerinde gözlemlerinizle aynı fikirde olup/olmadığınızı merak ediyoruz, sonucu da beyan etmenizi istiyoruz” demektedir.

Kurumlar standartlara uygunluklarını oluşturduklarını, öz değerlendirmeleri ile belirledikten sonra ilgili alandaki Akreditasyon kurulları, dernekler, kuruluşlar yoluyla kendilerini dış değerlendirmeye açarlar. Akreditasyon süreçleri gönüllülük esasları ile yürütülür. Mevcut durumda birinci derecede zorunluluk olmadığından kurumlar akredite olmak için ancak gönüllü başvuru yaparlarsa değerlendirmeye alınırlar. Halen akredite edilmeden eğitimlerine devam eden kurum/birim sayısı akredite olmayanlardan daha fazladır. Yine de giderek artan bir akreditasyon bilinci eğitimimiz açısından umut verici ve sevindiricidir. YÖK’ ün son yıllarda akreditasyona önem vermesi çok kıymetlidir ve ivmelenme sebeplerinin başında gelmektedir.

Yukarıda hem genel tıp eğitimi, hem uzmanlık eğitimi konusunda akreditasyon ile ilgili açıklamaların hepsi aslında, eğitim-öğretim faaliyetlerinin niteliğinin arttırılması ve belirli standartlarla sürdürülmesinin belgelenmesi-güvence altına alınması, re-akreditasyonlarla da eğitimlerin sürekli geliştirilmesi ve güncellenmesini amaçlamaktadır. Tüm bu süreçleri özetleyen de;

Yunus Emre’nin, “ İlim ilim bilmektir,

​​​​ İlim kendin bilmektir,

​​​​ Sen kendin bilmez isen,

​​​​ Ya nice okumaktır.” dizelerinde özetlenmiş gibidir.

Aslında amaç ilgili birimin kendini bilmesi, tanıması, tanımlaması ve farkındalığıdır. Farkında olan, kendini geliştirebilir de, iyileştirebilir de.

Akreditasyon süreçlerini kim yürütür?

Akreditasyon sürecinin başlamasını ve belirli bir aşamaya kadar gelmesini ilgili paydaşlar diyeceğimiz, MÖTE için dekanlıklar, uzmanlık alanları için dernekler bir araya gelmek suretiyle oluşturulan standartlar ve devamında bunları takip ve koordine edecek dernek ve kurullar aracılığıyla yürütülür. Bağımsız değerlendirme kuruluşları olarak tanımlanan bu yapılar genellikle; ilgili alanı bilen, yetkin, değerlendirici eğitimleri ve etik sözleşmelerini kabul eden öğretim üyelerinden oluşmaktadır.

Konuyu toparlayacak olursak; akreditasyon konusunda ilk yıllarda en fazla sorulan soru; - akreditasyon bizim ne işimize yarayacak? olmuştur. Zamanla bu sorunun “nasıl akredite olabiliriz?” e evirilmiş olmasını mutlulukla karşılıyorum. Akreditasyonda amaç eğitim birimleri arasında sınıflama yapmak veya farklar oluşturmak değil tam tersine ilgili birim içinde uyumlu bir çalışma ile elde edilebilecek, yol haritaları belirlenmiş eğitim modelleri ile geleceğin uzmanlarının belirli bir yetkinlik/yeterlikle sisteme dâhil edilmesine vesile olmaktır.

Akreditasyona hazırlık sürecinde her kurumda heyecanlı bir hazırlık dönemi yaşanmaktadır. Faaliyetlerin görülebilir-izlenebilir şekilde ortaya konulması, varsa iyileştirilecek alanlara yoğunlaşmak ve kurumun üst yöneticilerinin de bu heyecana destek verip öncü olmaları, pek çok iyileştirmenin de bu hazırlık döneminde elde edilmesi sağlanmaktadır.

Akredite olun, akredite kalın…

Sevgiyle.

*: Ankara Etlik Şehir Hastanesi

Çocuk Cerrahisi Eğitim Sorumlusu &

Çocuk Cerrahisi Uzmanlık Yeterlik Kurulu Başkanı