Türkiye’deki tabloya bakıldığında özellikle özel ve üniversite hastanelerindeki oranların yüksekliği dikkat çekiyor. 2024 yılı verilerine göre sezaryen oranları:

uzmanlara göre bu tablo, “hastaneler arası uygulama farklarının” belirgin olduğunu gösteriyor.

Sezaryen hayat kurtarır, tartışma oran üzerinedir

Uzmanlar, sezaryen ameliyatının doğru indikasyonla yapıldığında anne ve bebek için hayat kurtarıcı olduğunu vurguluyor. Tartışma, sezaryenin kendisinden çok oranın gereğinden fazla yükselmesi üzerinde yoğunlaşıyor.

Kadın doğum uzmanlarının dikkat çektiği başlıca riskler şöyle özetleniyor:

  • sezaryen ameliyatına bağlı enfeksiyon ve kanama riski

  • rahimde sonraki gebeliklerde yırtılma ve yapışma sorunları

  • bebekte solunum sıkıntısı riskinin artması

  • annenin iyileşme süresinin uzaması

Bu nedenle tıp dünyasında ortak yaklaşım şöyle ifade ediliyor:
“Sezaryen gerektiğinde tartışılmaz, gereksiz olduğunda risklidir.”

Neden bu kadar arttı? Türkiye’de tabloyu etkileyen faktörler

Türkiye’de sezaryen oranlarını artıran çok sayıda etken bulunuyor. Sağlık yöneticileri ve klinisyenler, en belirgin başlıkları şöyle sıralıyor:

  • ilk doğumun sezaryenle yapılması ve sonraki doğumlara yansıması

  • hukuki süreçlere ilişkin endişeler

  • özel hastanelerde planlı doğum talebi

  • doğum ağrısına yönelik yoğun kaygılar

  • sosyal medya ve kulaktan kulağa yanlış bilgi

  • zaman baskısı ve yoğunluk

  • gebelik yaşının giderek yükselmesi

Bu çerçevede özellikle iletişim ve bilgilendirmenin eksikliği, tıbbi gereklilik dışındaki sezaryenleri artıran bir risk faktörü olarak görülüyor.

Devletin normal doğumu teşvik adımları: Neler yapıldı?

Türkiye’de normal doğumu desteklemeye yönelik çeşitli programlar yürürlüğe girdi. Öne çıkan bazı başlıklar şöyle:

  • anne dostu hastane uygulamaları

  • doğum öncesi eğitim ve gebe okulları

  • doğumda ebe ve doula desteği

  • sezaryen oranlarının düzenli izlenmesi

  • gereksiz sezaryenlere yönelik bilgilendirme

  • vajinal doğum sonrası sezaryen (VBAC) desteği

Bütün bu uygulamaların temel amacı, anne ve bebeğin güvenliğini önceleyerek, tıbben gerekli olmayan sezaryenleri azaltmak olarak ifade ediliyor.

Türkiye OECD’de nerede?

OECD ülkeleri arasında sezaryen oranı en yüksek olan ülkelerden bazıları şunlar:

  • Türkiye

  • Meksika

  • Güney Kore

  • Romanya

  • Bulgaristan

Oranın en düşük olduğu ülkeler ise genellikle Kuzey Avrupa ülkeleri. Bu ülkelerde sezaryen oranları yüzde 15 ile 25 arasında değişiyor.

Peki bu ülkeler neyi farklı yapıyor? Dünyadan iyi örnekler

Konu yalnızca tıbbi değil; kültürel ve sistemsel farklılıklarla da yakından ilişkili. İşte dünyadan dikkat çeken iyi uygulamalar:

1) Hollanda: Ebe merkezli doğum modeli

Hollanda’da doğumların önemli bir bölümü ebe liderliğinde yürütülüyor. Doktor ancak tıbbi risk görüldüğünde sürece dahil oluyor. Evde doğum ve doğum evi seçenekleri yaygın. Anne adayları hamilelik boyunca sürekli aynı ebe tarafından takip ediliyor. Bu sistem güveni artırıyor ve gereksiz müdahaleyi azaltıyor.

2) İsveç ve Norveç: Sürekli doğum desteği

İskandinav ülkelerinde doğum sırasında kadına kesintisiz destek sunan eğitimli personel bulunuyor. Kadının yalnız bırakılmaması, doğum korkusunu azaltıyor ve normal doğum oranını artırıyor. Doğum deneyimine saygı gösterilmesi, anne memnuniyetini de yükseltiyor.

3) Birleşik Krallık: Şeffaf veri ve kamu denetimi

İngiltere’de her hastanenin sezaryen oranları kamuoyuna açık. Hastaneler arası farklar yakından izleniyor. Tıbbi gereklilik dışındaki artışlarda merkezler uyarılıyor. Bu sayede hem klinik farkındalık yükseliyor hem de sistem kendi kendini denetleyebiliyor.

4) Avustralya: Anne okulları ve doğum hazırlığı

Avustralya’da doğum öncesi eğitim programları yaygın. Anne ve baba adaylarına doğum süreci ayrıntılı şekilde anlatılıyor. Bilgi arttıkça korku azalıyor; korku azaldıkça gereksiz sezaryen talebi düşüyor.

Özel hastaneler mercek altında

Türkiye’de özellikle özel hastanelerde görülen yüksek sezaryen oranları dikkat çekiyor. Planlı doğum talebi, “konfor algısı”, zaman baskısı ve hukuki kaygılar, oranları yukarı çeken unsurlar arasında gösteriliyor.

Uzmanların önerileri ise şöyle:

  • kurum bazında sezaryen oranlarının şeffaf şekilde paylaşılması

  • normal doğumu destekleyen ödeme ve teşvik modelleri

  • ebe sayısının ve doğum destekçilerinin artırılması

  • anne adaylarının doğru bilgilendirilmesi

  • sezaryeni teşvik eden değil, tıbbi gereklilikle sınırlayan sistemler

Sonuç: Tartışmanın merkezinde oran değil, güven var

Sezaryen ile normal doğum tartışmasının merkezinde aslında tek bir kelime duruyor: güven.

Kadınlar kendilerini güvende hissettikleri, dinlendikleri, yeterli bilgilendirildikleri bir doğum sürecinde normal doğuma daha açık hale geliyor. Sağlık çalışanları da tıbbi ve hukuki açıdan desteklendiklerinde gereksiz sezaryen oranları azalabiliyor.

Kısa bir toparlama cümlesiyle bitirelim:

Sezaryen gerektiğinde hayat kurtarır. Ama amaç, her anne ve her bebek için en doğru ve en güvenli yolu bulmaktır.