Bir ameliyat sırasında hasta çok kan kaybetti.

Bugün böyle bir durumda hastanenin transfüzyon merkezi, kan grubu uygunluğu, laboratuvar testleri, kan bileşenleri ve kanın güvenli biçimde hastaya ulaştırıldığı ayrıntılı bir sistem devreye giriyor.

Peki bundan 80–90 yıl önce aynı durum yaşansaydı?

Türkiye’de ülke çapına yayılan organize kan bağışı ağı henüz yoktu. Kan transfüzyonu sınırlı sayıda merkezde yapılıyor, sonraki yıllarda büyük hastanelerin kendi kan üniteleri ve istasyonları kuruluyordu.

Modern kan bankacılığına geçiş ise bir anda gerçekleşmedi.

Türkiye’deki hikâye 1920’lerde başlayan çalışmalar, 1930’larda farklı hastanelerde kayda geçen transfüzyon uygulamaları, 1940’lardan itibaren oluşturulan küçük kan üniteleri ve nihayet 1957’de Ankara ile İstanbul’da açılan modern Kızılay Kan Merkezleri üzerinden ilerledi.

Kanı hastaya vermek kadar saklayabilmek de sorundu

Kan transfüzyonunun bugünkü biçimine ulaşması yalnız bir insandan kan alıp başka bir insana vermeyi öğrenmekle mümkün olmadı.

Önce kan gruplarının anlaşılması gerekiyordu.

Karl Landsteiner’ın 1901’de ABO kan grubu sistemini ortaya koyması, uyumsuz kan verilmesi sonucunda gelişebilecek tehlikelerin anlaşılmasında büyük dönüm noktalarından biri oldu.

Ardından kanın pıhtılaşmasını önleyen maddelerin geliştirilmesi ve soğukta saklama yöntemlerinin ilerlemesi, bağışlanan kanın hemen kullanılmak zorunda kalmadan belirli koşullarda muhafaza edilebilmesini mümkün hale getirdi.

Böylece “kan veren kişi ile hastayı aynı anda buluşturma” anlayışından, kanın önceden toplanabildiği ve gerektiğinde kullanılabildiği modern kan bankacılığına geçişin bilimsel zemini oluştu.

Türkiye de bu değişimi takip etmeye başladı.

Türkiye’de sistemli çalışmalar 1921’de başladı

Türk Kızılay ve transfüzyon tıbbı kaynaklarına göre Türkiye’de kan transfüzyonuyla ilgili sistemli çalışmalar 1921 yılında Prof. Dr. Burhanettin Toker tarafından başlatıldı.

Ancak bu çalışmaların başlaması, düzenli bir kan bankacılığı sisteminin bulunduğu anlamına gelmiyordu.

Türkiye’deki “ilk transfüzyon” konusunda ise tarihsel kaynaklarda farklı kayıtlar bulunuyor.

Bazı transfüzyon tarihi kaynakları 1932 yılında Haydarpaşa’da kan transfüzyonu yapıldığını bildiriyor. Kızılay ve Türk Hematoloji Derneği kaynaklarında ise 1938 yılında Cerrahpaşa’da Burhanettin Toker tarafından gerçekleştirilen uygulama, Türkiye’deki ilk başarılı kan transfüzyonlarından biri ve bazı kaynaklarda ilk başarılı transfüzyon olarak aktarılıyor.

Bu nedenle tek bir tarihi tartışmasız “Türkiye’de yapılan ilk kan transfüzyonu” olarak kabul etmek yerine, 1930’larda farklı merkezlerde başlayan uygulamaların modern transfüzyon hizmetlerinin gelişiminde önemli basamaklar olduğunu söylemek daha doğru.

Hastanelerin kendi kan üniteleri vardı

1940–1945 arasında üniversitelerde ve bazı büyük hastanelerde küçük kan üniteleri kurulmaya başladı.

Cerrahpaşa, Haydarpaşa Numune ve İstanbul’daki başka büyük hastanelerde sonraki yıllarda hastane kontrollü kan hizmetleri gelişti.

Kan ihtiyacı giderek artıyordu.

Cerrahi ilerliyor, büyük ameliyatlar daha sık yapılabiliyor ve ağır kan kaybında transfüzyonun değeri daha iyi anlaşılıyordu.

Bu tablo önemli bir şeyi gösteriyor:

Türkiye’de 1957’den önce de kan transfüzyonu yapılıyor ve hastanelerde kan üniteleri bulunuyordu.

Dolayısıyla “1957’den önce Türkiye’de kan bankacılığı veya kan hizmeti hiç yoktu” demek tarihsel olarak doğru değil.

Eksik olan, geniş ölçekli ve merkezi biçimde örgütlenmiş gönüllü kan bağışı sistemiydi.

1953’te kritik karar alındı

Kan ihtiyacının yalnız hastanelerin kendi imkânlarıyla karşılanmasının sürdürülebilir olmadığı giderek daha belirgin hale geldi.

1953 yılında Kızılay Kongresi’nde dönemin Genel Başkanı Prof. Dr. Reşat Belger’in önerisiyle Kan Yardım Teşkilatının kurulmasına karar verildi.

Ardından yalnız bina yapmakla yetinilmedi.

1954 yılında Kızılay, kan transfüzyonu ve kan bankacılığı konusunda eğitim almaları amacıyla hekimleri İngiltere ve ABD’ye gönderdi.

Başka bir deyişle amaç yalnız kan toplamak değil; bunun nasıl alınacağı, saklanacağı, test edileceği ve gerektiğinde hastanelere nasıl ulaştırılacağı konusunda modern bir sistem kurmaktı.

Hazırlıkların ardından tarihî dönüm noktası geldi.

1957: Modern Kızılay Kan Merkezleri açıldı

1957 yılında Ankara ve İstanbul’da ilk modern Kızılay Kan Merkezleri faaliyete geçti.

Osmanlı’da Kayda Geçen İlk Adli Otopsi: Başına Sırık Düşen İşçinin Hikâyesi
Osmanlı’da Kayda Geçen İlk Adli Otopsi: Başına Sırık Düşen İşçinin Hikâyesi
İçeriği Görüntüle

Kızılayın tarih kayıtlarında bu iki merkez, Türkiye’de modern ve örgütlü kan bankacılığı hizmetlerinin önemli başlangıç noktalarından biri olarak yer alıyor.

Böylece kan ihtiyacının yalnızca hastanın tedavi gördüğü kurumun çevresinde çözülmesi yerine, bağışçılardan kanın sistemli biçimde toplanması, saklanması ve ihtiyaç bulunan sağlık kuruluşlarına ulaştırılması yönünde yeni bir dönem başladı.

Kızılayın tarih çalışmalarında kanın gerektiğinde kara yolu, demir yolu ve hava yoluyla farklı bölgelere ulaştırılmaya çalışıldığı da aktarılıyor.

Kan artık yalnız bir hastanenin meselesi olmaktan çıkıp ulusal ölçekte planlanması gereken bir sağlık hizmetine dönüşüyordu.

Kan bağışı nasıl toplumsal bir sisteme dönüştü?

Kan merkezlerinin açılması tek başına yeterli değildi.

Çünkü kan üretilebilen sıradan bir ilaç değildi.

Kaynağı insandı.

Bu nedenle sistemin çalışabilmesi için toplumda düzenli kan bağışı kültürünün oluşturulması gerekiyordu.

1974 yılında Kızılay bünyesinde kan bağışı organizasyonunun oluşturulmasıyla bu yöndeki çalışmalar hızlandı. Halkın bilgilendirilmesi ve gezici kan bağışı kampanyaları yaygınlaştırıldı.

1981’de Kızılay Kan Merkezlerinde plastik kan torbalarının kullanımına geçildi.

1983’te Kan Hizmetleri Müdürlüğü kuruldu ve aynı yıl kan ve kan ürünlerini düzenleyen kapsamlı yasal düzenleme yürürlüğe girdi.

Sonraki yıllarda enfeksiyon tarama testleri ve laboratuvar güvenliği de sistemin giderek daha önemli parçaları haline geldi.

Bir torba kan artık neden tek hastaya gitmek zorunda değil?

Modern kan bankacılığının en önemli değişikliklerinden biri de “tam kan” anlayışından kan bileşenlerine geçiş oldu.

Bağışlanan kan gerektiğinde farklı bileşenlere ayrılabiliyor.

Eritrositler, trombositler ve plazma farklı klinik ihtiyaçlarda kullanılabiliyor.

Böylece her hastaya ihtiyacı olmayan bütün kanın verilmesi yerine, gerekli kan bileşeninin kullanılması mümkün hale geliyor.

Bu değişim hem tıbbi kullanımın daha hedefli olmasını hem de bağışlanan kanın daha verimli değerlendirilmesini sağladı.

Modern transfüzyon tıbbı bu nedenle yalnız “kan alma ve verme” işlemi değil; bağışçı seçiminden laboratuvar testlerine, kan bileşenlerinin hazırlanmasından uygun hastaya güvenli biçimde verilmesine kadar uzanan ayrıntılı bir süreç.

Gönüllü kan bağışı neden bu kadar önemli?

Kan bankacılığının yaklaşık bir asırlık tarihinde teknoloji çok değişti.

Torba sistemleri gelişti.

Kan grubu testleri gelişti.

Enfeksiyon taramaları gelişti.

Soğuk zincir ve laboratuvar yöntemleri gelişti.

Fakat sistemin değiştiremediği bir gerçek var:

Kan hâlâ insandan geliyor.

Bu nedenle düzenli, gönüllü ve karşılık beklemeyen bağışçılar güvenli ve sürdürülebilir kan temininin temel unsurlarından biri olmaya devam ediyor.

Bir zamanlar hastanelerin sınırlı kan ünitelerinde çözülmeye çalışılan ihtiyaç, bugün bağışçıdan başlayıp hastanın yatağına kadar uzanan büyük bir organizasyonun parçası.

Türkiye’de bu dönüşümün ilk adımları 1921’de başlayan çalışmalar ve 1930’larda kayda geçen transfüzyon uygulamalarıyla atıldı.

En önemli kurumsal dönüm noktalarından biri ise 1957’de Ankara ve İstanbul’da açılan modern Kızılay Kan Merkezleri oldu.

Bugün acil bir durumda hazır bulunan bir ünite kan, yalnız o gün yapılan bağışın değil; yaklaşık bir asır boyunca kurulan sistemin de sonucu.

6. KAYNAKLAR

  1. Türk Kızılay Kan Hizmetleri – Tarihçemiz
  2. Türkiye Klinikleri – Türkiye’de Kan Temini ve Türk Kızılay: Dün-Bugün-Yarın – Aziz Karaca, Levent Sağdur, Kerem Kınık – Kan Bankacılığı ve Transfüzyon – 2021 – s. 14–19
  3. Türkiye Klinikleri – Dünyada ve Ülkemizde Kan Bankacılığı Tarihçesi – Nigar Ertuğrul Örüç – Kan Bankacılığı ve Transfüzyon Tıbbı Tanı ve Tedavisi – 2025 – s. 1–8
  4. Türk Hematoloji Derneği – Kan Bankacılığı ve Transfüzyon Tıbbı Tanı ve Tedavi Kılavuzu – 2024
  5. Kan Merkezleri ve Transfüzyon Derneği – Ulusal Kan Merkezleri ve Transfüzyon Tıbbı Kongresi Bildiri ve Eğitim Kitabı – Türkiye’de transfüzyon tarihine ilişkin bölüm – 2011