Yara, cilt ve altındaki yumuşak dokuların normal yapısının ve fonksiyonunun bozulmasıyla karakterize sağlık sorunudur. Sağlıklı, normal bireylerde akut yaralar hemostaz, inflamasyon, epitelizasyon ve olgunlaşma gibi düzenli fizyolojik süreçlerle iyileşir. Bu süreç durduğunda, kronik yara oluşabilir. Kronik yaralar genellikle vücudumuzda alt ekstremiteleri etkiler.

Yaralar genellikle akut veya kronik olarak sınıflandırılır. Akut veya kronik yara arasındaki farkı belirleyen net bir zaman çerçevesi olmasa da, kronik yaralar, yaranın iyileşmesini yavaşlatan veya önleyen fizyolojik bozukluklarla ilişkilidir. Yaralar, cilt üzerindeki akut hasar (aşınma, delinme, ezilme), cerrahi ve başlangıçta sağlam olan derinin parçalanmasına neden olan diğer etiyolojiler (örneğin, iskemi, basınç) gibi çeşitli mekanizmalarla oluşabilir. Akut yaralar, genellikle bir tür travma nedeniyle cilt bütünlüğünün bozulduğu bir yaralanma mekanizmasına sahiptir. Travmatik cilt bozulması, küt veya delici mekanizmalardan (silahla yaralanma, hayvan ısırığı, kesici aletle yaralanma) kaynaklanabilir. Yara boyutları, derinlikleri ve lokalizasyonları değişkenlik gösterebilir. Basit veya karmaşık kesikler, sıyrıklar, yanıklar ve doku kayıpları meydana gelebilir. Tedavi, bireysel yaklaşım ve dikkatli bakım gerektirir.

Kronik yaralar, nüfusun önemli bir bölümünü etkileyerek sağlık harcamalarında önemli bir maliyet oluşturur. Bazı hastalık gruplarında iyileşmeyen yara gelişimi riski bulunmaktadır. Bu durumlar arasında arteriyel veya venöz dolaşım bozuklukları, bağışıklık sistemi zayıflığı, yaşlılık, diyabet, romatizmal hastalıklar ve nöropati ya da omurilik yaralanmaları yer almaktadır.

Klinik tablo, genellikle yaranın cinsine göre değişiklik gösterebilir. Sistemik ve/veya lokal bulgular eşlik edebilir. Sistemik bulgular arasında ateş, üşüme, titreme, halsizlik, yorgunluk, bulantı ve kusma bulunur. Lokal bulgular ise, yara bölgesinde deride ağrı, kızarıklık, şişlik, akıntı, morarma, doku defekti ve deride çürüme şeklinde ortaya çıkar.

Yara tedavisinde altta yatan nedene göre yaklaşım son derece önemlidir. Hastanın diyabet gibi bir hastalığı olduğunda, kan şekerinin düzenlenmesi ve medikal tedavi desteği mutlaka sağlanmalıdır. Ezilme yaralanmalarında ilk cerrahi uygulamanın hemen ardından kompartman basıncını azaltmak ve dokuda oksijenlenmeyi desteklemek için hiperbarik oksijen tedavisi etkili olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de, multidisipliner tedavi yaklaşımının yaranın iyileşmesindeki rolüdür. Medikal ve cerrahi tedavilere ek olarak uygulanan hiperbarik oksijen tedavisi, yara iyileşmesinde önemli bir yer tutar. İyileşmeyen yara tabanı sıklıkla hipoksik bir ortam içerir. Hiperbarik oksijen tedavisi, yaranın temelindeki düşük oksijen seviyesini, iyileşme için gereken optimum düzeye yükseltebilir. Ayrıca, dokuda hızla ödemi azaltıcı, bağışıklık hücrelerinin aktivasyonunu artırıcı ve bağ dokusu gelişimini destekleyici etkilerle yaranın iyileşmesine olumlu katkılar sağlar. Yaraların durumuna göre, günde bir seans hiperbarik oksijen tedavisi, bilimsel kılavuzlarda önerilen toplamda 20-40 gün arasında değişen uygulama süreleri ile belirgin şekilde uzuv kurtarıcı rol oynar. Oksijenle kazanılan her santimetre karelik doku, o uzuvunfonksiyonunun korunmasında önemlidir.