Şanlıurfa’da bir kadın doğum uzmanının, doğum sonrası hayatını kaybeden hastası nedeniyle tutuklanması yalnızca bir adli dosya değildir.

Bu karar, zaten hekim bulmakta zorlandığımız riskli branşlara verilmiş ağır bir mesajdır: En zor hastayı kabul ederseniz, sonucun bütün yükü sizin omuzlarınıza bırakılabilir.

Genç bir annenin ölümü büyük bir acıdır. Ailenin gerçeği öğrenme ve varsa ihmalin hesabını sorma hakkı tartışılamaz. Hekimler de hukukun dışında değildir. Ancak ölüm ile suç aynı şey değildir. Komplikasyon ile malpraktis de aynı şey değildir.

Tıp, sonucu garanti eden bir meslek değildir. Hekim, hastasına iyileşme sözü vermez. Bilgisini, deneyimini ve güncel tıbbi imkânları özenle kullanma sorumluluğunu üstlenir. Buna rağmen doğumda kanama, emboli, pıhtılaşma bozukluğu, organ yetmezliği ve çok hızlı gelişen başka ölümcül tablolar ortaya çıkabilir.

Bunların yaşanması tek başına doktorun suçlu olduğunu göstermez.

Kusurdan söz edebilmek için önce dosya incelenir. Hastane kayıtlarına bakılır. Komplikasyonun ne zaman başladığı belirlenir. Müdahalenin zamanında yapılıp yapılmadığı araştırılır. Sevk süreci değerlendirilir. Ölüm ile hekimin eylemi arasında doğrudan bağ bulunup bulunmadığı ortaya konur.

Bütün bunlar uzman bilirkişi incelemesinin işidir. Cezaevi kapısının değil.

Bir tıp hocası olarak asıl endişem geleceğe ilişkindir. Kadın doğum, beyin cerrahisi, kalp damar cerrahisi, çocuk cerrahisi ve acil tıp gibi alanlar zaten ağır nöbet, yoğun iş yükü ve yüksek sorumluluk nedeniyle genç hekimlerin uzak durduğu branşlara dönüşüyor. Şimdi bu tabloya bir de komplikasyon sonrası tutuklanma korkusu ekleniyor.

Tıp fakültesinin son sınıfındaki bir öğrenci bu haberleri görüyor. Önünde iki yol var. Birinde gece yarısı kanamalı hastaya koşmak, saniyeler içinde karar vermek ve bütün çabasına rağmen kötü sonuçta sanık sandalyesine oturmak ihtimali bulunuyor. Diğerinde daha düşük riskli bir uzmanlık alanı var.

Hangi yolu seçmesini bekliyoruz?

Savunmacı tıp böyle doğar. Hekim riskli hastayı almak istemez. Gereksiz tetkik ister. Müdahale etmek yerine sevk etmeyi seçer. Karar vermeyi geciktirir. Kendini korumaya çalışan doktorun karşısında bekleyen hasta ise zaman kaybeder.

Bir süre sonra sistem dışarıdan çalışıyor görünür. Hastanenin ışıkları yanar. Poliklinik kapıları açılır. Cihazlar yerindedir. Fakat en kritik anda sorumluluk alacak insan bulunamaz.

Kamu yönetimi, öfkeyi yatıştırmakla adaleti sağlamak arasındaki farkı bilmek zorundadır. Tutuklama bir ceza değildir. Zorunlu ve istisnai bir koruma tedbiridir. Kaçma veya delil karartma ihtimali somut biçimde ortaya konmadan uygulanması, özellikle tıbbi kusurun henüz belirlenmediği dosyalarda ağır sonuçlar doğurur.

Yetkililer bu yaklaşımı yeniden değerlendirmelidir. İhmal varsa ortaya çıkarılmalı, kusur varsa yaptırımı uygulanmalıdır. Fakat komplikasyonu suç, kötü sonucu da suçluluk delili sayan bir düzen kurulamaz.

Çünkü hekimi korkutarak hastayı koruyamazsınız.

Bir ülkenin sağlık sistemi, doktorların bildikleriyle değil; bildiklerini korkmadan uygulayabildikleri ölçüde ayakta kalır.